• BIST 107.702
  • Altın 145,380
  • Dolar 3,5104
  • Euro 4,1211
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 30 °C

Türk sinemasından 2016'da kalanlar, 2017'ye devredilen umutlar

Türk sinemasından 2016'da kalanlar, 2017'ye devredilen umutlar
Sinema yazarımız Ali Rıza Özkan'dan sinemanın bilançosu

Ali Rıza Özkan
Yeni yıla girerken, sinemamız adına küçük bir bilanço çıkarmak istedim. 2016 olumlu ve olumsuz yanlarıyla sinemamız için önemli bir yıl oldu. Ama, önce sinema üzerindeki olumsuz etkileri ele alalım.
En genel ifade ile, 2016'nın Türk sineması için beklentileri karşılamadığını söyleyebiliriz. Sinemamızı negatif etkileyen faktörlerin başında 15 Temmuz Fetöcü darbe girişimi geliyor. Bütün kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyeti'ne ve milletimize hain bir saldırı olan 15 Temmuz'un sinemaya da hem salonlarda seyircinin azalmasına ve hem de pek çok yapımcının karamsarlığa kapılması nedeniyle, olumsuz etkisi olduğunu tespit etmeliyiz.
Seyirci sayıları açısından değerlendirirsek, iki yıldır 59-60 milyon bandında seyreden seyirci sayısının yaklaşık % 10 artışla 65 milyona ulaşmasını bekliyordum. Türk sinema seyircisi sayılarının meyve ağaçları gibi bir yıl dinlenip ertesi yıl yukarı çıkış yapan bir öazlliğe sahip olduğunu 2010 yılından beri tespit ediyorum. Seyirci tepkileri şu ana kadar beni şaşırtmadı. Ancak, iki yıl üst üste sayılarında "dinlenme" sözkonusu olursa, bu durum üçüncü yıla % 10'un üzerinde bir artışla yansıyordu. 

Ancak bu yılın olağanüstü koşullarında bu artış sağlanamadı. Beklentimin tersine, resmi rakamlara göre seyirci sayısında % 3'ün üzerinde bir azalma sözkonusu. Yerli filmler alanında azalma % 8.8 olarak görünüyor. Aslında, on yılı aşkın olağan eğilimler içerisinde değerlendirirsek, seyirci sayısındaki azalmayı % 10'un üzerinde değerlendirmemiz gerekir. Bu da, Türk sineması adına en az 70 milyon TL civarında bir kayıp anlamına geliyor. Fetöcü terör örgütünün sinemamıza verdiği zararın nakit karşılığı olarak ifade edebileceğimiz bu rakamın çok ötesinde, asıl zarar ise yapılamayan filmler, yarım kalan diziler üzerinden yaratılan psikolojik tahribattır.

Pek çok sinema yazarı hoşnutluğunu ifade etse de, gösterime giren korku filmi sayısındaki azalmayı başta korku filmleri yapımcılarının ve yönetmenlerinin ciddiye alması gereken bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Buradaki temel sorun, açıkça ifade etmek gerekirse, öekilen film sayısındaki azalma değildir. Deyim yerindeyse (ve bu işi ciddiye alan yapımcı ve yönetmenleri tenzih ederek söylüyorum), "ipini koparan" korku filmi çekmeye soyundu! Bu durumda, majör film dağıtımcıları, haklı olarak, korku filmlerini dağıtım kataloglarına almamaya özen gösterdiler. Halkı bir tepki olan bu davranış, kısmen küçük dağıtımcılara yarasa da, genel olarak söylersek, ilk 100 film içinde ilk korku filminin (Siccin 3) ancak 58. sırada kendisine yer bulabilmesi, herkesin korku sinemasının geleceği üzerine yeniden ve ciddiyetle düşünmesini zorunlu kılıyor. 

Yapımcılar ve yönetmenler seyircinin kaçmakta olduğunu idrak edemezlerse, daha doğmadan kendi ellerimizle Türk korku sinemasının cenaze törenini düzenlemek durumunda kalacağız. Halbuki, Türk korku sineması dünya sinemasına yeni değerler katacak zenginliği ve çeşitliliği barındırıyor. Üstelik, geçen yıl itibariyle, 3 milyon gibi, yeni bir türün oluşmasına yetecek kadar seyirci potansiyeline de sahiptir. Sorunun çözümü akıllı ve sorumluluk sahibi yapımcı ve yönetmenlerin korku sinemasına ciddiyetle yaklaşmasına bağlıdır.

Bu yıl gösterime giren 23 yerli korku filmi 1.469.79 seyirci ile geçen yıl 3 milyon yerli korku filmi seyircisinin yarısına bile yaklaşamadı. Daha önce de uyardım, uyarmaktan bıkmayacağım. Çünkü, korku filmlerimizde dünya sinemasına etkide bulunacak büyük bir yenilik kapasitesi olduğuna inanıyorum. Ancak, seyircisini bir kere küstürdü mü, yerli korku sinemasının tarih içerisinde küçük bir sapmaya dönüşebileceğini de görüyorum. Özellikle liseli gençlerin rağbet ettiği bu türün yapımcıları ve yönetmenlerini 217'de ciddi bir sınav bekliyor.

