• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 32 °C
  • İzmir 33 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 30 °C

'Türkiye'de üniversiteye girmek zor ama Suriyelileri sınavsız alıyoruz'

Başbakan Davutoğlu, Al Jazeera Arapça’ya verdiği röportajda sınavsız olarak üniversite hakkı verilen Suriyelilere şimdi de çalışma izni verileceğini açıkladı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 15 Ekim’de Al Jazeera Arapça’dan Ahmed Mansur’a verdiği röportajın ikinci bölümünde, Türkiye ’de çözüm sürecindeki son durum, Türkiye-Mısır ilişkileri ve Ankara ’nın Ortadoğu politikasıyla ilgili açıklamalar yaptı. 

Davutoğlu’nun geçen hafta Al Jazeera Arapça’ya verdiği röportajın ikinci bölümünün özeti şöyle:

Bölgede etnik ve mezhepsel ayrımcılık kavramının derinleştiğini ve bunun bölgeyi yok edebileceğini söylemiştiniz. Siz Türkiye olarak çok uluslu bir toplumsal dokuya sahip bir ülkesiniz. İki yıl önce parti kongresine katıldığımda, Türkiye’deki insan çeşitliliği beni şoka uğratmıştı. Türkiye’nin, içinde bulunan farklı ırklar ve mezheplerden dolayı, bu tarz etnik veya mezhepsel çatışmalara sürüklenme ihtimali çok güçlü değil mi sizce?

Şimdi bütün sıkıntıların kaynağı da bu. Aslına bakarsanız Ortadoğu bölgesinde o kadim kültürden gelen, çok eski kadim kültürden gelen bir özellik var. Bizim bölgemizde hiçbir şehir, hiçbir mahalle tek ırka, tek mezhebe dayanmaz. Her şehrimizde ister bu İstanbul olsun, ister Bağdat olsun, ister Kahire olsun, ister Şam olsun, ister Kudüs, çok değişik ırkların, değişik kültürlerin bir arada yaşadığı şehirlerdir. Bu yüzyılda böyle olduğu gibi geçen yüzyılda da böyleydi, bin yıl önce de böyleydi. Şimdi batıdaki kavmiyetçilik ve tek tip ulus oluşturma çabası maalesef bizim şehirlerimizi, ülkelerimizi, bizim bölgemizi böldü. Buralar Türklerin, buralar Arapların, buralar Kürtlerin diye birçok bölge, İranlıların birçok bölge aslında birbirleriyle iç içe geçmiş şehirler birbirlerinden koparıldı. Bu şehir Sünni yoğunluklu, bu şehir Şii yoğunluklu, bu şehir Arap şehri, bu şehir Türk şehri diyerek asırlarca bir arada yaşamış olan kavimler, milletler, ırklar birbirlerinden koparıldı. Bizim idealimiz tekrar bu çok kültürlü Ortadoğu bölgesini oluşturmak ve korumak. Bizim zenginliğimiz burada. Batıda hiçbir zaman Avrupa’da bu tarz kadim eski şehir gelenekleri olmadı. Bizde ise her zaman Kahire’ye baktığınızda, bugünlerde bir kitap yazıyorum Kahire bölümünü bitirmek üzereyim, bugün sabah Kahire’yi yazdım. kültürleri medeniyetle ilişkisi bağlamında ele alıyorum. Bir bölümünde İstanbul, bir bölümünde ise Kudüs’le Kahire’yi birlikte ele aldığım bir bölüm var. Şimdi Kahire’de hangi ırkı öne çıkarabilirsiniz? Kahire’de her ırkın katkısı var. Hatta Kahire’ye ilk bakan olarak gittiğimde El-Ahram’a bir makale yazmıştım. El-Ahram’daki o makalede 1517 tarihine de atıfta bulunmuştum. Böyle bir televizyon programında bana şunu sordu çok aydın bir sunucu: ‘Siz nasıl cesaretle 1517’den bahsettiniz. Hâlbuki 1517 bizim için işgal tarihidir’. Dedim, ‘Eğer 1517 sizin için işgal tarihiyse Kahire’nin tarihi kalmaz.’ Çünkü ben Kahire aşığıyım, Kahire’yi çok severim. Osmanlılar’dan önce orada Memlükler vardı, Kahireli değildi, Mısırlı değildi. Osmanlılar’dan önce Eyyübiler vardı Mısırlı değildi. Biri Kürt, biri Türk, biri Çerkez, ondan önce Fatimiler vardı Mısırlı değildi, ondan önce Tolunoğulları vardı Mısırlı değildi, ondan önce Abbasiler vardı Mısırlı değildi, ondan önce Bizans vardı Mısırlı değildi, Roma vardı Mısırlı değildi. Böyle gidersiniz geriye doğru. Bu şey için de böyledir. Bağdat için, Şam için, İstanbul için. Bizim tarihimiz çok kültürlüdür. Bir müsamaha tarihidir. Şimdi bizim bu kültürü tekrar inşa etmemiz lazım. Hâlbuki dediğiniz gibi şehirleri bu şehir Sünni şehridir, bu şehir Şii şehridir, Basra Şii’dir, Musul Sünni’dir dediğinizde Basra’nın da Musul’un da ruhuna ihanet etmiş olursunuz.

