• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Trump’ın Kudüs kışkırtması ve ABD’nin çarpışan 2 stratejisi

Mehmet Ali Güller

Öncelikle belirtelim: ABD Başkanı Donald Trump’ın büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı sürpriz değil, zira seçim vaadiydi. Üstelik Trump’ın İran’ı çevreleme stratejisinin de bir parçasıydı…

Ancak bu seçim Türkiye’deki Trumpseverlerin “Trump ABD’yi emperyalist olmaktan çıkaracak, tekellerle hesaplaşacak, Ortadoğu’ya barış getirecek” hayalleri ve alkışları arasında pek duyulmadı.

Kuşkusuz Trump’ın Kudüs kararı öncelikle ABD’nin Ortadoğu stratejisiyle ilgilidir fakat zamanlaması bakımından Trump’ın iç politik basıncı dengeleme hedefiyle de uyumludur.

ABD’nin Ortadoğu stratejisini ve Trump’ın Kudüs kararını analiz edebilmek için öncelikle ABD devlet aygıtı içindeki çarpışan iki stratejiyi anımsamalıyız.

ABD İÇİ ÇARPIŞMA
Genel saptama şuydu: ABD artık tek süper güç değildi ve 21. yüzyıl Amerikan yüzyılı olamayacaktı. Zira Çin ekonomik olarak ABD’ye yetişecek ve geçecek, Rusya da Avrupa ve Ortadoğu’da etkinlik kazanacaktı. Üstelik 2008 krizi ABD ekonomisini oldukça sarsmış, askeri maliyetleri kaldıramaz hale gelmişti.

Bu gerçeklerden hareketle “ne yapmalı” sorusuna verilen ilk yanıt ve ilk strateji şuydu: ABD “ulus inşa etme” hedefinden vazgeçmeli ve adım adım geri çekilerek içeride ekonomisini sağlamlaştırmalıydı.

İkinci strateji ise şuydu: ABD hâlâ en büyük ekonomik güçtü ve ABD’nin askeri gücü de kendisinden sonraki 10 devletin gücünden fazlaydı. Durum henüz böyleyken ABD geri çekilmemeli, rakiplerini zayıflatacak yeni yangınlar çıkarmalıydı. Nasılsa yangından en az zararı görecek olan yine ABD olacaktı!

Anımsayacaksınız, Barack Obama ABD Başkanı seçilince bu stratejilerden ilkini uygulamış ve Irak’tan asker çekmişti. Ancak ikinci stratejiyi benimseyenlerin ağırlığıyla ABD Suriye krizi üzerinden yeninden Ortadoğu’da hamle yapmıştı.

İki strateji, hâkim sınıfın iki kanadının stratejisiydi ve o yıllar boyunca ABD devlet aygıtı içinde sert çarpışmalar oldu. CIA başkanı gönül ilişkisi üzerinden tasfiye edildi, savunma ve dışişleri bakanlıklarında bakan ve müsteşar düzeyinde tasfiyeler yaşandı.

Obama ara bir formül olarak iki stratejiyi de uygulamaya, birbirine eklemlemeye çalıştı. Tamam, ikinci strateji gereği Suriye üzerinden Ortadoğu’da hamle yapacaktı ama birinci stratejiye uygun olarak asker göndermeyecek, karaya postal değdirmeyecekti. ABD’nin Suriye’deki işlerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üstlenecekti.

Bu iki strateji, yani emperyalist hâkim sınıfın iki kanadı hâlâ çarpışıyor. ABD’deki iç çarpışma ve Trump’ın ekibindeki kimi görevden alma ve istifalar da bu çarpışmanın yansımalarıdır.

KUDÜS KARARI VE 2 SENARYO
Trump’ın Kudüs kararını işte bu iki strateji düzleminde incelemeliyiz. Bu durumda karşımıza şu iki senaryo çıkmaktadır:

1) Trump Ortadoğu’da İsrail-Filistin anlaşması ile yüzyılın barışını yapmak istemektedir ve Kudüs kararı bu hedefin gereğidir.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile görüşen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bu izlenimi edindiğini açıklamaktadır: “Tillerson, ABD'nin İsrail-Filistin krizini tek hamlede çözecek yüzyılın anlaşmasına imza atmak istediğini söyledi. Rusya olarak bu anlaşmanın nasıl olacağını öğrenmek istiyoruz.” (Sputnik, 8 Aralık 2017)

Rusya’nın Trump’ın Kudüs kararı sonrası net bir tutum almadığını ve sadece “taraflara itidal çağrısı” yaptığını not edelim.

