• BIST 90.383
  • Altın 144,813
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 14 °C

Türk Sağı ne zaman Vatan, Millet Cephesi kuruyor?

Deniz YILDIRIM

Bir süredir muhalefet hattında birleşik seçenek tartışmaları yeniden canlandı. Bu canlanmada bizim tarafa bakmak elbette önemli. Ama bugün “karşı taraf”ın stratejisine bakmayı ve buna bakarak bugüne ve yakın geleceğe dair bazı saptamalarda bulunmayı öneriyorum.

Türkiye’de sağın bir iktidar ve hegemonya stratejisi olarak milliyetçi cepheleşme siyasetine yönelmesi tarihsel olarak hangi koşulların ürünüdür ve nasıl sonuçlar üretmektedir? Genel soru budur.

Kuşkusuz Türkiye’de sağın milliyetçi-muhafazakar damarı öne çıkarması aniden ortaya çıkan bir gelişme değildir. Buna karşın “merkez sağ” olarak bilinen siyasal partilerin bir iktidar stratejisi ve cepheleştirme yolu olarak milliyetçilik stratejisine yönelmesi belirli koşulların, ama en çok da derinleşen yönetme krizlerinin, hegemonya krizlerinin ürünüdür.

1950’li yılların sonuna doğru Menderes yönetimindeki Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi oluşturma stratejisine yönelmesi; 1970’lerin ortalarından sonuna doğru Adalet Partisi öncülüğünde radikal sağ ittifakların Milliyetçi Cephe hükümetleri oluşturması ve şimdi 2015 sonrasında, özellikle de 7 Haziran’ın ardından Saray etrafında örülen yeni cepheleştirme stratejisi olarak “Yerli-Milli Cephe” siyaseti.

Tesadüf müdür? Hangi koşulların ürünüdür? Neden en başta yönelmemişlerdir? Bu sorular sadece teorik bir tartışma, akademik bir çalışma zemininde anlamlı değil; aynı zamanda politik pratik yönümüzü belirlemek adına da önemlidir.

Önce kısa kısa, sözünü ettiğimiz bu cepheleştirme stratejisinin özelliklerine bakalım.

Vatan Cephesi Stratejisi

Demokrat Parti 1957 seçimlerinde oy kaybetmiş ve gerileme eğilimi başlamıştır. Kitle seferberliği açısından çanlar çalmaya başlamıştır, ekonomik göstergeler ve halkın refah koşulları kötüleşme yolundadır. DP’nin ilk kez yüzde 50’nin altına düşmesiyle birlikte muhalefet kanadında yer alan partiler DP’nin “çoğunlukçu” meşruluk/demokrasi yaklaşımını çürütmeye yönelmiştir. İşte Vatan Cephesi, tam da bu gelişmelerin üstüne DP’nin 1958 yılından itibaren ilan edip örgütlediği yeni cepheleşme ve hegemonya stratejisidir. 

Hegemonya, özünde siyasi zıtlıkları ve buna dayalı cepheleşmeleri belirleyen olabilmek ve buna göre zıtlığın bir tarafını (çoğunluğunu) kendi etrafında toplayabilmektir. Demokrat Parti de buna yönelmiş; çözülenin yerine yeni bir cepheleştirme stratejisi kurmuş, siyasal alanı “Vatan Cephesi” ile “Nifak Cephesi” şeklinde ikiye bölmüş, kendisini vatan, millet, bayrak cephesinin temsilcisi olarak yansıtarak halkı DP’li olsun olmasın Vatan Cephesi’nde örgütlenmeye çağırmıştır. Bu açıdan cepheleştirme stratejisi, partileri aşan, ama bir partinin etki alanını genişleten karakterdedir. DP’nin Vatan Cephesi kurmaya yönelmesi ise şaşırtıcı değildir. Türkiye’de sağ ne zaman sarsılsa, tabanı kırılganlaşmaya başlasa en kolay yol olarak Vatan, Millet siyasetine başvurmaktadır. DP de bunu kurtuluş görmüş; dağılmaya başlayan hegemonyasını yeniden toparlayacak bir cepheleştirme stratejisi bulurken; aynı zamanda muhalefet cephesi üzerindeki baskı - sindirme operasyonlarını arttırma ve iktidarı her ne olursa olsun bırakmama adına bir diktatörlük projesini de meşrulaştırma yoluna yönelmiştir. Sonuç ortadadır. Artan toplumsal huzursuzluklar, sokak eylemlilikleri, krizler ve uluslar arası değişen güç dengelerinin sonucunda Vatan Cephesi, Sezarcı bir askeri müdahaleyle 27 Mayıs’ta son bulmuştur.

