• BIST 108.615
  • Altın 145,221
  • Dolar 3,4955
  • Euro 4,1321
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 26 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 27 °C

Türkiye’nin en karanlık sabahı 19 Aralık

Türkiye’nin en karanlık sabahı 19 Aralık
Türkiye 19 Aralık sabahına gözlerini katliam ile açar. Gece saat 04:00 civarında ülke çapındaki 20 ayrı cezaevine aynı anda müdahale başlar. VE sonra o karanlık tablo...

Alev Doğan

19 Aralık 2000 sabahı, eşine az rastlanır bir vahşete tanıklık etmek için uyandı Türkiye. Yaralarının sarılmasının imkansız olduğu bu travmanın faturası ağır oldu. Onlarca insan hayatını kaybederken, yüzlercesi sakat kaldı. Kinaye yapılırcasına “Hayata Dönüş” adı verilen bu operasyonun ardından tam 16 yıl geçti. Bu haber biraz da o karanlık günleri çocuk aklı ile anlamlandırmaya çalışanlar ve tarihe tanıklık etmek isteyenler  için.

Tecrit: En ağır işkence

1975-1992 yılları arasında Frankfurt F Tipi Cezaevinde yatan Günter Sonnenberg o yılları şöyle anlatır;

“İnsan uzun sure kapalı bir odada kaldığında ,hiçbir ses duymadığı ve hiçbir insan görmediği zaman ,pencereden dahi bakamadığı zaman ,yani ses ,görme gibi uyarıcıları almadığı zaman, hastalanıyor. Bu bir işkence. Hiç delil bırakmayan bir işkence. Yani vücutta herhangi bir yara izi yok. Ama insan fark ediyor. Çünkü bilincini kaybediyor. Hafıza kaybediliyor. Gerçekle hayal arasındaki çizgi kalkıyor. insan konuşmayı da unutuyor, konuştuğunu ve düşündüğünü ayırt edemiyor. Yıllar sonra dışarı çıktığımda ,insanlara soru soruyordum ama cevap alamıyordum. Çok kızıyordum. Sonra fark ettim ki konuşmuyormuşum, sadece soruyu düşünüyormuşum...İnsan , tecridi kelimelerle anlatamıyor .Serbest kaldıktan sonra, tecridi insanlara anlatabilmek için birçok etkinliğe katıldım. Her seferinde fark ettim ki, insan bunu anlatamıyor. Bunu ancak yaşayan anlayabilir. Tecridin insanın kişiliğine verdiği zararları hissediyorsunuz , ama anlatamıyorsunuz. Bunu anlatabilecek kelimeler yok. Sorun da burada zaten “

İnsanın yaşaması için bütün nedenlerin ortadan kaldırıldığı ama ölmesine izin verilmediği bu ceza yöntemi Türkiye’nin gündemine 1990’lı yılların ortalarında girdi. Avrupa’da yaygın bir biçimde kullanılan F Tipleri hukukçular ve hekimler başta olmak üzere toplumun önemli bir kesimince “en ağır işkencelerden” biri olarak tarif edildi ve uygulanmasının sakıncaları bilimsel raporlar eşliğinde kamuoyunun bilgisine sunuldu.

16 Haziran 2000 tarihinde  İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi Çalışma Grubu’nun çağrısı ile  Kocaeli 1 Nolu  F  Tipi Cezaevi’ni inceleme amacıyla oluşturulan heyete katılan  İstanbul Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, incelemeler sonrası sundukları raporun sonucunda şu ifadelere yer vermişti;

“F Tipi Cezaevleri hücre tipi cezaevleridir. İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratacağının bilimsel olarak ortaya konulmuş olması, sosyo-kültürel yapı ve gelenekle çelişki oluşturması,dayandığı yasal düzenlemenin hukuka aykırılığı ve ortadan kaldırılması konusunda Adalet Bakanı da dahil tüm hukuk çevrelerinin mutabakatının olması, insan haklarına aykırı bir uygulama olması nedenleriyle F Tipi  Cezaevleri kabul edilemez.”

Dönemin İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman ise yıllar sonra o süreci anlatan bir belgeselde, F Tipi’ne ilişkin görüşlerini şöyle ifade etmişti;

“Bize cezaevlerinin çok lüks olduğunu söylüyorlardı. Benim hem Avrupa Birliği’nden gelenlere hem de bakana şöyle bir önerim oldu; bir otelin kral dairesinde 15 gün, tek başınıza, kimse ile telefonda dahi görüşmeden, hiç dışarı çıkmadan, tek başınıza 15 gün kalın. Bunun hala uygun olduğunu düşünüyorsanız, o zaman biz de düşünürüz.”

Açlık grevinden ölüm orucuna

Devlet, tecriti meşrulaştırmak için basın ve medya organları aracığı ile kamuoyunu ısıtmaya çalışırken, cezaevlerindeki siyasi tutuklular 20 Ekim’de başlattıkları açlık grevini,  19 Kasım’da ölüm orucuna dönüştürdüklerini ilan ederler.

