• BIST 110.179
  • Altın 155,916
  • Dolar 3,8576
  • Euro 4,5431
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 17 °C

Türkiye’nin en geniş kitlesi: Gayrimemnunlar

Deniz YILDIRIM

Geçen hafta maddeler halinde gitmiş ve 16 Nisan’ın üzerinden 6 ay geçmişken “ilk tablodan memnun musunuz?” sorusunu sormuştuk. Genel eğilim gayrimemnunların, yani memleketin kötüye gittiği fikrinde olanların sayısının günden güne arttığı ve daha da artacağına işaret. İktidarın 15 yılda ülke için yarattığı temel sorunlara çözüm olarak sunduğu tek adamlık rejiminin sonuçları şimdiden kendisini ekonomiden tarıma, yerel yönetimlerden dış politikaya ve elbette eğitime kadar her alanda göstermiş durumda. İktidarın sorunları çözmek bir yana, bunları derinleştirmek dışında da bir reçetesi yok. “Derinleşen sorunlar; mecburlaştırılan kitleler” denklemiyle ayakta kalma stratejisi izliyorlar.

Türkiye’nin bugün partiler üstü bir gerçeği var: Gidişattan memnun olmayanlar bu ülkede çoğunlukta. Ve önümüzdeki sürecin asıl belirleyicisi bu olgu, bu kitle ve bu kitleyi doğru okuyan siyaset olacak. Bu nedenle şunu söyleyebiliriz: bugün ülkedeki en büyük kitle her partiden, her görüşten insanın çaresiz ve çıkışsızca içinde yer aldığı Gayrimemnunlar, memnun olmayanlar kitlesi. Ve bu memnun olmama hali sadece iktidar partisine dönük değil; çözüm, çıkış ve alternatif bir umut örgütleyemeyen muhalefetler de bundan payını alıyor. Yakın geleceği, gayrimemnunları kuşatan yeni bir siyasal hareket tarzının inşası ya da alternatifsiz bırakılan gayrimemnunların derinleşen sorunlarla birlikte iktidara daha da mecburlaştırılması ikilemi belirleyecek.

SOMUT VERİLER
“Nereden çıkarıyorsun; halkımız gayet memnun” diyenleri duyar gibiyim. Hem verilere, hem gözlemlere hem de geleceğe dair sezgilere dayalı bu söylediklerim. Önce verilere bakalım. Dünya genelinde en önemli araştırma kuruluşlarından birisi olan IPSOS düzenli olarak “Dünyayı Ne Endişelendiriyor?” araştırması yapıyor ve sonuçlarını yayınlıyor. Bu raporların sonuncusu da birkaç gün önce yayınlandı. Son bir yıla bakalım.

IPSOS araştırmasına göre “ülkem doğru yolda” diyenlerin oranı Ekim 2016’da Türkiye’de yaklaşık yüzde 45, yanlış yolda diyenlerin oranı da yüzde 55 hattındaydı. Kasım 2016 araştırmasında ise “ülkem doğru yolda” diyenler yüzde 39’a gerilerken “ülkem yanlış yolda” diyenlerin oranı yüzde 61’e yükseldi. Özellikle terör ve şiddet tehdidi, 15 Temmuz sonrası oluşan tehdit algıları bir yandan bu memnuniyetsizlerin bir bölümünü iktidar karşıtlığına, bir bölümünü ise iktidarın 16 Nisan’daki kalıcı OHAL Rejimi teklifine doğru itti. Gayrimemnunlar ve mecburlaştırılanlar ikilemi böyle belirginleşti; araya bir de YSK girdi.

Haziran 2017’de yapılan ve sonuçları Temmuz’da açıklanan IPSOS araştırmasındaysa “ülkem yanlış yolda” diyenlerin oranı yüzde 64’e yükseldi. Dünya ortalamasının üstünde bir oranla. Ve son olarak bu hafta içinde yayınlanan Eylül 2017 Raporu’nda da Türkiye’de “gidişten memnun değilim” diyenlerin oranının yüzde 63 olduğu görüldü. Özetle son verilere göre Türkiye’nin en az yüzde 63’ü gayrimemnun.

Yalnız bir önemli değişiklikle. Özellikle 7 Haziran sonrası yükselen şiddet ve terör dalgası ve ardından 15 Temmuz’daki darbe girişimi toplumda tehdit algılarının merkezine kaçınılmaz olarak şiddet, terör ve savaş endişesini yerleştirdi. İktidarın gayrimemnunların bir bölümünü mecburlaştırılanlar haline dönüştürmesi ve “şu ortamda başka reçetesi olan var mı?” sorusu üstünden 16 Nisan’da kendi otoriter reçetesine ikna etmesi bununla ilgiliydi.