'ARAPLAR GELDİKÇE GÖRÜYOR Kİ İSTANBUL ONLARIN ŞEHRİ'

Bu artık vaki oldu...

Evet maalesef. Aslında buna karşı hepimizin isyan etmesi lazım. Hiçbir şehri tek bir ırka münhasır kılmamak lazım. İstanbul, bakınız şimdi, aslında tarih doğal bir biçimde aksa bu değişir. Türkiye’ye 2002 yılında bir milyon Arap turist geliyordu. Şimdi 4 buçuk milyon geliyor. Neden çünkü Araplar Türkiye’nin açılmasıyla birlikte…

Sadece Arap mı?

Arap, sadece Arap 4 buçuk milyon turist geliyor Türkiye’ye ve Araplar geldikçe görüyorlar İstanbul onların şehri.

Bir Arap kenti oldu.

Kahire de Türklerin şehri.

Araplar Türkiye’yi işgal edecek. (gülüyor)

Tabii. Bu güzel bir işgal. Buyursunlar bütün Araplar bütün şehirlerimize gelebilirler. Biz İstanbul’u hepimizin şehri olarak görüyoruz. Nasıl Şam, Kudüs, Bağdat, Kahire hepimizin şehriyse. Bakın İstanbul’un kapalı en büyük pazarlarından birinin adı Mısır Pazarı’dır, Mısır Çarşısı’dır. Asya tarafındaki en büyük caddenin adı Bağdat Caddesi’dir ve Bağdat’a kadar gittiği düşünülür. En büyük saraylardan birinin adı Hidiv Kasrı’dır. Çünkü bu bizim tarihimiz. Ben Velid Canbolat’la…

'SURİYELİLER KİMLİK BİLE GÖSTERMEDEN TÜRKİYE'YE GİREBİLSİN İSTEDİM'

Bunlar çok güzel şeyler, fakat bunların hepsi tarih. Ben bugünden bahsediyorum. Mezhep ve ırk ayrımcılığı Arap ülkelerini yönetir hale geldi.

