• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 19 °C
  • Antalya 12 °C

Türkiye travmada, ilacı ise adalet!

Türkiye travmada, ilacı ise adalet!
Türkiye’de binlerce kişi bombalı saldırılar nedeniyle farklı ruhsal travmalarla karşı karşıya. Uzmanlara göre, mağdurların bununla baş edebilmesi için öncelikli olarak faillerin yakalanması ve cezalandırılması gerekiyor.

Suruç’ta geçen yıl 20 Temmuz’da yapılan bombalı intihar saldırısının ardından psikoloji ve psikiyatri alanında çalışan sekiz sivil toplum örgütü tarafından oluşturulan Psikososyal Dayanışma Ağı (PSDA), Ankara’da 10 Ekim’de meydana gelen Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısının üzerinden geçen 6 ayın sonunda, çalışmaları hakkında bugün basına bilgi verdi.
İstanbul Tabip Odası’nda düzenlenen basın toplantısında, Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Kocaeli ve Mersin’de oluşturulan psikososyal dayanışma ağları ile toplamda 1500’e yakın bombalı saldırı mağduruyla doğrudan temas kurulduğu belirtildi.

Basın açıklamasında, doğrudan saldırıya uğrayan, tanıklık eden ya da saldırıdan etkilenenlerin yakını olan yüzlerce kişiyle bireysel görüşmeler yapıldığı, önemli bir kısmıyla izlem ve psikoterapi görüşmeleri sürdürüldüğü, toplamda birkaç bini bulan psikoterapik görüşmeler gerçekleştirildiği ifade edildi.

HANGİ KURUMLAR DESTEK VERİYOR
PSDA’ya, Çift ve Aile Terapistleri Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği, Travma Çalışmaları Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Türkiye Psikiyatri Derneği destek veriyor.
Peki, psikososyal dayanışma ne demek? Nasıl bir amaca hizmet ediyor? Bu soruyu, DW Türkçe adına Türk Tabipleri Birliği 2. Başkanı psikiyatrist Profesör Raşit Tükel’e sorduk:
“Aslında bu çalışma, salt bir tedavi çalışması değil. Yalnızca, yaraları iyileştirme adına, tıbbi anlamda ya da psikolojik destek anlamında bir çaba değil. Aslında psikososyal dayanışma derken, dayanışmayı gerçekten özellikle vurgulamak istiyoruz. Çünkü bütün bu katliamlar ve giderek artan çatışma ortamı, temel güven duygusunu, bireyler arasındaki ilişkileri, toplumun bütünlük halini zedelemeye yönelik saldırılar. Bunlara en etkili karşı durma biçimi, aslında dayanışma. Birlikteyiz, birlikte güçlüyüz. Şu anda zor durumda olan kişiye destek olmak için varız, ama bu dayanışma karşılıklı, birlikte. Buradaki zorlukları aşmak adına.”
Profesör Tükel, şöyle devam ediyor:
“Bunun bir parçası, tabii ki, psikolojik destek sağlamak. Başka bir parçası, fiziksel olarak yardım edilme süreçlerinde yanlarında olabilmek, ziyaretler gerçekleştirebilmek ya da tıbbi süreçlerin takibini yapmak gibi çok yönlü. Ama burada dayanışma, o bütünlüğü bozmaya yönelik bu tür girişimler karşısında tekrar bir arada ve güçlü bir biçimde bunların karşısında durabilmek, bunun için bir çaba harcamak diyebiliriz.”
 
Uzmanlar travmayı, şöyle tarif ediyor:
Kişiyi dehşet ve çaresizlik içinde bırakan, korku yaratan, ölüm ya da yaralanma sebebi olan ya da riski taşıyan, olağandışı ve beklenmedik nitelikte herhangi bir olayın bizzat yaşanması ya da tanık olunması ile gelişen süreç ruhsal travma olarak adlandırılır. Savaş ve çatışma en büyük ruhsal travma kaynaklarından biridir. Bir intihar saldırısında yaralanmak, yaralanmaya ve ölümlere şahit olmak ise, bilinen en travmatik yaşantılardan biridir.
Son olarak bugün Diyarbakır’da meydana gelen bombalı saldırıyla birlikte, Türkiye’de geçen Temmuz ayından bu yana ölenlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Yaralılar ve olaya tanık olanlarla birlikte, bombalı saldırı mağdurları binleri buluyor. Bunların yakınları da dahil edildiğinde, rakam katlanarak artıyor. Sonuç olarak, binlerce kişi bombalı saldırılar nedeniyle farklı ruhsal travmalarla karşı karşıya.
Adalet duygusunun önemi