Milliyetçi Cephe Hükümetleri

Adalet Partisi öncülüğünde 1975-78 yılları arasında kurulan iki Milliyetçi Cephe hükümeti de bu stratejiyle bağlantılıdır. Sağın kendisini “muhafazakar ve demokrat” kimlik etrafında merkeze taşıma siyaseti genişleyici stratejisinin kabul gördüğü ve toplumsal olarak köklü şekilde sorgulanmadığı dönemlerin ürünüdür. Buna karşın 70’ler merkez sağ siyasetin toplumu bu projeyle denetleme ve sağlam bir hegemonya oluşturma kapasitesinin de giderek daraldığı yıllardır. Bir yandan işçi ve öğrenci hareketlerinin yükselişi; diğer yanda Ecevit öncülüğünde Halkçı stratejinin sağın ana temsilcisi Adalet Partisi’ni geride bırakarak yüzde 40’lara ulaşmasıyla birlikte sağın yeni bir iktidar ve cepheleştirme stratejisine yönelmesi gündeme gelmiş ve bu kez MHP ve MSP gibi radikal sağ unsurları hükümete ve kadrolaşma yoluyla devlete taşıyacak şekilde bir Milliyetçi Cephe stratejisi izlenmiştir. Böylece Vatan Cephesi deneyiminin de ötesine geçilmiş ve ilk kez ülkede bir hükümet bu cephe stratejisiyle anılmıştır: Milliyetçi Cephe.

Milliyetçi Cephe stratejisi, Adalet Partisi’ne CHP karşısında kaybettiği çoğunluk üstünlüğünü radikal sağla uzlaşarak yeniden elde etme/hükümet kurma; MHP ve MSP gibi partilere iktidar oyununa ortak olarak devletleşme imkanı verirken; aynı zamanda da yükselen sola, işçi ve öğrenci hareketlerine karşı kontrgerilla faaliyetlerinin, siyasi cinayetlerin artışını getirmiştir. Yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği, yönetilenlerin de eskisi gibi yönetilmek istemediği koşullara sağın yanıtı olan bu Milliyetçi cepheleştirme stratejisi de sorunlara çözüm olmadığı gibi, kısa bir süre sonra yeni bir Sezarist müdahale gerçekleşmiş ve 12 Eylül darbesi olmuştur. Darbe yönetimi, Milliyetçi Cephe stratejisinin ideolojik özünü Türk-İslam Sentezi olarak paketleyip resmi ideolojiye dönüştürmüştür.

Saray’ın Yerli ve Milli Cephesi

Daha önce çeşitli yazılarda ifade ettik. İktidara DP ve AP gibi bir merkez sağ parti görüntüsü vererek gelen AKP, bu amaçla genişleme döneminde yine liberal-muhafazakar bir strateji izlemiştir. Ancak işlerin kötüye gitmeye başlamasıyla, anlamlı ilk oy kaybının da ötesinde 7 Haziran’da ilk kez tek başına iktidar olanağını da yitirmesiyle yeni bir cepheleştirme stratejisine yönelmiştir. Bu strateji, AKP’yi de aşan ve siyaseti “yerlilik-millilik” etrafında yeniden cepheleştirmeye yönelen Saray merkezli ve özellikle de devletin zor aygıtlarını da çevresinde toplamayı amaçlayan bir karakterdedir. Saray bunu şimdilik başarmış; bir yandan zor aygıtlarını bu stratejiye dayalı olarak etrafında kenetlerken, diğer yandan da sağın diğer unsurlarını/siyasi aktörlerini etkisizleştirmiş, bu kesimlerin tabanını da 1 Kasım sürecinde kısmen kendisine çekmiştir. MHP kongresiyle, Bahçeli’nin kalmasıyla bu kadar ilgilenmeleri de bu nedenledir. Halihazırda bu strateji sürmektedir. Başkanlık görünümlü diktacı rejim dönüşümü tamamlanana kadar sürdürülmesi, derinleştirilmesi planları da ortadadır.