İşte burada vizyon farkı var. Çok haklısınız. Büyük bir tehlike. Bakın 5 sene önce biz Suriye ile vizeleri kaldırdığımızda, hâlâ hatırladıkça üzülürüm, çok büyük bir hüzün dolar içime, Velid Muallim’le imzaladık. Geldik sınırda sınır taşını kaldırdık. Sınır kapısını açtık. Benim düşüncem şuydu: Bütün Suriyeliler kimlik bile göstermeden Türkiye’ye girebilsin. Bütün Türkler de kimlik bile göstermeden Şam’a gidebilsin. Ve bu kurulmuştu. Ta ki Beşşar Esed kendi halkına zulmedene kadar. Bu sefer maalesef aynı kapıdan mülteciler bize geldi. Bir tek mülteciye bile kapıda sen Arap mısın, Kürt müsün, Türkmen misin, Sünni misin, Şii misin, Hristiyan mısın diye sormadık. Kim geldiyse eyvallah dedik. Çünkü bizim içi o sınır iki devletin sınırıdır ama Antep’le Halep tarih olarak kardeştir. Hatay’la Lazkiye tarih olarak kardeştir. Kobani, Aynul Arap ile Suruç kardeştir. Biz bu sınırlara saygı gösterelim, hep bunu ben anlattım Arap dünyasında, her yerde, bu sınırlara saygı gösterelim ama aynen Avrupa’da olduğu gibi, nasıl bir Alman Berlin’den Paris’e hiç pasaport göstermeden gidiyor, Türkler ve Araplar da gitsinler gelsinler. Bakın biz bunu Gürcistan’la yapıyoruz. Gürcistan’dan Türkiye’ye girenler pasaport kullanmıyorlar Karadeniz’de. Batum’dan Trabzon’a geliyor, Trabzon’dan Batum’a giderken kimlikle geçiyorlar. Biz bunu Ortadoğu’da yapabilirdik. Ama şimdi maalesef bizim siyasi olarak yapamadığımız bu olayı terör grupları, milisler böyle geçer hale geldiler. Şimdi vizyoner liderler lazım. Hep beraber gelelim bu bölgeye yeni bir şekil verelim. Ama sadece şu mezhepten diye kimse bir zalimi desteklemesin. Sadece benim ırkımdan diye kimse bir zalime sahip çıkmasın. Benim ırkımdan değil diye mazlumu sahipsiz bırakmayalım. Benim mezhebimden değil diye mazlumu merhametsiz şefkatsiz bırakmayalım. Burada ilkeleri tekrar ortaya çıkarmak gerekiyor. Bizim tarihimiz, ortak tarihimiz ne kadar zengin ve güzelse, cemilse sizin dediğiniz gibi, geleceği de yine biz kendimiz kuracağız. Başkası bize bir gelecek kuracak değil. Biz kardeşiz. Tartışsak, kavga etsek bile nihai kertede omuz omuza vermek zorundayız.

YÜREĞİNİZ GENİŞSE SURİYELİ KARDEŞLERİMİZİ BİR YÜK OLARAK TELAKKİ ETMEZSİNİZ

Suriyelilere kapınızı açtınız. 4 milyar dolar harcadığınız Suriyeli sığınmacılar, vatandaşlarınızın iş fırsatlarını azaltmak, devlete maddi, siyasi ve güvenlik yükü oluşturmakla suçlanıyor. Bu durum bütün dünyada öyle, sığınmacılar kendilerini ağırlayan ülkelere bir yük oluşturuyor. Suriyeli sığınmacılar Türkiye için bir yük oluşturmuyor mu?