Profesör Tükel, bu travmaların giderilebilmesi için adalet duygusunun önemine vurgu yapıyor:
“Sorunların ortaya çıkartılmasıyla ilgili süreçlerin önü tıkandığında, bu yaraların çok daha derinleşeceğini, bu kayıpların çok daha derinlerde hissedilebileceğini söyleyebiliriz. Çünkü mağdurlar bilirlerse ki, bununla ilgili bütün çabalar gösteriliyor, failler ortaya çıkartılıyor, bu travmayla baş etmeyi kolaylaştıracaktır. Ancak, bunun tersini görüyoruz. Örneğin, Suruç Katliamı’nda 30-40 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Şimdi yaralanan kişilerin savcılıkta soruşturmaya tabi tutulduğunu görüyoruz. Yani, orada bulunmaktan başka herhangi bir suçu olmayan bir insanın, insani amaçlarla, barış amacıyla orada bulunmuş bir insanın yaralanması, orada birlikte olduğu kişilerin bir çoğunu kaybetmiş olması, buna tanık olması sonrasında, bir de savcılık tarafından soruşturmaya çağırılması. Bu yarayı çok daha derinleştirecek, tedavisini ya da bununla ilgili tekrar hayata katılma süreçlerini çok daha olumsuz etkileyecek bir durum.”
Profesör Raşit Tükel, sorumlular bulunmadıkça yeni katliamlar için zemin de oluşturulduğunu belirtiyor ve her yeni katliamın, travmayla karşı karşıya kalmış kişilerin kendi yaşadıklarının tekrar canlanması anlamına geldiğini belirtiyor.
'AİLELERİN DUYGULARU KARMAKARIŞIK'

PSDA bileşenlerinden Çift ve Aile Terapileri Derneği temsilcisi psikolog Didem Doğru da, DW Türkçe’nin sorularını yanıtlarken, travmayla karşı karşıya olan ailelerin duygularının çok karmaşık olduğunu anlatıyor:

Çift ve Aile Terapileri Derneği Temsilcisi Didem Doğan
“Yoğun bir öfke ve acı duygusu var ve bir çaresizlik içindeler tabii ki. Ailelerle, son olarak katliam sonrası altıncı ayda bir kahvaltıda bir araya geldik. Farkındalıkları biraz daha artmıştı. Ne olduğunu anlayamadıkları, anlam veremedikleri ilk şok dönemi biraz geride kalmıştı. Öfkeleri çok daha belirgindi. Psikolojik yardım almaya biraz daha açık olduklarını fark ettik, bu önemli bir şey. Ama, hepsi değil. Bazıları hala ilk günkü reaksiyonları gösteriyor. Sadece yakınlarını kaybedenler değil, oradan sağ kurtulmuş olanlar da vardı görüşmede. Hala uyku problemleri yaşıyorlar, hala herhangi bir ses karşısında hemen irkiliyorlar. İlk travma belirtileri dediğimiz, akut dönem belirtiler dediğimiz belirtileri hala gösterenler de var.”
'Gelecek kuşakları dahi etkileyebilir'

Psikolog Doğru, failler yakalanmadığı ve cezalandırılmadığı sürece, mağdurların hayatları boyu olumsuz etki altında kalacağının altını çiziyor; bunun gelecek kuşakları dahi olumsuz etkileyebileceğini söylüyor:
“Bunu vicdanınızdaki bir türlü tedavi olmayan bir yara gibi düşünün. Çok derin bir yara olduğunda vücut onu kendi kendine kapatamaz. Küçük yaraları kendi kendine onarır ama, büyük yaraları onaramaz. Dışarıdan cerrahi bir müdahale gerekir, iyice temizlenmesi, dikilmesi gerekir. Ama yine de izi kalır. Bu da böyle bir şey. Adaletin yerine gelmemesi, yaranın devamlı açık kalması gibi bir şey. Üzerine toz gelse canınız yanar, biraz sıcaklık gelse, bir şey değse canınız yanar. Adalet yerini bulmadıkça bu kadar açık bir yara olarak kalacak zihinlerde.”
Psikolog Didem Doğru, bombalı saldırıların mağdurlarının psikososyal ve psikolojik destek almaları gerektiğinin altını çizerek, ekliyor: “Biz de bunun için buradayız zaten.”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)