Genel Tabloyu Nasıl Yorumlamalı?

Burada kritik nokta şudur: 1950’li yılların başında Türkiye’yi Atlantik İttifakı’na, NATO’ya sokmak için Kore’ye Mehmetçik’i gönderen, Mehmetçik’i Coni ölmesin diye feda eden bir siyaset ne olmuştur da 1950’lerin sonuna gelindiğinde Vatan’ı hatırlamıştır? Büyük bir vatan sevgisi midir? Zorunluluk mudur?

70’lerde Gladyo’nun Türkiye’de sopası olanlar, kontrgerillayı örgütleyenler, ABD ve emperyalizm karşısında kuzu olanlar, Türkiye topraklarını yabancı askeri üslerle donatanlar ne olmuştur da Milliyetçi Cephe kurmaya yönelmiştir?

“Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım” diyenler; Türkiye’yi ABD ve NATO projelerinde görevli hale getirenler, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ABD’nin “Ilımlı İslam” siyasetinde model haline getirilenler, ne olmuştur da bugün “Yerli ve Milli” siyaseti hatırlamak zorunda kalmıştır?

Büyük vatan sevgisi değil; zorunluluktur.

Her üç cepheleşme deneyimi de gösteriyor; Türkiye’de sağ yönetme kabiliyetini yitirdiğinde, otoriterleşme ve gayri nizami harp teknikleriyle sokağı, hayatı, muhalefeti baskılama yoluna gitmek dışında seçeneği kalmadığında bu cepheleştirme stratejisine başvurmaktadır. Başta “liberal, muhafazakar, demokrat”; sonra Milliyetçi. Adının Vatan Cephesi, Milliyetçi Cephe ya da Saray Cephesi olması genel sonucu değiştirmez; sözkonusu cepheleştirme stratejisi çözülmenin, zayıflamanın ve genellikle ilkbaharın değil, sonbaharın göstergesidir. Karşıda bir başka cephe olasılığının belirmesi, muhalefetin güçlenmesi, iç ittifakların eski stratejilere göre ayakta kalamaması/çözülmesi, Türkiye’de sağı bu son yönetme/cepheleştirme stratejisine yöneltir. Saray da bu çizgiyi sürdürmekte.

Türkiye’yi NATO’ya sokanlar; Amerikan üslerinin, 6. Filonun bekçiliğini yapanlar, BOP Eşbaşkanlığı görevlerini yürütenlerin Milli stratejisi, emperyalizme ülkemizde bu denli alan açmış siyasetlerin ülke içinde ellerinde kalan son seferberlik aletidir. Ne olursa olsun NATO sınırları içinde kalan bir “millilik” stratejisi; emperyalizme karşı olduğu için değil, artık işlevsiz olduğu için dışarıya diklenir. Uluslar arası alanda yalnızlaşma, dış politik ittifakların, kullanılma ilişkilerinin zayıflaması, içeride baskıyı arttırırken yeni ittifaklarla iktidara tutunma arayışı. Toplayın, sonuç ortadadır.

Belirttik, sağın Vatan Cephesi ve Milliyetçi Cephe stratejisi daha önce dağılan hegemonyayı uzun süre ayakta tutmaya yetmemişti. Ancak her iki deneyimin de ortak yanı, bu kırılganlığın askeri zor aygıtı tarafından Sezarcı bir müdahaleyle, darbeyle tamamlanmış olmasıdır. Bugün üçüncü cepheleştirme deneyiminin de böyle sonuçlanmaması için, “biz ne yapacağız?” tartışmasını hemen tamamlamak ve bir başka cepheleştirme stratejisiyle yeni bir kurucu iradeyi örgütlemek zorundayız.

Bu kez farklı olsun. Biz kazanalım. Türkiye halkları, emekçi halk, demokrasi, laiklik ve halkçı cumhuriyet cephesi kazansın. Artık belirleyicilik karşıda değil, bizim bu amaçla ne yapacağımızdadır. 

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.