Sinemamızın artıları

Sinemamızda yapısal bir dönüşüm gerçekleşiyor. Seyirci artık "yıldız sineması" dışındaki film örneklerine de ciddi bir yönelim göstermeye başladı. Tamamen seyirci tercihleri ile başlayan bu süreci dikkatinize sunmak isterim.
26 yılını, yani 2 yıl önceki verileri kendimize referans alırsak, sinemaya giden yaklaşık 35 milyon seyirci 16.527.052'si, yani neredeyse yarıya yakını o yıl gösterime giren sadece 8 filme gitmişti. Bu diğer 240 film için büyük bir haksızlık demekti. Seyirci, sadece yıldız filmlerine rağbet ediyor, diğer el emeği göz nuru filmlere ise dönüp bakmıyordu.

Ancak, 2016 itibariyle, seyğirci eğilimlerinin değiştiğini, artık seyircinin tür, hikâye vd. unsurları de tercih kriterleri arasına aldığını tespit edebiliriz. Hatta, bugün için erken bir tespit olsa da, sanırım seyircinin yıldız filmlerine de gözü kapalı koşmadığını, en azından bu yönelimin ayak izlerini tespit ettiğimi de ifade etmeliyim. Şahan Gökbakar'ın, Cem Yılmaz'ın ve Yılmaz Erdoğan'ın son filmleri bence bu yönelimin küçük de olsa mesajlarını veriyor.
Bu tespitimi rakamlarla ifade etmek istersem, 2006'da sadece 8 film 1 milyon seyirci bandını geçerken, 2016'da bu sınırı geçen tam 19 film tespit ediyoruz. Başka bir örnek daha vermek gerekirse, 2016'da ilk 100 film 100 seyirci bandını geçerken, 2006'da sadece 69 film bu sınır aşabilmişti. Aynı şekilde, 2006'da 500 seyirci bandını aşan sadece 14 film varken, 2016'da bu sayı tam 32 filme ulaşmış durumda. Bu rakamlar kanaatimce, sinemada seyirci eğilimlerinde yapısal bir dönüşüm süreci yaşadığımızı ifade ediyor.

Sanıyorum sienam sektöründe herkesi memnun edecek en önemli olumlu gelişme, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı Sayın Nabi Avcı'nın devralmasıyla birlikte sinema destek fonunda başlatılan iyileştirmeler oldu.
Sayın Avcı'nın sinema sektöründeki çalışmalarından okuyabildiğim kadarıyla, öncelikle destek fonu çeşitlendirilmesi üzerine ciddi bir çalışma yürütülüyor. Sektörde uzun yıllardır dile getirilen bu talebin bakanlkık nezdinde nihayet karşılık bulması sevindirici. Bu çalışmalardan umutlanmamızı sağlayan bir önemli gelişmeyi ise, Nabi Avcı, yılın son günlerinde İstanbul'a film yapımcılarıyla biraraya geldiğinde açıkladı.

Birol Güven, Gani Müjde, Osman Sınav, Ömer Faruk Sorak, Reis Çelik, Timur Savcı, Mesut Uçakan, Semih Kaplanoğlu, İsmail Güneş, Nazif Tunç, Özhan Eren, Güneş Çelikcan, Cemal Okan, Atalay Taşdiken, Ali Osman Emirosmanoğlu, Ahmet Edebali, Yusuf Esenkal, Zeynep Özbatur gibi sinema sektörünün önde gelen yapımcılarının katıldığı, Bakanlık Müsteşarı Ömer Arısoy, Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz ve ilgili bürokratların da eşlik ettiği toplantıda Kültür Bakanı Nabi Avcı sinema destek fonuna aktarılan bütçenin 217 yılında 40 milyon TL'ye çıkarıldığını açıkladı. Önceki yıllarda ortalama her yıl 20-25 milyon TL ayrılan destek fonu bütçesinde bu neredeyse % 85 artışa tekabül ediyor. Sinema meslek birliklerinin temsilcilerinin ağırlıkta olduğu karar komisyonunda, artık daha çok sayıda film projelerinin desteklenmesi bekleniyor. Bu kararın sinemamıza hem seyirci sayısında artış olarak, hem de dünya sinemasında rekabet edebilirliğimizi artıracak faktör olarak yansıyacağını değerlendirebiliriz.
Kısa bir yazıda sinemamızın karşı karşıya kaldığı temel olumsuzlukları ve güçlü yanlarını ifade etmeye çalıştım. 2017 yılının Türk Sineması için bir atılım yılı olması ve yeni yılda daha mutlu, daha huzurlu ve daha refah bir Türkiye yaratmamız temennilerimle hepinizin yeni yılını kutlarım.
 

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)