• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Türkiye-Amerika arasında filizlenen yeni ilişkiler ve FETÖ pazarlığı

Torun Ahmet TÜRKMEN
ABD-Türkiye ilişkilerindeki yeni verilere baktığımızda büyük pazarlıkların hızla sürdüğünü, henüz anlaşma olmasa da her an yeni ‘sürpriz’ gelişmelerin olabileceğini söyleyebiliriz. AKP hükümetinin eli her geçen gün zayıflıyor. İç ve dış politikada oldukça sıkışmış durumda. 
İçte, üretimdeki durgunluk had safhada. Mart ayındaki cari açık son üç ayın toplamından fazla. Dövizin yükselme hızı bir türlü durdurulamıyor. Bu büyük oranda fiyatlara yansıyor. Mazota son günlerdeki zam 50 kuruşu buldu. İdari önlemlerle kapatılmaya çalışılsa da enflasyon hızla artıyor. Sıcak para girişleri düştü. Siyasi iktidar, bugüne kadar sürdürdüğü biz ‘güçlüyüz’ algısını artık sürdürmekte zorlanıyor. AKP içinde sesler yükselmeye başladı. Belki de en önemlisi toplumsal ve siyasal muhalefette hareketlilik ve birlik eğilimi güçleniyor. Başka bir deyişle süreç iktidar aleyhine gelişiyor.
 
ABD bu durumun farkında. Bunu fırsata çevirmeye çalışıyor. Elinin oldukça güçlü olduğunu düşünüyor. 
- Zarrap davasında karar, Mayıs ayı ortalarında verilecek. Türkiye’nin uluslararası bankacılık sistemine  ‘suistimal’den büyük bir ceza gelebilir. Bu durum hem siyasi hem de ekonomik boyutuyla iktidarın başını ağrıtabilir. 
- Türkiye Suriye olayında birçok olguda ayrı düştüğü, büyük laflar ettiği birçok konu ortadayken aniden, son bombalama olayında Amerika’nın dümen suyuna giriverdi. Amerika ve kimi Avrupa ülkelerine dönük ‘efelenmeler’in bir anlamı kalmadı. Bu durumu ülke içinde anlatmakta zorlanıyor. Vatandaşlar haklı olarak soruyor. 
- Bu konjonktürde Rusya ile ilişkilerin kendisini kurtaramayacağını gördü ve ‘çark etme’ başladı. Bunu gören Rusya hemen, operasyonunda göz yumduğu ‘Afrin’i Suriye devletine devredin’ demeye başladı. Bu sürecin bir de küresel boyutu var. Bu boyut en az diğeri kadar önemli.  ABD, Ortadoğu ve Müslüman coğrafyasında, bugüne kadar daimi ittifakı olan İsrail ile birlikte, büyük proje ve konseptlere imza attı ve uyguladı. Bu amaçla terör örgütleri planladı, kurdurdu ve ana hatlarıyla yönlendirdi. 
Bu köktendinci, radikal İslami yapılarla, örgütlerin bulunduğu ülkeleri istikrarsızlaştırmak, demokratik, toplumcu, barışçı en küçük düşünceleri dahi yok etmek, silah satmak ve özellikle kendi kontrolünde tutmayı hedefledi. Bunda bir kaç istisna dışında da başarılı oldu.
Bu projeler onlarca yıldır devam ettiriliyor. İsrail’in güvenliği ve ‘büyütülmesi’ her zaman temel hedef olarak hep gözetildi. 
Bu arada 90’larda, Dünya’da soğuk savaşın etkileri azalıp, nispeten daha barışçı bir ortamın etkileri hissedilmeye başlanınca, silahlanma yarışı yerini nispeten daha ‘ılıman’ bir siyasi ortama bırakıyordu.
Emperyalizmin, büyük güçlerin çıkarını temel alan, yeni projeler ve bunlara uygun yapılar oluşturmalıydılar. Var olan yapılarla bu iş gitmezdi, yeni örgütlenmeler ortaya konması gerekiyordu. 
Bu çerçevede, Ortadoğu ve Müslüman coğrafyasını da aşan bir örgütlenme ve bağlılık şekli oluşturmaları gerekiyordu. Bu yapı, anlayış ve örgütlenme şekli yeni duruma uygun olmalıydı. Eski yöntemlerle bugüne cevap verilemezdi. Vermeye kalkıldığında sonuç alınamazdı. 
Yeni bir söyleme ve dile ihtiyaç vardı. Bu küresel söylemde her ülke için yerel motifler de yer almalıydı. Sevgi, hoşgörü gibi kavramlar kullanılmalıydı. Bu anlayışa uygun güçlü bir yapı oluşturulmalıydı. 
Aranan özellikte, güçlendirildiğinde kendisine asla karşı çıkmayacak, ihanet edemeyecek bir yapı vardı. Hem de Ortadoğu, Müslüman coğrafyası, geri kalmış ülkeler ve kimi Balkan ülkeleri üzerinde kısmi etkisi olan Türkiye’de.  Onlarca yıl emek verip yedekte tuttukları bir İslami akım ve onun lideri Fettullah Gülen. Yeni dönemin ‘parlayan yıldızı’ yapıldı Gülen. Tam da istenen ‘adamdı’ her türlü rolü yapan, inanan Müslüman kesime şirin gözükmek için gerektiğinde, inandırıcılığını güçlendirmek için ‘ağlayıveren’ bir kişilikti.
Önce, kendi vatandaşı olduğu ülkede popülaritesi güçlendirilmesi gerekiyordu. Bu kolayca sağlandı. Zaten iktidarda özene - bezene kurdurdukları, iktidara getirdikleri AKP iktidarı ve onun lideri vardı.
Bu iktidara güvenleri tamdı. Her istediklerini yaptırabilirlerdi. Bu partinin kurucularını önce eski dayandıkları kökten kopardılar. Yeni bir kimliğe soktular. Çünkü eskisinde kısmi ölçüde, işlerine hiç gelmeyen ulusal ve anti emperyalist bir söylem ve duruş vardı. 
Hemen FETÖ-AKP İttifakı kurumsallaştı. Görev bölüşümleri yapıldı. Ülke kaynakları ve yönetim paylaştırıldı. Ülke yönetiminde önemli rolü olan yargı ve güvenlik güçleri ağırlıklı olarak Gülen’de kaldı. İki ortak iktidar etmeye başladılar. Ta ki çıkar paylaşımı ve hükmetme konularındaki çatışmaya kadar. Neyse biz konumuza dönelim. Aranan kan ve uygulayıcı bulunmuştu. 
Böylelikle, bu ittifakın desteği, Türkiye’nin ve çileli yurttaşlarımızın yarattığı kaynakları Gülen’in başta Türkiye olmak üzere söz konusu ülkelerde palazlanması ve etkili güç olması için kullanıldı. Büyük kaynaklar yaratılarak ilgili ülkelerde okullar, vakıflar kuruldu. 
Peki, eski tip kökten dinci radikal İslami yapılarla, Gülen’in ve hareketinin farkı neydi? 
Önce ortak noktalarını söyleyelim; her ikisinde de dünyayı yöneten büyük şirket ve vakıfların, emperyalist güçlerin çıkarı esastır. Farkları ise şöyle; eski tip yapılarda örgütün gizli amacı, büyük güçlerin rolü ve çıkarı saklanır ve hatta zaman zaman anti- emperyalist bir görüntü bile verilir.
     Yenisinde ise, örneğin Gülen hareketinde Amerikan karşıtlığı asla yoktur. Hatta ‘ Sen beni Müslüman ülkelerine ‘emir, sultan vb. yap, ben senin adına doğrudan hareket edeyim’ tavrı vardır. Bu durum, işin iç yüzünü göremeyen geniş topluluklar için anlaşılması ve anlatılması zor farklardı. Bu süreç, soğuk savaş sonrası 15-20 yıl ancak sürdü. Küresel güçler bu süreçte bir dizi deneme gerçekleştirdiler. Büyük Ortadoğu Projesi, yeşil kuşak gibi tanımlamalar yerini ‘Arap Baharı'na bıraktı ve büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bölgedeki her ülkede kaos ortaya çıktı. Milyonlarca insan öldürüldü. Yıkım, yoksulluk, sürgün. Suriye olgusunu sıcak olarak yaşıyoruz.
 
