• BIST 88.830
  • Altın 144,131
  • Dolar 3,6361
  • Euro 3,8595
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 3 °C
  • Antalya 10 °C

‘Trendeki Kız’ ya da hiçbir suç cezasız kalmaz!

‘Trendeki Kız’ ya da hiçbir suç cezasız kalmaz!
Ali Rıza Özkan yazdı...

Bu hafta gösterime giren bir film, diğer filmlerden daha çok söz edilmeyi hak ediyor. ‘Trendeki Kız’ (The Girl on the Train)’in bir bestseller uyarlaması olduğunu öğrenince belki itiraz edeceksiniz. Ama, ‘bestseller’ her şeye karşı  çıkmayı düşünmeyip merak edenler okumaya devam edebilir.

Şu sıralar bütün Avrupa Paula Hawkins’den söz ediyor. Çünkü, sadece çok satan roman yazarı olarak değil, kendi hayatıyla da sınırları aşan bir öyküsü var, Hawkins’in. Zimbabwe’de beyaz bir ekonomi profesörünün kızı olarak dünyaya gelip, 17’sinde Londra ile tanışan Hawkins uzun süren gazetecilik mesleğini edebiyat lehine bıraktığında kendisini bekleyen zorlukları belki tahmin bile etmiyordu. The Guardian’a anlattığına göre, ‘Trendeki Kız’ romanını yazarken ekmeğe muhtaçtı ve babasının küçük yardımları ile anca hayatta kalabiliyordu.

Elbette, yoksulluk tek başına büyük sanat eserlerinin ortaya çıkması için neden veya koşul değildir. Ancak, ortaya çıkan roman yayınlandığı andan itibaren Ocak Nisan 2015 arasında 120 bin kitap ve 3 milyon e-kitap satmıştı. Bu ilgiyi gören DreamWorks şirketi de derhal romanın film haklarını satın alıverdi. Böyle bir hikâyeyi kimin filme çekeceği sorusuna bence en doğru cevabı bulmuşlardı. Çünkü, Tate Taylor ‘The Help’ (Duyguların Rengi) ve ‘Get On Up’ (James Brown biyografisi) ve ‘Versailles ‘73’ (Amerikan Podyum Devrimi-Moda sektörüne siyahların girişi belgeseli) ile Amerikan demokrasisinin en kişiselleştirilmiş tarihine dokunan filmleri çekmişti. Filmin senaryosu teslim edilen Erin Cressida Wilson ise doğru tercih olduğunu, hayatının en iyi senaryosunu yazarak kanıtladı. Kaliforniya Üniversitesi’nde senaryo dersleri veren Wilson daha önce Türkiye’de de gösterilen ‘Chloe’ (Büyük Hata), ‘Men, women and children’ (Erkekler, kadınlar ve çocuklar) gibi filmlerin de senaryolarını yazmıştı.

Kayıp bir ‘hikâyenin’ peşinde

‘Trendeki Kız’ hayatın kaybedenler tarafına düşmüş, dünyayla ve kendisiyle saklambaç oynayan bir kadının (Rachel Watson) yakın çevresiyle savaşını anlatıyor. Kocası tarafından aldatılarak terk edilmiş, alkolik Rachel her gün sabah treni ile Manhattan’a gider. Her gün eski evinin önünden geçen trenden izledikleri hakkında kendine yeni öyküler uydurur. Ancak, eski komşusu Megan’ı (Haley Bennett) terasta başka bir erkekle öpüşürken görmesi hem kendisinin ve hem de çevresinin hayatını kökten değiştirecektir.

Rachel’in kendi geçmişi ile trajik bir şekilde yüz yüze gelişi, kaybeden olarak hayata küskünlüğünü bir kenera koyup yeniden aktif olmasını sağlar. Ama, aynı anda, kendisini aldatan Anna’yı da (Rebecca Ferguson) özgürleştirir. Çünkü, üç kadınla farklı aşk ilişkisi kurup üçünün de hayatını mahveden Tom (Justin Theroux) sonunda cezasını bulur!

Romanın kısa sürede bu kadar ilgi görmesinin ve anında filme çekilmesinin sırrını da, aslında Tom’un trajik sonu ele vermektedir. Önce Rachel’i Anna ile, Anna’yı da Megan ile aldatan Tom, Megan’ın hamile kalmasıyla planlamadığı bir sorunla baş etmek zorunda kalır. İstemeden de olsa, Megan’ı ortadan kaldıran Tom, aslında kendi hayatını mahvettiğini ilk önce anlamayacaktır. Ta ki, Rachel’in Megan’ın sevgilisi Scott (Luke Evans) ikna oluncaya kadar. Scott’un karısının yasak aşk nedeniyle öldürüldüğünün peşine düşmesi ise, hiç hesapta yokken, bütün izlerin Tom’u göstermesine yol açar.

Gerçeğin bulunmasında kilit rol oynayan Rachel ise, hiçbir konuda bilinçli davranamaz. Zaten, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gizlice doldurduğu suluktan içtiği alkolün etkisi ile bir yıldır işsiz olduğunu dahi unutmuştur. Konuştukları ya halüsinasyonlarıdır ya da kendisine uydurduğu yalanlardır. Gerçekle bağını tümden kaybetmiş, toplumsal statü içerisinde yenilmiş olan Rachel, aldatılmışlığının travmasını Megan’a tepki olarak dışa vurmak isterken hem kendisini hem de kendisini aldatan kadının özgürleşeceği yolu açar.

‘Trendeki Kız’ feminist bir film mi?

Herşeyden önce, mükemmel bir uyarlama ve mükemmel bir sinematografi ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek isterim. Kendi içerisinde çoklu algı düzlemlerine sahip bir kadının çevresine karşı tepkisinin iç içe geçmiş pek çok hikâyeyi çağırması, sonunda ana karakterin merkezinde olduğu bir çözüme ulaşması seyirciyi soluk soluğa bir tempoda tutuyor.

Kadın odaklı bir hikâye olması, kadının özgürleşmesini mesaja taşıması ilk bakışta feminist bir film izlenimi yaratsa da, filmin ve hikâyenin ekseni feminizm değil. Bir erkeğin üç kadının hayatını mahvetmesi ama sonunda bedelini ölerek ödemesini ben, hiçbir suç cezasız kalmaz, özdeyişinin ifadesi olarak yorumluyorum. Ama, isterseniz, kendi kararınızı filmi izledikten sonra, siz verin.

Trendeki Kız (The Girl on the Train)

Yönetmen: Tate Taylor

Senarist: Erin Cressida Wilson (Eser: Paula Hawkins)

Müzik: Danny Elfman

Görüntü Yönetmeni: Charlotte Bruus

Oyuncular: Emily Blunt, Rebecca Ferguson, Haley Bennett, Justin Theroux, Luke Evans, Edgar Ramirez, Laura Prepon, Allison Janney.

ABD, 2016, ‘112

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.