Diğer yandan İsrail’in Kudüs İşlerinden Sorumlu Bakanı Zeev Elkin’in Trump’ın “birleşik Kudüs” vurgusu yapmamasına dikkat çekmesi ve açıklamasıyla aslında Kudüs’ün doğusunun Filistinlilere verilmesine kapı araladığını savunması dikkat çekiciydi. (Sputnik, 8 Aralık 2017)

Yine anımsamakta yarar var:

Trump İran’ı çevreleme stratejisinin gereği olarak İsrail-Suudi Arabistan-Mısır üçgeni inşa etmeye çalışırken dikkat çeken gelişmeler olmuştu:

a) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Kızıldeniz’de bir yatta buluşmuştu.

b) Ardından Trump’ın damadı Jared Kushner, yanında Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt ve Beyaz Saray Ulusal Güncelik Danışman Yardımcısı Dina Powell’la birlikte bölgeye gelmiş, önce 4 gün Riyad’da temaslar yapmış, ardından da Tel Aviv’e geçmişti.

c) Bu ziyaretin ardından Veliaht Prens Muhammed bin Selman ülkesinde bir saray darbesi yapmış ve bakan ve iş adamı olan onlarca prensi gözaltına almıştı.

d) Kushner’in temaslarının ardından ayrıca Filistin lideri Mahmud Abbas da Riyad’a çağrıldı ve kendisine “ya Trump’ın sunacağı barış planını kabul et, ya da görevi bırak” ültimatomu verildi.

2) İkinci senaryoya göre ise Trump “yaratıcı kaos” planlamaktadır.

Suriye’de savaşı başlatan ama barışı kotaramayan, bölgede inisiyatifi Rusya’ya kaptıran ABD yeni yangınlar çıkarak yangından Rusya’ya göre daha az zarar görmeyi beklemektedir.

ABD Kudüs hamlesi ile Ortadoğu’da Suriye’den sonra ikinci bir cephe açarak oyun alanını genişletmeyi, İran’ı çevrelemeyi ve yeni ülkeleri de dahil ederek bölgedeki cepheleşmeyi keskinleştirmeyi hedeflemektedir.

AKP LAFLA DEĞİL EYLEMLE YANIT VERMELİ!
Bize göre bu iki stratejinin de ABD açısından başarı şansı yok. Kuşkusuz bölgeye zararlar verecektir ama kesinlikle ABD’nin kazanmasıyla sonuçlanmayacaktır!

Dolayısıyla mesele gelip “peki biz, yani bölge ülkeleri ne yapacağız” sorusunda düğümlenmektedir.

Kuşkusuz bölge ülkeleri, özellikle de ABD’yle “Ilımlı İslamcılık” ilişkisine girmiş ülkelerin taşeronluğu ABD’nin Kudüs ve benzeri hamleler yapabilmesinin zemini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bölge halkları açısından temel görev bu tür yönetimlerden kurtulmaktır.

Fakat halklar düzleminde bu temel görev sürerken, daha acil olanı ülkeler düzleminde yapılması gerekenlerdir.

AKP Hükümeti ise daha önceki sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da sadece laf üretmektedir. İktidar “Kudüs meselesinde” samimiyse lafla değil eylemle yanıt vermelidir: ABD ve İsrail’le diplomatik ilişkileri askıya almaktan büyükelçileri geri çekmeye, ikili anlaşmaları dondurmaktan İncirlik Mutabakatı gibi çok önemli bir belgeyi yırtmaya kadar yapılabilecekler var.

Öyle tabanın gazı alınsın diye alt geçitteki Trump tabelasını değiştirmekle ciddi devlet olunmaz!


 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)