Bu tabloda büyük değişiklik yok, doğru. Haziran 2017 Araştırması’na göre Türkiye’de halkı en çok endişelendiren konuların başında yüzde 60 ile terör, yüzde 36 ile işsizlik, yüzde 26 ile yoksulluk, yine yüzde 26 ile şiddet, yüzde 22 ile eğitim ve yüzde 16 ile vergiler geliyordu.

ASIL YENİLİK
Son araştırma, yani bu hafta açıklanan Eylül 2017 Dünya Araştırması’nda ise bazı önemli değişiklikler söz konusu. Evet, terör tehdidi ve ülkenin gidişatından memnun olmama gerekçesi olarak terörü gösterenlerin oranı yüzde 59 ve bu hala birinci etmen. Diğer yandan ikinci sırada yüzde 29 ile işsizlik ve üçüncü sırada artık yüzde 27 ile eğitim politikaları var. Eğitim politikalarının “ülkenin gidişatından memnun olmama” nedeni listesinin ilk 3 sırasında yer aldığı 3 ülke var: Türkiye, Suudi Arabistan ve Peru.

Ayrıca, “vergilerden dolayı gidişten endişeliyim” diyenlerin oranı da yüzde 16’dan yüzde 19’a çıkmış ve bu araştırma yapıldığında hükümetin vergi zam paketi henüz açıklanmamıştı. Araştırmayı bütünleyen bir diğer çalışma ise uluslararası Nielsen Grubu’nun dünya genelinde gerçekleştirdiği Güven Endeksi araştırması. Buna göre Türkiye’de terör endişesi gerilerken ekonomik endişeler hızlı yükselme eğilimine girdi.

Öyleyse son tabloda; güvenlik, ekonomi, eğitim politikaları ve bunların sonuçları nedeniyle Türkiye’de halkın yüzde 63’ü gidişten memnun değil. Bunu not edelim.

İkinci aşamaya geçelim. Sezgiler ve gözlemlere.

Bu haftaya damga vuran asıl açıklamalar Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten geldi. Şimşek özetle ekonomi politikaları açısından önlerinde iki yol kaldığını ilan ve aslında itiraf etti: “ya borçlanacağız ya da vergileri arttıracağız, biz ikincisini seçtik” dedi. Torba yasa tasarısında her ikisini de yapıyorlar; borçlanma limitini de vergileri de yükseltiyorlar; bir de halkın son yastık altı altınlarını  çekmek dışında çareleri kalmadı. Ekonomik olarak çöküş süreci başladı. Reçeteleri daha fazla savaş, daha fazla sefalet. Artan vergiler ve enflasyon; alım gücünün giderek düşecek olması; hayat pahalılığı, işsizlik, fındıktan tütüne tekelleri koruyan programın üreticiyi daha da sefalete itmesi; özetle inşaat ve imar ekonomisi duvara toslamak üzere. En çok bankaların kar ettiği, en az halkın cebinin iyileştiği bu ortamda Gayrimemnunlar, ülkenin yakın gelecekte sayısal ve siyasal olarak büyüme potansiyeli taşıyan en önemli grubu. Ve bu artık ekonomik gerçekler nedeniyle böyle.

Borçla, halkın sırtına yüklenen vergilerle, kamu kaynaklarının özele aktarılmasıyla ilerleyen model için deniz bitiyor. Peki bu modeli şimdi neyle meşrulaştırıyorlar, buraya bakalım.

SAVUNMA, GÜVENLİK VE EKONOMİ
Maliye Bakanı Ağbal vergi paketini açıkladığında “Savunma Sanayi Fonu’na gelir yaratmamız gerekiyor” demişti. Şimşek de “önümüzdeki yıl 18 milyar liralık silah, füze alımı yapacağız; milli güvenlik ve caydırıcılık için vergileri arttırdık” diyor özetle. Nitekim önümüzdeki yıl güvenlik bütçesinin aslan payını alacağı; silah ve savunma harcamalarının/alımlarının ana kalem haline geleceği artık sır değil.

Gayrimemnunlara “en çok endişe ettiğiniz terör ve şiddeti bitirmek için bunu yapıyoruz” diyorlar; fakat bunu yaparken gayrimemnunların en çok endişe ettiği ikinci unsuru, ekonomik gidişi daha da kötüleştiriyorlar.

