• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 18 °C

"Türkiye'de 'şiddet ortamı' yok, faşizm var"

"Türkiye'de 'şiddet ortamı' yok, faşizm var"
Selçuk Kozağaçlı: Tahir Elçi cinayetinde hiçbir tereddüt yok polis tarafından ve organize biçimde katledildiği konusunda.

Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile birlikte Türkiye’nin siyasi geleceğini ve Berkin Elvan soruşturmasından, Tahir Elçi cinayetine adaletin nasıl doğru bir biçimde işleyebileceğini konuştuk.

Aynı zamanda Avukat Zeycan Balcı'ya yönelik olarak uygulanan polis şiddetine dikkat çeken Kozağaçlı, bu tür baskıların kendilerini sindirmeye yetmeyeceğini ve adliye önünde basın açıklaması yapmaya devam edeceklerinin altını çizdi.

Çağdaş GÖKBEL

Genel başkanı olduğunuz ÇHD’nin misyonunu ve devrimci avukatlık diye tanımladığınız hukukçu kimliğini kısaca bize anlatır mısınız?

ÇHD orta yaşlı bir örgüt artık. 1974’den beri belirli kıstasları olan bir avukatlık faaliyetini temsil ediyor. Bugün Türkiye’de 13 şubede, 3000’e yakın avukatı örgütlemiş durumdayız. Bu manada ÇHD, Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en büyük örgütlerinden birisi diyebiliriz.

ÇHD avukatlığı, klasik duruşma ve adliye avukatlığından daha fazla anlamlar içeriyor. Müvekkillerinin haklarını geniş bir biçimde gözeten, toplumsal, siyasal muhalefetin, emek muhalefetinin avukatlığını yapıyoruz. Kısacası; yoksulların avukatlığını karşılıksız üstlenen bir geleneğe sahibiz. Önemli bir avukatlık pratiği ÇHD. Dünyada bu kadar gelişmiş başka bir örneği yok. HES projelerine ilişkin sorunlardan, tersanelere, öğrencilerin üniversite kampüsü içerisinde yaşadığı sorunlara kadar geniş bir yelpazede görev yapıyoruz. Buna parlamento içi ya da dışı, silahlı ya da silahsız muhalefeti de dâhil edebiliriz.

dsc_0018.jpg

Devrimci avukatlık ise; ÇHD’nin yeni yeni tarif etmeye başladığımız bir yönü. Biz uzun yıllar siyasi ceza davası avukatlığı yapmış bir kuşağız.  Bir süre sonra muhalefetin avukatı olmanın yetmediğini, muhalefetin içerisinde bir tür özne olmak gerektiğini fark ettik. Avukatlık kimliğinin buna ket vurduğunu, fark ettik ve bunu azalttık. Muhalefetin avukatı olmak vurgusu yerine, muhalefetin içinde olmak onlarla birlikte muhalefetin bir parçası olmak istedik. Devrimci avukatlık kavramı böyle doğdu. Haziran Ayaklanması’nda ve maden, iş katliamlarında birçok yerde fiili bir muhalefet unsuru olarak ortaya koydu kendisini ÇHD. Zaten politik bir olay vardı işin içinde, mesela ben de politik bir büronun üyesiyim. Halkın Hukuk Bürosu'nda avukatlık yapıyorum. Avukatlar için bir okul ÇHD. Sadece bir okul değil; aynı zamanda bir ortak çatı, bir hukuk politikası aracı ve hatta bir yaşam tarzı. Biz sosyal olarak da çok yakınız birbirimize. ÇHD’li avukat bir tip, bir profil aynı zamanda. Genel başkanıyım diye söylemiyorum, Hem devrimci avukatlık tanımı ve faaliyetleri nedeni ile hem de örgütsel çatısı ve işlevleri itibarı ile iyi bir örgüt. Seviyoruz ÇHD’yi.

ÇHD üyesi avukatların Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapmasına polis izin vermedi. Polisin müdahalesi sonrası avukat Zeycan Balcı’nın beli kırıldı. ÇHD’nin genel başkanı olarak bu olayı nasıl yorumluyorsunuz?