Şimdi bir kere şunu görmemiz lazım. Türkiye içinde bile 2 milyon insan bir bölgeden diğer bölgeye gitse birçok problem çıkar. Aynı ülke içinde veya başka bir ülkede de. Ama gönlünüz genişse ve o insanları kardeşiniz olarak görüyorsanız bunu bir yük gibi telakki etmezsiniz. Ama Türkiye’de Suriyeli mülteciler dolayısıyla birçok tabii ekonomik, sosyal sorunlarla karşı karşıyayız. Ama bizim hükümetimiz hiçbir zaman Suriyeli kardeşimizi bir yük gibi görmedi. Allah’ın bize bir emaneti olarak gördük. Bir ensar olarak onlara yaklaştık. Onlar muhacirindir biz ensarız. Dolayısıyla 4 buçuk milyar doları aştı bizim yaptığımız harcamalar, ekmeğimizi paylaştık, aşımızı paylaştık. Biz büyük petrol zengini değiliz, büyük doğal kaynaklarımız yok. Halkımızdan aldığımız vergilerle Suriyeli kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ama halkımızdan şimdiye kadar da hiç kimse yanlış yapıyorsunuz demedi. Bazı itiraz edenler çıktı. Ama ciddi sosyal sorunlara da sebebiyet verdi. Mesela Kilis şehrinde şu anda Suriyelilerin sayısı Kilis’in gerçekte orada oturanlardan daha fazla. Gaziantep’te yarısına yaklaşıyor. Oradaki sosyal doku da tabii bundan etkileniyor. Sadece kamplarda okula giden Suriyeli sayısı 70 bin, Suriyeli öğrenci sayısı. Dışarıda giden 450 bin. Şimdi düşünün her biri okula gidiyor. Biz kamplarda hiç kimseyi okulsuz bırakmadık. Sebep, eğer bu iş uzarsa Suriye’de bir neslin kaybolmasını istemiyoruz. Ne yaptık, kamplardaki Suriyeli öğretmenleri maaşla okullara hoca yaptık. Onlar kendi öğrencilerine ders verdi, biz onlara maaş ödedik. Suriyeli kamplarında hiçbir Suriyeli, kendi onuru zedelenmesin diye, Biz Suriyelilere ilk anlarda yemek veriyorduk şimdi yemek vermiyoruz, ellerine her ay kişi başına bir çek veriyoruz. Gidip pazardan kendisi malzemesini alıyor, yemeğini kendisi yapıyor. Ve o çeki aldığında onun izzeti korunuyor. Bir dilenci gibi muamele etmiyoruz. O parayı alıyor kendi aile hayatını sürdürecek şekilde devam ediyor. Evleniyorlar. 10 binlerce Suriyeli bebek doğdu Türkiye’de. Hatta Cenevre-2 Konferansı’nda Velid Muallim bana, yani orada komşu ülkelerde teröristler var dediğinde kendisine söyledim. ‘Doğru Türkiye’de 27 bin, o zaman öyleydi, 27 bin bebek terörist doğdu’ dedim. Bunlar kaçan, sığınan insanlar. Biz elimizden geldiği kadar kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bakınız üç günde 138 bin kişi girdi Aynul Arap’dan. Bir haftada 200 bin kişi. Kimisi akrabalarının yanına gitti, kimisini biz kampa aldık. Akrabalarının yanına gidenlere maddi katkıda bulunduk. 36 bin, sadece bu Sünnilere ya da Müslümanlara değil. 36 bin Yezidi geldi Türkiye’ye. Onlara da bakıyoruz Irak’ta. Bunu niye, çünkü biz şöyle düşünüyoruz….

İşadamlarının Türkiye’de işsizlik yüzde 9-10 iken Suriyelilere nasıl iş imkanı sağlıyacakları sorusuna bu yükü, bunu nasıl yapacaksınız diye sordu bugün işadamları bir toplantıda. Ama biz şuna inanıyoruz: Mazluma uzanan el Allah tarafından bereketlendirilir.

'TÜRKİYE'DE ÜNİVERSİTEYE GİRMEK ZORDUR AMA SURİYELİ KARDEŞLERİMİZE KOLAY'

Siz Türkiye’deki üniversitelere giriş sınavı yapıyorsunuz ve bu sınava katılan vatandaşlarınızdan sadece yüzde 40’ı üniversitelere yerleştiriliyor, ona rağmen hükümet, Türkiye’deki tüm Suriyeli öğrencilerin üniversitelerde sınavsız kabul edilmesi için talimat verdi.

