• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 19 °C

Turizmdeki krizi bir de emekçiden dinleyin

Turizmdeki krizi bir de emekçiden dinleyin
Turizm emekçisi Cafer Yelsali: Bazı otel sahipleri iflas açıklaması yapmak istiyor ama hükümet izin vermiyor. Turizm sektöründeki patronların çoğu AKP’li oldukları için hareket edemez hale geldiler.

Çağdaş Gökbel/ABC Gazetesi

Haziran aynının sonlarına gelmiş olmamıza rağmen Antalya hayalet bir kenti andırıyor. Türkiye’nin Rusya ile yaşadığı kriz sonrası, iktisadi çöküşün yakıcı etkisini artık daha şiddetli hissediyor Antalya. Bugüne dek turizmde yaşanan sorunları hep otel sahiplerinin cephesinden dinledik ve onların bakış açısından Antalya’da yaşanan krizi anlamaya çalıştık. Bu ezberi bozmak için genç bir turizm emekçisi Cafer Yelsali’ya mikrofon uzattık.  Cafer Yelsali  turizm alanında yaşanan krizin emekçilerin cephesinde nasıl hissedildiğini Çağdaş Gökbel’e değerlendirdi.

Mevcut yönetim anlayışıyla Antalya’nın bu krizden çıkamayacağına dikkat çeken Yelsali, ülkedeki güvenlik açığının devam ettiği müddetçe yabancı turistin Türkiye’yi tercih etmeyeceğinin altını çizdi.

Kaç yıldır turizm sektöründe çalışıyorsunuz ve bu sektörde çalışmanın zorluklarını anlatır mısınız?

Turizm alanında 7 yıldır çalışıyorum. Turizm emekçisinin kolay bir yaşam tarzı yok. Gece vardiyasında çalışıyorsa, ailesini göremediği zamanlar bile olur. Eğer karı koca aynı sektörde çalışıyorsa ve vardiyaları farklıysa bu biraz daha katlanılmaz bir hal alıyor. Bu ciddi bir sıkıntıdır ve işletmelerin bu konuda anlayışlı olduğunu söyleyemeyiz. İşletmelerde vardiyaların bu şekilde düzenlendiğine çok nadir rastlarsınız. Yani evli iki insanı aynı vardiyada çalıştıralım duyarlılığını göstermezler. Turizm işçileri çoğu otelde 8 saat çalışır. Fakat bu süreye yolda geçirilen zamanı da eklediğinizde 11-12 saate kadar çıkmaktadır. Uzun bir yol serüveni vardır turizm emekçisinin.

dsc_0015.jpg

“TURİZM İŞÇİSİNİ TAM BİR KÖLE HALİNE GETİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

İş güvenliği konusuna gelecek olursak; özellikle mutfak bölümünde görev alan arkadaşlarımızın ciddi bir tehlike altında çalıştığını söyleyebilirim. Kesici aletlerle ya da fırın, ocak gibi yanma riski olan alanlarda çalışıldığından daha bir özenli olmak gerekmektedir. Ancak otel sahipleri işin niteliğinden çok hızına baktıkları için iş güvenliği bir kenara itiliyor. Servis elemanları da aynı şekilde yoğun bir tempoyla çalıştırılıyor. Halbuki servis dediğiniz şey sakin ve yavaş yapılması gereken bir iştir. Patronlar, bu şartlar altında kaliteyi de yükseltebileceklerini sanıyorlar. Kat görevlileri de kötü durumda 10 dakikada bitirilmesi gereken bir odayı 5 dakika da bitirmeleri bekleniyor. Eleman azaltıp, bir yandan da hızlı olunmasını istiyorlar. Alınan ücretler asgari ücret düzeyinde. 1300TL’ye bile zoraki razı oldular. Turizm sektöründe bu ücrete mahkum olarak çalıştırılmak korkunç bir şey. Departmanlarda yapılan işlere göre ücretlerin artması gerekiyor. Örneğin; mutfakta çalışan biri 2000-2500 arası maaş almalıdır. Yine serviste bölümünde çalışan birisinin maaşı 1800-1900 düzeyinde olmalıdır. Dinlenme ve tatil olanaklarına gelecek olursak, standart bir günlük izin hakkımız var. Senelik izin ise bizim sektörde biraz zor. Çünkü 6 ay çalışır 6 ay da askıda kalırsınız bu nedenle senelik izni hak etmeniz zordur. Hele şimdi kriz döneminde bir günlük izne veya iki dakikalık çay molasına bile gözlerini dikmiş durumdalar. ‘Haftalık tatilini sonra vereceğiz. Senelik izin olarak kullanırsın. Bir seferde mola yapmayıver, çay içmeyiversen ne olur’. Bunun gibi gerekçelerle turizm işçisini tam bir köle haline getirmeye çalışıyorlar. Anladığınız üzere turizm sektöründe çalışmak kolay değil.