Bu sürecin önemli bir aktörü olma hesabıyla işin içine giren Türkiye’ye işin yükü ve ağır faturası kaldı. Çok yıkıcı sonucu olan roller üstlendi maalesef. Zaman içinde bölgemizde altından kalkılması zor bedeller ödeyeceğimiz açık. Şimdilerde büyük güçler, kapitalist- emperyalist sistemin bir türlü çözemedikleri, biriken toplumsal, siyasal sorunlar karşısında yeniden klasik ‘eski sisteme, yönteme’ dönmeye başladılar. Daha radikal, şiddet sarmalının, zorbalığın daha çok ön planda olduğu yöntemlere başvurmaya başladılar. İngiltere’nin AB’den çıkışıyla başlayan, Trump’ın iktidara getirilmesi, Kudüs, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, radikal yapıların öne çıkarılması süreciyle devam eden bir süreç bu. 
   Toparlayacak olursak, böylesi bir iç- dış faktörlerin olduğu noktada, AKP iktidarının Amerika ile anlaşacağının sürpriz olmadığını söyleyebiliriz. 
AKP, Amerika’dan ufak tefek şeyler dışında çok şey isteyeceği bir durumda değil. Çünkü tek bir derdi var; iktidarını sürdürebilmek. Asıl Amerika’nın Türkiye’den ne alacağı önemli. Muhalefet partilerinin dış politikada asıl buna yoğunlaşmaları gerekiyor. Amerika’nın Gülen’le ilgili politikası artık miadının dolup dolmadığıyla bağlı bir sorun. İşlevi bittiyse çok şey olabilir. Hatta ‘paketlenip’ gönderilebilir de. Bunu belirleyecek olan Amerika’nın Türkiye’den  neler alacağı.
Hatta seçim öncesi ‘iktidara destek’ için bile olabilir.
Bugün Bahçeli’nin ‘erken seçim’ önerisinin altında bu tarz beklentilerin de olabileceğini düşünebiliriz.
 
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)