Doğru bu konuda sorular geliyor. Yani Türkiye’de üniversiteye girmek çok zordur. Ama Suriyeliler başvurursa giriyorlar. Girer, imtihan yapmayız. Türklere imtihan yapıyoruz, Suriyelilere yapmıyoruz. Hatta bugün iş adamlarıyla görüştüm, şimdi Suriyelilere çalışma izni vereceğiz geçici olarak. Çünkü kendi helal rızıklarını kazanmalarını istiyoruz. Ve belli bir düzenli hayatları olmasını istiyoruz. İnşallah Suriye’ye barış geldiğinde geri evlerine dönerler. Sonra da Türkiye’ye dua ederler diye ümit ediyoruz. Ama bugün iş adamlarından biri öyle söyledi. Türkiye’de bu kadar işsiz varken, Türkiye’de işsizlik yüzde 9-10, bu yükü, bunu nasıl yapacaksınız diye sordu bugün işadamları bir toplantıda. Ama biz şuna inanıyoruz: Mazluma uzanan el Allah tarafından bereketlendirilir. Belki de Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında mazlumlara uzattığımız elin hissesi vardır. Biz her şeye maddiyat içinde bakmayan bir kültürden geliyoruz. İnşallah bu yaptığımız harcamalar bizim kendi vergilerle elde ettiğimiz hazinemizi bereketlendirecek. Eğer onlara kapımızı kapatırsak Allah’ın yardımından da bereketinden de nasibimizi keseriz diye düşünüyoruz. Onun için muhacir Medine’ye geldiğinde ensarın malı eksilmedi. O sabırla o ensar daha sonra aralarından çok büyük zenginler çıktı. Ama önemli olan muhacire kapısını açabilmek.

Irk ve mezhep ayrımcılığıyla dolup taşan bugünkü sahnenin karşısında geçtiğimiz Mayıs ayında New York Times Gazetesi, ki bilirsiniz bu gazete Amerikan karar sahiplerine yakın bir gazete, ön sayfasında Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye ve Libya’nın daha küçük devletlere bölündüğünü gösteren bir harita yayımladı. Yaşadığımız bu hızlı gelişmelerin gölgesinde sizce bölgenin yeniden şekillendirilmesi ile mi karşı karşıyayız? Sizce New York Times haberindeki harita, Amerikan yetkililerin Ortadoğu ve özellikle, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye, Libya ve hatta belki Türkiye için çizdiği plandan bir sızıntı mıydı?

New York’ta oturup böyle bir harita çizmek kolay. Bölgede böylesi haritaların yol açtığı veya yol açabileceği acıların bedelini ise bölge halkları öder. Bana sorarsanız, 100 sene önce bölgemiz fazlasıyla bölündü. Ve gayritabii sınırlarla bölündü. Birbiriyle, bir arada yaşayan halklar, işte bugün Türkiye sınırında olduğu gibi en yakın akrabalar, amca çocukları birbirinden koparıldı. Irak-Suriye sınırında ya da diğer sınırlarda olduğu gibi. Bu bölünmelerin üstüne yeni bölünmeler ortaya çıkarsa, yani Suriye ikiye üçe bölünürse; bu bölünmelerde aileler parçalanacak, şehirler parçalanacak. Irak da aynı şekilde diğer yerler de aynı şekilde. Onun için biz kesinlikle bölge haritasının bu anlamda değişmesine karşıyız. Bir yolla bölge haritası aynı kalmak suretiyle mahiyeti değişebilir; o da Avrupa Birliği’nde olduğu gibi. Yani herkes kendi ülkesinde yaşar, herkes kendi ülkesinin sınırlarını bilir. Ama biz öyle iyi ilişkiler geliştiririz ki ölçek büyüterek bölge bütüncül bir yapıya dönüşür. Yani pasaportların da kalktığı şekilde ülkeler birbirine seyahat ederler Avrupa Birliği’nde olduğu gibi. Yani haritanın bütünleştirici bir harita olmasına evet, parçalayıcı, bölücü aileleri ve en yakın akrabaları birbirinden koparan acı dolu parçalanmış haritaya kesinlikle ‘hayır’ dememiz lazım. Bu büyük bir tuzaktır. Bu tuzak, şu ana kadarki acılardan çok daha büyük acılar yaşanmasına sebebiyet verebilir. Onun için New York’ta veya herhangi bir yerde üretilecek haritalar bizim kaderimiz olamaz. Bu bölgenin kaderi bu bölge halklarının elinde olmalıdır.