Türkiye’nin Suriye’de Rusya’nın savaş uçağını düşürmesiyle birlikte Türkiye ve Rusya arasında ciddi bir kriz yaşandı. Rusya vatandaşlarına Türkiye’ye gitmemeleri konusunda çağrıda bulundu. Bu krizden haliyle turizmde etkilendi. Bu etkiyi bize biraz anlatır mısın Antalya’da neler oluyor?

Rusya geriliminden sonra sektörde ciddi bir kayıp var. Bakanımız kaybın %50 olduğunu söylüyor ancak gerçekler böyle değil. Turizmdeki kayıp %90 civarında. Özellikle Antalya’nın ilçeleri bu krizden ağır yara aldı. Belek’in bir bölümü ve Kemer’in tamamı bitmiş durumda.  Antalya ve ilçeleri Rus turistlere çalışıyordu ağırlıklı olarak. Haliyle Rusya ile yaşanan bu çekişmeyi yüzdeye vurursak direkt olarak %70 oranında Antalya’yı etkiledi. Şehir merkezinde bile hissedilen bir boşluk var. Bu aylarda tıklım tıklım olması gereken Kaleiçi, Konyaaltı sahili bile boş durumda. Krizi sadece Antalya ölçeğinde değerlendirmek doğru değil. İstanbul, İzmir ve Bodrum gibi yerler de büyük sorunlarla karşı karşıya kaldı. Tabii Antalya Rus turist yönünden daha büyük bir cazibe merkezi olduğundan şuanda gerçek manası ile çökmüş durumda.

“PATRONLAR İÇ PİYASADAN GELECEK PARAYI UMURSAMIYOR”

Şimdi bir de tüm bu sorunlar yokmuş gibi Almanya ile kriz yaşar hale geldik. Zaten en önemli para girişi Alman turistler sayesinde oluyordu. Almanların ekonomik durumu Ruslara göre daha iyi olduğu için turizm alanının uzandığı her sektör kazanıyordu. İstanbul’da yaşanan patlamalar ve Alman vatandaşlarının hayatını kaybetmesi sonrası, Almanlar da Türkiye’ye gelmemeye başladı. Soykırım meselesi bu işin zirve noktası oldu diyebiliriz. Hal böyle olunca başka ülkelere yönelmeye çalışıyorlar ama ülkede güvenlik sorunu var. İsrail’e yönelmeye çalıştılar, adamların vatandaşları ülkemizde öldü. Türkiye böyle bir ortamda cazibe merkezi olamaz. İktidar diğer sektörlerde yaptığı tahribatı turizm sektöründe de gerçekleştirdi. Otelcilikten anlamayan inşaat işinden başka bir iş bilmeyen kişileri otel sahibi yaptı. Antalya’da vizyonsuzluk almış başını gidiyor ve bu kafayla turizmi düzelteceklerini sanıyorlar. Şimdi iç piyasa derdine düşmüş gibi görünüyorlar ama o da yalan iç piyasa umurlarında değil. Bunun nedeni çok basit içeride yaşayan insanımızın ekonomik durumu lüks otellerde kalabilecek düzeyde değil. Genelde insanlar iki günlüğüne bir pansiyonda kalmayı tercih ediyorlar. Zaten iç piyasadaki imajı da düzgün değil turizm sektörünün. Patronlar iç piyasadan gelecek parayı umursamıyor. Bunun nedeni de dışarıdan gelecek olan insanlardan daha fazla kar elde etmeleridir.