Anayasal rejimin bu konudaki güvencesinden söz ederek başlayalım. Açık hava toplantıları, gösteriler, yürüyüşler, basına okunan metinler bunlar izne tabi değildir. Zaten bu konuda izin verebilecek bir merci de yoktur. Silahsız ve saldırısız olduğu sürece, hiçbir izne ve bildirime ihtiyaç yok. AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin standardı da budur. Bunu sınırlamaya yönelik mevzuat bir olağanüstü mevzuattır. Ama şu anda sınırlandırılmıyor, ülkenin tamamında basın açıklaması, miting, gösteri ve yürüyüş tamamı ile yasaklanmış durumda. Eğer bu haklarınızı kullanmaya kalkarsanız ağır bir polis şiddeti ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Bizim böyle bir saldırıyı kabul etmemiz mümkün değil. Bu saldırılar oluyor diye basın açıklaması yapmaktan vazgeçecek değiliz. İlerleyen günlerde göreceksiniz daha çok karşı karşıya geleceğiz. Avukatlar adliyenin önünde basın açıklaması yaparlar. Bu örgüt kurulduğundan beri adliyenin önünde yapıyor açıklamalarını.

“SORUMLULARIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

O gün ÇHD ve Halkın Hukuk Bürosu'na yapılan saldırı ile başlayan davanın bir duruşması vardı. Hiçbir sorun yoktu adliyede ve 20’ye yakın yabancı konuğumuz da vardı, Barcelona Barosu'ndan ve Paris Barosu'ndan onları korumaya çalıştık tabii ki. Bir saldırı ihtimalini görünce ‘İçeri girin’ dedik onlara ama iki tanesi itiraz etti ve bizi yalnız bırakmayı reddettiler. Onlara çok vurmadıklarını umuyorum. Zeycan’a ise yoğun bir şiddet uygulandı maalesef. Zeycan iki çocuk annesi bir kadın avukat ve inanılmaz yoğun bir tempoyla çalışıyor. Bir avukata böyle bir saldırıyı yapmak açık bir gözdağıdır. Peki aldık mı biz bu gözdağını; ''Eyvah arkadaşlarımız zarar görüyor bir daha böyle yapmayalım'' mı dedik? Elbette ki hayır. Tam tersine direnmeye ve bu anlayışla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu çok çirkin ve ağır bir saldırı o yüzden sorumluların peşini bırakmayacağız ve hepsinden tek tek hesap soracağız.

Saldırı sonrası bir avukatın beli kırıldı sonuç olarak. Sorumluların adalet karşısında çıkarılması konusunda İstanbul Barosu'nun size bir desteği olacak mı?

İstanbul’da bir baro yok. İstanbul’da kanunda adı geçtiği için bir baronun olduğu düşünüyorum.  Ana muhalefet partisinde milletvekili olmak ya da başka siyasi payeler için kullandıkları bir baro haline geldi İstanbul Barosu. Bu kişilere avukat da diyemiyorum aslında. Üniversitelerde çalışıyorlar ya da şirketlere hukuki danışmanlık yapıyorlar. İstanbul Barosu en kısa zamanda lağvedilmelidir. Bulabildiğim en iyi çözüm budur ya da alternatif bir baro kurulacaktır. Bir baro bu şekilde çok uzun yaşayamaz.

“ÜMİT KOCASAKAL’I İLK SEÇİMLERDE MİLLETVEKİLİ YAPALIM”

Benim bu arkadaşlara özel olarak tavsiyem; siyasette ilerlemek istiyorlarsa CHP gençlik kollarına katılmaları yönünde olacaktır. Ama tüm avukat arkadaşlarıma şöyle bir öneride de bulunabilirim; el birliğiyle Ümit Kocasakal’ı ilk seçimlerde milletvekili olarak meclise sokalım. Başka türlü mümkün değilse kurtulmamız, ben de sandık sandık çalışırım. Ben hayatım boyunca hiç oy kullanmadım parlamento seçimlerinde. Ancak Ümit’ten kurtulacaksak severek kaydolur ve ben de oy veririm. Hangi partiden olursa oy veririm. Milletvekili olmak isteyenler genellikle parti ayırt etmez. Kim onu aday gösterecekse oy verelim ve kurtulalım derim. Yakışır da ayrıca, yani bir sürü insan milletvekilliği yapıyor o da yapsın. Onun da bizim de kaderimiz daha güzel gelişebilir.