Irak’ta açık söylemek gerekirse biz Türkiye olarak biz her zaman federalizme bile karşı çıkmıştık. Irak’ın birliğini hep savunduk. Ancak son gelişmeler baktığımızda Irak’ın birliğini korumak için Irak’ın gelir ve gücün paylaşıldığı bir yapıda yeniden şekillenmesine ihtiyaç var. Bu ihtiyaç Irak’ın bölünmesi anlamına gelmemeli. Aksine herkes birbirine saygı duyarak belki daha fazla adem-i merkeziyet, daha fazla şehirlere, vilayetlere yetki vererek Irak’ı da bir arada tutmanın yollarına bakmak lazım. Başkaları Irak’ın bölünmesini isteyebilir. Biz komşu olarak, Türkiye olarak Irak veya Suriye’nin bölünmesini istemiyoruz. Ancak herkesin Irak’ın kaynaklarından istifade etmesini istiyoruz. Irak’ta, Suriye’de veya herhangi bir ülkede eğer toplumun yüzde 12’si Suriye’de olduğu gibi toplumun yüzde 80-90’ını kontrol ederse bu ülkenin birliğini koruması mümkün değil. Veya ekonomik kaynakların çoğunu kontrol ederse. Olması gereken herkesin katıldığı bir siyasal sistemin kurulması. Biz bunu daha önce Irak ve Suriye yönetimine anlatmaya çalıştık. Ama maalesef olmadı. Ümit ederiz, Sayın İbadi, Irak Başbakanı bu yeni dönemde bu birliği ve beraberliği sağlayabilir. Suriye’de ise rejimin bu politikası ile Suriye halkının ve Suriye’nin bütünlüğünün sağlanması çok zor. Suriye halkının kendi içinde bu bölünme ve parçalanma ihtimaline karşı... 

Söylediklerinizden, Irak’ın bilfiil bölündüğünü ve artık bölünmüş Irak’ın kaynaklarının vatandaşlar arasında adil bir şekilde bölüştürülmesi gerektiğini anlıyorum. Bunu mu demek istediniz gerçekten?

Irak’ın toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunması lazım. Bu bizim temel ilkemiz.

Artık birlik kalmadı. Artık Irak da kalmadı.

Ama şu ana baktığımızda maalesef. Şu anda oradaki tabloya baktığımızda belli kesimler siyasetten dışlandı. Belli kesimler Irak’ın mali kaynaklarından. Yani baktığımızda neden Musul bu hale geldi? Musul çok büyük bir şehirdi ve çok büyük kaynakları vardı, ama Musul’a bütçeden ayrılan pay, normalde ayrılması gerekenin çok gerisinde kaldı. Musul halkı kendini Irak’ın siyasal sisteminin bir parçası olarak addedemedi. Erbil, belli bir federal yapı içinde hız bir gelişme kaydetti. Türkiye de destekledi. Biz Musul’u da aynı şekilde desteklemek isterdik. Ama Musul’da, Anbar’da, Tikrit’te Selahaddin’de, bütün bu Sünni bölgelerde Şii ve Kürtlerin sahip olduğu güce ve kaynaklara sahip olmamak Sünni kesimi siyasetin dışına itti. Keşke bu olmamış olsaydı.