Türkiye’nin yurt dışındaki imajı ve sempatisi kaybolmuş durumda tüm bu olumsuz tablonun düzelebileceğini düşünüyor musun?

Dış politikadan kaynaklı olarak ciddi bir biçimde sempatisini kaybetti bu ülke. Sırf Suriye’nin içinde namaz kılacağız hevesiyle bir maceraya atıldılar ve bu felaketle sonuçlandı. Rusya’nın uçağını düşürmenin hiçbir mantığı yoktu ve Türkiye şu anda Suriye sınırından içeri burnunu dahi uzatamıyor. Her şeye para eksenli bakan ve tanrısı kapitalizm olmuş bir toplumun tüm bu akıl dışı hamleleri halen daha destekliyor olmasına şaşırmıyorum. Antalya’ya gelen Ruslar ya da Almanlar bizim misafirlerimizdi. Burada size bir ironiden bahsetmek isterim. Otel sahipleri çalışanlarına misafir deme zorunluluğu getirir ancak kendileri gelen insanlara müşteri gözüyle bakarlar. Bu gelen insanlarla artık bir bağımız vardı ve siz para kazandığınız, ekmek yediğiniz bir ülkenin uçağını düşürüp pilotunun ölmesine neden oldunuz. Aynı tavrı Rusya bize göstermiş olsaydı ne hisseder ne düşünürdük. 

dsc_0014.jpg“GÜVENLİK SORUNU OLAN BİR ÜLKEYE KİMSE GELMEZ”

Antalya’da düzenlenen Expo 2016’dan bile artık ümidini kesti otel sahipleri. Rusya ile yaşanan bu çekişme sadece otelleri değil Antalya’daki tüm sektörleri vurdu. Yaş sebze ve meyve ihracatı sıfır noktaya geldi. İnsanımız biraz önce belirttiğim hususta empati yapamadığı için kriz bu hale geldi. Filmin sonunda ben daha da kötü şeyler bekliyorum. Şimdi bazı otel sahipleri iflas açıklaması yapmak istiyor ama hükümet izin vermiyor. Turizm sektöründeki patronların çoğu AKP’li oldukları için hareket edemez hale geldiler. Şimdi, Hindistan, Çin ve Uzak Asya’dan müşteri getirme telaşına düştüler. Buradan müşteri getirmek çok zor. Bahsi geçen ülkelerin özellikle Hindistan’ın gelir düzeyini göz önünde bulunduracak olursanız, bunun bir hayal olduğunu idrak edersiniz. Güvenlik sorunu olan bir ülkeye kimse gelmez. Bugün bana Suriye’nin herhangi kentinde on günlük ücretsiz tatil vaat etsinler asla gitmem. Turizm meselesini de bu perspektiften düşünmek zorundayız. Anlayacağınız kimse ölmek için bir ülkeye gitmez.

Turizm meselesi bugüne dek hep patronlar cephesinden ele alındı. Turizmde yaşanan krizle ilgili olarak sendikalar ve işçiler nasıl bir çalışma yürütüyor?