Tahir Elçi de bir basın açıklaması sırasında katledildi. Bu konuda da takip edebildiğimiz kadarı ile herhangi bir noktaya gelinemedi. Türkiye Barolar Birliği sizce yeterli mücadeleyi veriyor mu?

Bir noktaya gelinemez. Tahir Elçi cinayetinde hiçbir tereddüt yok polis tarafından ve organize biçimde katledildiği konusunda. Ben çalışma ekibiyle birlikte, savcılık dosyasını ayrıntılı bir biçimde inceledim. Birçok görüntü ve mobese kaydını inceledik, birçok tutarsızlığı karşılaştırdık. Bu çalışma ekibi yakın zamanda basına bir açıklama yapacaktır zaten. Onların çalışmalarını tamamlamalarını bekliyoruz, biz de her zaman desteğe hazırız.

“TAHİR ELÇİ'NİN ÖLDÜRÜLMESİ ORGANİZE EDİLMİŞ BİR TAAMMÜDEN CİNAYETTİR”

Tahir Elçi cinayeti; polis içerisinde planlanarak ve polisle bağlantılı kişiler tarafından organize edilmiş bir taammüden öldürmedir. Anlayacağınız Tahir’i planlayarak katlettiler. Elimizdeki verilerle ulaştığımız sonuç bu şu anda. Aynı mantık yani; Zeycan’ın belini tekmeleyerek kırmakla, Tahir’i bir tarihi eseri korumaya çalışan basın açıklaması sırasında vurmak aynı şey. Sokağa çıkmayın diyorlar. Biat edin, itiraz etmeyin, kendi aklınızı kullanmayın, kendi siyasal bilincinizi oluşturmayın diyorlar topluma.

“METİN FEYZİOĞLU, TEREDDÜT ETMEDEN AKP İLE ÇALIŞIR”

Metin Feyzioğlu’na ve Barolar Birliği'ne gelecek olursak. Metin Feyzioğlu esasen Tahir’in cenazesine katıldı dersek haksızlık olur. Ben de o gün oradaydım. Morga geldi ve morgdan tabut çıkartılırken, birkaç fotoğraf çektirdi. Arkasından da havaalanına gidip uçağını bekledi. Dört buçuk saat boyunca herhangi bir cenaze törenine katılmışlığı yok. Elbette yapması gereken şeydir bir Türkiye Barolar Birliği başkanının bir baro başkanının cenazesine katılmaması düşünülemez zaten. Metin Feyzioğlu bir başka problem. Yani hani Ümit’i milletvekili seçerek kurtulabiliriz, ferahlarız ama Feyzioğlu’nu milletvekili seçerek kurtulamayız. Yani kendi siyasal kariyerine, ana muhalefet genel başkanlığı, başbakanlığı, cumhurbaşkanlığını hiç tereddütsüz uygun gören ve her an bugün kendisine tevdi etseniz yapacak bir ruh halinde adamla karşı karşıyayız. Sevgili Ümit'ten biz kurtulmuş oluruz ve ülkenin başına büyük bir bela açamaz milletvekili olduğunda.

Ama Metin Feyzioğlu’ndan biz kurtulalım diye başka bir şey yaparsak ülkenin başı belada demektir. Belki de Metin’e biz katlanmalıyız. CHP’ye ve halka daha yazık. Ama ben şöyle düşünüyorum. AKP’nin örneğin Adalet Bakanlığı seviyesinde yapacağı önerilerde Metin Feyzioğlu tereddüt etmeden Adalet ve Kalkınma Partisi ile çalışır. Adalet Bakanlığı'ndan aşağısına razı olacağını zannetmiyorum ama denemeliler. Ben siyasal akıllarının, siyasal ahlaklarının ve birikimlerinin avukatlık mesleğini temsil etmeye, avukatlık mesleğini geliştirmeye ve avukatlık mesleğini korumaya yeterli olmadığına inanıyorum bu ismi geçen sayın başkanlarımızın.

Aynı zamanda Soma davasının da avukatlarından birisiniz. Davada gelinen son aşamayı ve sürecin sonundaki beklentinizi açıklayabilir misiniz?