Türkiye’nin için de birçok önemli konuda mücadele veriyorsunuz, ancak bunun belki en önemlisi çözüm süreci olsa gerek. PKK Başkanı Öcalan’dan gelen bir mesajda çözüm sürecinde günler içinde adım atılmadığı takdirde bitirileceği yönünde duyumlar çıktı. Çözüm süreci müzakerelerini ne zaman yeniden başlatacaksınız?

Bakınız, bölgede birçok ülke, birçok komşu ve dost ülke kendi içerisinde etnik ve mezhebi parçalanma yaşarken Türkiye çözüm süreci üzerinden kendi içindeki 30 yıllık bir meseleyi çözme iradesi gösterdi. Ve çözüm süreci şunu söyleyeyim şu anda Ortadoğu’nun en önemli ve tek başarı hikâyesidir. Çünkü teröre doğru da yönelen bir etnik problem bu çözüm süreci suretiyle aşılmaya çalışılıyor. Bu konuda güçlü bir irade sergiledik hükümet olarak ve bu güçlü iradeyi devam ettiriyoruz. Ama bu çözüm süreci konusunda hiç kimse herhangi bir tahkik, sınır ya da müddet koyamaz. Hükümet olarak biz tüm taahhütlerimizi yerine getiriyoruz. Bu çerçevede de çözüm sürecinin en önemli meselemiz olduğunu Başbakan olarak hükümeti kurar kurmaz yaptığım ilk açıklamada da Sayın Cumhurbaşkanımız da cumhurbaşkanlığı açıklamalarında çözüm sürecin en temel meselemizdir dedik. Çünkü Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşlarımızın haklarını zayi olmasına, kendi dillerini kullanmalarına, kendi örflerini...

Kürtlerle uzlaşı süreci tehlike altında mı?

Hayır, öyle bir başarısızlık söz konusu değil. Tabii bu çözüm sürecinden rahatsız olan gruplar var. Son olarak Kobani’de yani Aynul Arab’daki gelişmeleri bahane ederek Türkiye’de kargaşa çıkarmak isteyen gruplar oldu. Biz Meclis’e tezkere gönderdiğimiz gün çözüm süreci mekanizmasını da ilan ettik benim imzamla. Yani bunla şunu ilan ettik.

Ne zaman olacak?

Bunu belli bir takvim içinde en kısa zamanda nihai noktaya getirmek istiyoruz. Önemli olan Türkiye’de etnik bir çatışma yaşanmaması ve çözüm süreci takviminin doğru bir şekilde işlemesi. Şimdi de bizim belirlediğimi bir yol haritası var.

İSTİKRARIN KORUNMASI İÇİN HERKES MUTABIK OLMALI

Yol haritasını ne zaman açıklıyorsunuz?

Bu eğer bütün taraflar bu konuda özellikle de çözüm sürecinin muhatabı olan kesimler üzerine düşeni yaparlarsa en kısa zamanda, önümüzdeki bi kaç ay içerisinde istenilen mesafeye, noktaya gelinebilir. Bizim tutumumuz açık ve nettir. Bu konuda atılacak adımları attık, atmaya da kararlıyız. Ama tabii bu tür süreçler tek taraflı yürüyen süreçler değildir. Diğer taraftan da aynı adımları aynı kararlılıkla görmek bizim açımızdan sürecin sağlığı bakımından elzemdir, gereklidir. Burada özellikle Türkiye’de kamu düzeninin ve Türkiye’deki istikrarın korunması bakımından herkesin mutabık kalması ve adım adım bu sürecin işletilmesi lazım. Eğer Suriye ve Irak’taki gelişmeler yaşanmasaydı daha kısa sürede bunu bitirebileceğimiz kanaatindeydik. Ancak Suriye ve Irak’taki gelişmeler, özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler tabii ki Türkiye içinde atılacak adımlar konusunda bazı sıkıntılar ortaya çıkardı. Ama nihai kertede bunu en kısa sürede bunu tamamlama konusunda kararlıyız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)