Sendikalar konusunda şunu düşünüyorum; bence işçiler sendikalardan umudunu kesti. Bu cümleyi kurmamdaki sebepleri sıralayacağım. Sahada en örgütlü sendika TOLEYIS. Sadece Antalya bölgesinde 20 bine yakın üyesi var. Örgütlülük sayısına bakıp aldanmamak gerek. Toplu İş Sözleşmesi konusunda berbat bir durumdalar. Toplu iş sözleşmesi zamanı bir yemek yeniyor iş tatlıya bağlanıyor ve herkes dağılıyor. Bir toplu iş sözleşmesi imzalanıyor ama ücretler yine asgari ücret düzeyinde kalıyor. Belki ramazanda erzak yardımı vs. gibi şeyler alınıyor hepsi bu. Haliyle arkadaşlar “ben böyle bir sendikadan ne umacağım” diyor. Burada bir umut kırıcılık var ve bu çok tehlikeli. Bir de üzerine aidat alıyorlar zaten bildikleri en iyi şey de bu. TURKON-İŞ gibi bir sendika var, ben bile daha ne yaptıklarını anlayabilmiş değilim. Benim de eskiden yöneticiliğini yaptığım DİSK’e bağlı DEV-TURİZM İŞ Sendikası var. Ancak onların da otellerde toplu iş sözleşmesi süreçlerine girebildiğini söyleyemem. OLEYIS diye bir sendika var, bu sendika da iktidar yanlısı olduğu için bir şey talep edemiyor. Bakın ülkedeki örgütlü mücadele tükenme noktasında benim önerim işçilerin inisiyatifi alması gerektiği yönünde, gerekirse zorla. Aksi takdirde patronlarımız farklı alanlardan geldikleri için örgütlenmeyi nasıl engelleyebileceklerini çok iyi biliyorlar. Bir sendikal yapılanmada olması gereken başkanının da herhangi bir üyenin de aynı iş kolunda emek veriyor olmasıdır. Bunun en iyi örneği Bank Sen’dir. Bursa’daki Metal Fırtına’dan sonra oradaki işçiler, bağımsız bir sendikal örgütlenmeye gittiler. Bunu iyi bir örnek olarak görüyorum.

Mevcut krizin düzelmesiyle alakalı da bazı temel yaklaşımların sorgulanması gerektiği kanaatindeyim. Her şey dahil sistemini değiştirmeliyiz ve kalite standartlarını biraz daha yükseltmeliyiz. Kaliteyi yükseltmek istiyorsak da emekçilerin çalışma koşullarını iyileştirmeliyiz. Patronların bakış açısına bakarsak fiyatları aşağı çekelim ve nicelik olarak bir artış sağlayalım derdindeler. Akıl tutulması yaşıyorlar bu zihniyetle turizmin içine sürüklendiği girdaptan çıkabileceğini düşünmüyorum.

dsc_0018-001.jpg

Turizm iş kolunda çalışan ve emek veren arkadaşlarına nasıl bir mesaj iletmek istersin?

İşçilerin tam da bu kriz dönemini fırsat bilerek bazı şeyleri ele alması gerekir. İnadımızı sürdürmek ve mücadele etmek zorundayız. Ben bu sektörde çalışıp işini severek yapan insanları biliyorum. Örneğin; Aşçılığı seven, yemek yapmaktan haz duyan ve bunu bir yaşam tarzına dönüştürmüş insanlar var. Keza garsonluk bugünlerde masaya çay bırakmak şeklinde algılanan bir iş olsa da aslında öyle değil. Servis elemanı olabilmeniz için iyi bir kültürel birikime sahip olmanız gerekir. Diksiyon ve iletişim kabiliyetiniz güçlü olmalıdır. Misafirle her alana ilişkin diyalog kurabilmelisiniz. Ben tüm bunların farkında olan ve işini severek yapan insanların kaybedilmesini istemiyorum. Bu insanlar küstürülür ve kaybedilirse Türkiye’de turizm diye bir şey kalmayacak. O yüzden de işini seven insanların inisiyatif alması gerektiğine inanıyorum. 27 Eylül dünya turizm işçileri gününde gönlüm işçilerin söz sahibi olmasından yanadır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)