Tarihler 9 Aralık’ı gösterdiğinde, dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F Tiplerine nakillerin süresiz ertelendiğini ve F Tiplerinin ilgili meslek kuruluşlarının katılımıyla mimari, hukuki ve tıbbi açıdan yeniden değerlendirileceğini açıklar. Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Oral Çalışlar, Can Dündar Bayrampaşa cezaevinde tutuklularla görüşür. Böylece tutuklularla yapılacak görüşmelerin önü açılmış olur.

11 Aralık’ta ise  TBMM insan hakları komisyonu üyesi Mehmet Bekaroğlu, Kamer Genç, Tunay Dikmen ve TTB ikinci Başkanı Metin Bakkalcı’dan oluşan heyetin Bayrampaşa Cezaevinde tutuklularla yaptığı görüşmeler Bakanlığın F Tiplerinin açılmayacağı konusunda güvence vermemesi üzerine tıkanır.

17 Aralık’ta görüşmelerin tekrar başlaması için İstanbul Barosu Başkanı Avukat Yücel Sayman arabulucu olur. Tutuklular Yücel Sayman’la görüşmelere devam etmek ve bir uzlaşmaya varmak istediklerini söylerler. Tüm çaba ve çağrılara Adalet Bakanlığından bir yanıt gelmez. Akşam saatlerinde Adalet Bakanı H. Sami Türk, “Bundan sonra olacakların sorumlusu ölüm orucunu başlatan, destekleyen ve devam ettirenlerdir.” açıklamasında bulunur.

19 Aralık: En karanlık sabah

Türkiye 19 Aralık sabahına gözlerini katliam ile açar. Gece saat 04:00 civarında ülke çapındaki 20 ayrı cezaevine aynı anda müdahale başlar. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit bu operasyonu “teröristleri kendi terörlerinden kurtarma” olarak ifade etse de, gerçek hiç te insani değildir. Operasyonların en yoğun olarak yaşandığı Bayrampaşa Cezaevine ilişkin yayımlanan Adli Tıp raporlarında, Hikmet Sami Türk’ün "Kalaşnikofla ateş ettiler" demeçlerinin asılsız olduğu ortaya konur.

 Rapor'a göre, Koğuşlardan ateş edilmemiş, öldürücü dozun üzerinde gaz bombası kullanılmıştır. Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'ndeki C-1 koğuşundaki kadın tutukluların güvenlik görevlilerinin kullandığı göz yaşartıcı, gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangında öldükleri belirlenir. Adli tıp uzmanlarının raporunda, yanarak ölen kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı olan solvent maddelerinin bulunduğunun tespit edildiği vurgulanır. Yine Adli tıp raporuna göre silahlı bir direniş olmamıştır. Kömüre dönmüş koğuşlarda yapılan aramalarda silaha da rastlanmamıştır. Bilirkişi raporunda ayrıca tutuluların bulunduğu taraftan güvenlik görevlilerinin bulunduğu yöne doğru ateş açılmadığı, atışların dışarıdan içeriye doğru yapıldığı kaydedilir.

 Raporda, 12 kişinin hayatını kaybettiği C-1 koğuşunda 6 kadın tutukludan 5'inin yanarak 1'inin ise gazdan zehirlenerek öldüğü yazılır. C-1 koğuşunda hayatını kaybeden Yazgülü Güler Öztürk, Seyhan Doğan, Özlem Ercan, Şefinur Tezgel ve Gülser Tuzcu'nun cesetlerine yapılan otopsilerde elbise parçaları ile saç, doku ve cilt örneklerinde, tinerde bulunan organit solventlerden toluen, xylene ve metanol saptandığı kaydedildir. Nilüfer Alcan adlı tutuklunun ise gaz zehirlenmesi sonucu öldüğü tespit edilir. Raporda, operasyonda kullanılan bombaların etkin maddesinin 20 gramının 38 dakikada insanı öldürdüğü vurgulanarak, C-1 koğuşunda 35 gram bomba maddesi bulunduğu belirtilir. Yine aynı koğuşta patlayan onlarca gaz bombasının yanında patlamamış 45 adet bomba bulunur. C-14 ve C-15 koğuşlarına da ateş açıldığı ve içeri, üzerinde "Kapalı yerlerde kullanmayın" ve "Bombayı insan ve yanan madde olmayan sahaya fırlat" yazılarının bulunduğu çok sayıda göz yaşartıcı bomba ile gaz bombasının atıldığı kaydedildi. Tutukluların silahla birbirlerini öldürdüğü iddiası da, tutukluların uzun mesafeden açılan ateş sonrası öldüğünü belirleyen adli tıp raporuyla çürütülür. Rapor ayrıca, kimi delillerin karartıldığını ve jandarma tutanağındaki verilerindeki bazı çelişkileri de ortaya çıkartması açısından son derece önemlidir.

19 Aralık’ın ardından

F tipi cezaevlerinin mimarlarından olan ve operasyon sırasında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunan ve Ali Suat Ertosun'a 2004 yılında AKP hükûmeti kararıyla Devlet Bakanı Cemil Çiçek tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” verildiği bilgisini de ekleyerek yazımızı noktalayalım. Ancak, 2’si asker 32 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce insanın yaralandığı ve sakat bırakıldığı bu katliamın travmasının bir türlü noktalanamayacağı gerçeğini de hatırımızda tutalım.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)