Soma ülkemiz tarihi açısında önemli bir dava. Katliamın olduğu günden itibaren, hiç ayrılmadan Soma'daydık hepimiz. Ailelerle bütünleştik, bölgeyle bütünleştik.  Mahkeme çok zor bir iş yapıyor. Arkasında hükümetin bulunduğu, çok büyük ihtimalle Enerji Bakanı'nın ortağı olduğu veya Enerji Bakanı'nın da dahil olduğu bir havuza pay veren, Türkiye’nin en büyük kömür işletmelerinden birisinin patronunu ve üst düzey sorumlularını ağır bir hapis cezasıyla yargılıyor. Bu dünyanın her yerinde zor bir şeydir. Sadece bu değil Soma davasının kararının zorlayacağı bir sermaye yatırımı var. İş güvenliği konusunda, işçi sağlığı konusunda Soma davasından çıkacak ağır kararlar, maden sanayinde karlılık azalması demek. Bunlar büyük işler. Çok gayretli ve titiz bir mahkeme heyeti var. Diyebilirim ki benim meslek hayatımda gördüğüm en dikkatli mahkeme heyetlerinden birisi, elinden geleni yapıyor ve çabalıyor. Ama umalım ki hepimizin gayreti makro düzeydeki siyasal engellere takılmasın.

“İKTİDARIN DURDURULMASA GEREKİYOR”

Soma davasından  tatmin edici bir sonuç çıkması için, siyasal iktidarın bu özgüveninin saldırganlığının ve tam saha presinin durması gerekiyor. Yani Türkçesi; mevcut siyasal iktidarın iktidardan inmesi veya etkisizleştirilip geri gönderilmesi gerekiyor. Böyle, ülkede tam saha; sermayeden, sosyal hayata, duygusal hayatımızdan, medyaya tam saha pres yaparlarken Soma davasında alınacak olumlu bir kararın, uygulanması ihtimali de çok düşük. Temyiz süreçlerinin başarılı atlatması ihtimalini de çok düşük görüyorum. Ama büyük bir gayret var. Ailelerin, avukatların ve birçok işçi dostunun Soma davasında elinden geleni yapması gerekiyor ve fazlasını yaptık diyeceğiz bittiğinde hepimiz. Sonuç nasıl olur göreceğiz.

dsc_0039.jpg

Berkin Elvan'ın ölüm yıl dönümünde Berkin’i vuran katilin adı açıklandı. Berkin Elvan soruşturmasında hukuken ne aşamadayız?

Esasen katilin adı çok önceden biliniyordu. Çağlayan Adliyesi'ndeki eylem ve bu eylemin özel harekat polisleri tarafından savcının da yaşamını yitireceği şekilde sonlandırılması sırasında da katilin adı ve fotoğrafı biliniyordu. Katili 1000 gün boyunca açıklamayarak, siyasal iktidar çok açık bir şey söyledi. Sokak gösterilerinde direnen kişileri kanunsuz bir şekilde vuran polisleri cezalandırmam. Korkmayın ve cezalandırma korkusuyla bu gösterileri bastırmakta tereddüt etmeyin mesajı verildi.

“BİR ÇOCUĞU VURAN POLİS BİLİNİYOR VE YARGIYA TESLİM EDİLMİYOR”

Bakın ne kadar büyük gürültü çıkmış olursa olsun, kaç milyon kişi cenazesinde yürümüş olursa olsun. Ne kadar masum, ne kadar küçük olursa olsun, bir çocuğu vuran polisi biliyorum ve yargıya teslim etmiyorum. Bu bir deklarasyondur, siyasal iktidar ve yargının ortak deklarasyonudur. Hem meydan okumadır, hem de kolluk güçlerine güven vermedir. Yakın zamanda Kürt bölgesindeki operasyonlar için Genelkurmay Başkanlığı'nın açıkça yazdığını gördük. Basında da çıktı bu metin. ‘Korkmayın savcı önüne çıkmaktan, tetiğe basın ölmenizden daha iyidir, biz sizi savcı karşısında koruruz. Siz öldürün biz sizi kurtarırız.” Bu şekilde bir iç yazışma çıktı ortaya. Kısacası devlet bir düşman hukuku uyguluyor kendi vatandaşlarına yönelik olarak. 

dsc_0009.jpg

Sizce, Amerikalı savcı bizi kurtarabilir mi?