Savaş siyaseti halkın cebinden finanse edilecek; savaş bütçesi büyüdükçe ekmek küçülecek. Tablo bu. Yani “ekonomik kötüleşme karşılığı güvenlik” vaadi. Gayrimemnunlar her siyasetten yurttaşı kapsayan geniş ve birbirinden habersiz bir kitle. Bir hareket haline gelmeleri için, bu vaadin karşısına başka bir reçeteyle çıkmak gerekiyor. O da belli. Güvenlik, huzur önemlidir; fakat bunun faturasını halk ödemek zorunda değildir. Cephede ölen yoksulun çocuğu, ekmeği küçülen yoksulun çocuğu, sırtına vergiler, zamlar bindirilip savaş siyasetini finanse etmesi istenen yine yoksulun çocuğu. Ve ağlayanlar, sıvasız derme çatma evlerde oğullarının yolunu gözleyen analar. Türkiye halkı, güvenliği sağlanırken yoksullaşmak zorunda değildir. Bu, Saray rejiminin dayatmasıdır ve elinde kalan tek “Milliyetçi Cephe tahkimat” stratejisidir.

VE SARAY’IN ELDEKİ TEK STRATEJİSİ
İkincisi, 2019’a giden süreçte daha da artacağı görülen ekonomik rahatsızlıkları düzeltme reçetesi olmayan iktidarın, savaş-şiddet siyasetini daha da yaygınlaştırması ve otoriter ittifaklarını bu temelde meşrulaştırması dışında seçeneği kalmamış görünüyor. İç ve dış politika bunun işaretlerini uzun süredir barındırıyor. Bu nedenle, yani ekonomik iyileşme vaat edemeyeceğine; savunma harcamaları giderek daha da fazla halkın cebinden finanse edileceğine göre, güvenlik ihtiyacını canlı tutan bir stratejiyle “güvenlik vaadi” etrafında gayrimemnunları ikna ve etrafında kenetleme stratejisi izleyecekler diyebiliriz. Öyleyse Saray’ın 2019 stratejisi şimdiden bellidir. Güvenlik artı daha fazla yoksullaşma.

Gelelim sayıları daha da artacak Türkiye’nin en büyük kitlesi Gayrimemnunların kitleden harekete dönüştürülmesi için yapılacak olanlara.

Büyük kırılma dönemleri, hoşnutsuzlukları örgütleyen bir siyaset stratejisi gerektirir. Gayrimemnunları bu iktidara ve onun her alanda ülkeyi giderek bir batağa sürükleyen politikalarına mahkum etmeyen, halkı kazanan, halkın sorunlarını merkeze alan, ısrarla Halkçılık dediğimiz strateji için kapı açılmıştır.

EKMEK VE BARIŞ

Hoşnutsuzlukları, memnuniyetsizlikleri örgütlemenin yolu, en büyük hoşnutsuzluklar karşısında bir başka yaşam, bir başka çıkış önermekten geçer. Rus Devrimi’nde, cepheden cepheye sürülüp Çarlık için sefalete, ölüme mahkum edilen Rus işçi ve köylülerine Lenin’in “Ekmek ve Barış” sloganıyla seslenmesi boşuna değildi. Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki Cumhuriyet Devrimi’nde Mustafa Kemal Atatürk’ün yanlış siyasetlerle, vergilerle, cepheden cepheye sürülüp neredeyse 20 yıldır evinin, köyünün yolunu görmeyen bir halka “gerekli olmadıkça savaş bir cinayettir” demesi, “Yurtta Barış, Dünyada Barış”ı slogana çekip Balkan Savaşları’nda, Birinci Dünya Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda cepheden cepheye giden Anadolu köylüsüne “sizi artık savaştırmayacak bir düzen kuracağız” vaadiyle gitmesi tesadüf müydü?

Bugün de bir yol ayrımındayız. “Güvenlik karşılığı ekmek; daha fazla silah karşılığı sefalet, tek adamlık düzeni karşılığı karanlık” programının karşısına bir başka siyasal programla, kapsayıcı bir stratejiyle ve gerçek bir alternatifle, doğru sloganlarla çıkmak zorundayız. Türkiye’nin en büyük kitlesi çıkış bekliyor. O çıkış, Ekmek, Barış, Huzur ve Güvenlik taleplerinin birbirine karşı değil, birbiriyle birlikte mümkün olduğunu gösterebilecek bir siyaset gerektiriyor. Ama en çok da cesaret gerektiriyor. Dikta siyaseti ekonomiden tarıma, dış politikadan eğitime tel tel dökülüyor; ülkeyi de döküyor. Gayrimemnunları halkçı-kamucu bir ekonomi, barışçıl bir iç ve dış politika, laik ve demokratik cumhuriyet programına ikna edenler, “çöküş reçetesini denedik, şimdi çıkış reçetesini uygulayalım” diyenler, kitleleri “Ekmek, Hürriyet ve Cumhuriyet” programında birleştirenler kazanacak. Yoksa Saray’ın koridor kavgalarına, AKP’nin belediye atamalarına bakıp bel bağlayanlar değil.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)