Amerikalı savcı çok sevimli bir adam, televizyon dizisi niyetine seyredebiliriz. Reza Zarrab dosyası bence bir ‘sitcom’ olarak senaryolaştırılabilir. Emin olun sonunda kimin çıkarı için karar verilmesi gerekiyorsa, onun çıkarı için karar verilecektir. Tayyip Erdoğan’ın gitmesi için kullanmayı düşünüyorsa Amerika, onun için kullanır. Kalması için kullanması gerektiğini düşünüyorsa onun için kullanır.

Ülkemizde giderek artan şiddet ortamının başkanlık sistemini getirebileceğini ya da yaşananların sonunda askeri bir darbe olabileceğini düşünüyor musunuz?

İlk önce şiddet ortamı kavramını reddediyorum. Şiddet soyut bir kavram değildir. Türkiye’de faşizm var. Klasik anlamıyla söylüyorum; 1929-1945 arası İtalya’da, İspanya’da, Portekiz’de Almanya’da yaşanmış bir hikayeden, Nasyonal sosyalizmden ve Nazizimden terimleştirilmiş olan bir siyaset bilimi kavramıyla söylüyorum Türkiye de faşizm var. Yani şiddet ortamı faşizm dememek için söylenen bir kelime ise adını koyalım bunun adı faşizm.

Peki faşizm nasıl sonlanır? Bir dış savaşa evirilebilir mesela ya da dünyayı yakan bir Ortadoğu savaşına dahil olabiliriz. Bu şekilde sonlanabilir. Alman ve İtalyan faşizmleri bu şekilde sonlanmıştır. Orduyla bütünleşmiş diktatoryal bir yönetim 20 ya da 25 sene boyunca emperyalist güçlerle anlaşıp Türkiye’de devlet iktidarını elinde tutabilir. Bu Tayyip Erdoğan olabilir, başka birisi de olabilir. İspanya da Franco böyle ayakta tutulmuştur. Başka bir ülkede yani Portekiz de ise; halk sürekli mobilize edilip, ahlaken çürütülüp, siyaseten çürütülüp yüksek oylarla parlamentodan, sürekli diktatörün tek başına anayasayı değiştirecek güçle iktidarda olması sağlanır. Salazar bu şekilde yönetmiştir ülkesini. Olabilir, bunların hepsi olabilir ama sonunda hepsi kendi yöntemleriyle çökerler. Halkoyuyla gelen halkoyuyla, silahla gelen silahla, savaş tahrik eden savaşla düşer. Faşizm, kapitalizmin emperyalist çağında kalıcı bir yönetim biçimi olamaz.

“TAYYİP ERDOĞAN ARTIK DÜŞÜŞ SÜRECİNDE”

Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık diye tarif ettiği kafasındaki her ne ise şu anda kullanmadığı herhangi bir yetkiyi ona vereceğini ya da henüz el atmadıysa yeni bir kamu kaynağına el atmasını sağlayabileceğini veya iktidarını daha güvenli hale getirebileceğini zannetmiyorum. Ama bunu başkan olamaz diye düşündüğüm için değil, şu anda bulunduğu pozisyondan daha güvenli ve tek karar verici kamu kaynaklarına el atıcı bir pozisyon olamaz diye söylüyorum. Adı hiç önemli değil; cumhurbaşkanı, başbakan, başkan olarak bu pozisyonu ilerletme şansı yok. Bu pozisyonu ilerletmesi için yapması gereken şudur: Kitlesel imha, kitlesel tutuklama, toplama kampları ve tamamen militarize, silahlı bir yönetim şekli kurmaktır.

Çünkü direniriz, bu haline direniyoruz zaten ve aklı başında herkes direnir. Siyaseten direnir, ahlaken direnir, fiziksel olarak direnir ve mücadele edilir. Bu arada o bir şeyler çevirip kendisine başkan, papa başka unvanlar da alabilir ama bunun kıymet-i harbiyesi olacağını düşünmüyorum artık. Ben düşüş eğilimine girdiğine inanıyorum artık Recep Tayyip Erdoğan’ın. Siyasal olarak ne zaman dibi bulur hep birlikte göreceğiz.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)