• BIST 109.286
  • Altın 152,987
  • Dolar 3,8307
  • Euro 4,4999
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 19 °C

Ücretli öğretmen çalıştırmanın ekonomi politiği

Ücretli öğretmen çalıştırmanın ekonomi politiği
Yok uzayda niye yokuz, yok PISA’da neden ayıplanacak noktadayız… Bir tane Nobelli bilim insanımız çıkmış, onu da beğenmediğimiz Cumhuriyet kıt kanaat okutmuş sonra dışarıda bulduğu el imkânıyla Nobel’i almış...

Hamza Kie

“Öğretmenken Öğretmen Olamayanların Dramı” başlıklı bir önceki yazımda öğretmen olmanın önemini anlatan bir girişten sonra öğretmenliği hak etmiş adayların önüne açılan uzun ve meşakkatli süreçleri anlatmıştım. Gerçek eğitimli öğretmen adaylarına dahi rastgele nesil teslim etmeyiz deyip de bu süreçlerin hiçbirinden geçmemiş, öğretmenlikle uzaktan yakından ilgisi olmayanların İngilizce kurs sertifikasıyla bile ücretli öğretmen olarak çalıştırılmalarının yanlışlığını eleştirdikten sonra “Bir sonraki yazımızda ‘Ücretli Öğretmen’ fecaatinin ekonomi politiğine bakacağız.” demiştim.

Gerçekten ne fecaat ne fecaat! Çift yönlü fecaat! Hem eğitim adına rezalet, hem emek sömürüsü adına rezalet. Aşağıda linkini bulacağınız önceki yazımda eğitimsel fecaatin boyutunu uzun uzadıya bulacaksınız. Bu yazımda ekonomik fecaati yazacağım.

Sadece şu kadarına değineceğim ki bu zorlu süreci aşamayan formasyon-luları öğretmen yapmıyorsunuz, tamam! Peki, neden bu süreçlerin hiçbirinde geçmeyen alan dışı eğitim cahili formasyon-suzları öğretmen yapıyorsunuz? Bu büyük ve cevabı verilemeyecek bir çelişkidir. İkincisi, Peki, bu alan dışı formasyon-suz eğitim cahili kişilere görev vereceğinize neden hiç yoktan eğitim formasyonu olan ama bir vesileyle bu sınav süreçlerini aşamamış alan içi adaylara vermiyorsunuz? Efendim, biz öncelikle onların arasında seçiyoruz! Hiçte bile! Kim önünüze gelirse, kim hamili kartla gelirse! Kurs sertifikasıyla bile!

Temel sebep, kamu finansmanı açığına bir yama atmaktır. Ama ne yama, az buz değil koskocaman bir yama. Önce üzerinden yürüyeceğimiz rakamsal bir iki bilgi verelim. Bu seneki eğitim-öğretim yılı başında MEB’nın bir soru önergesine verdiği cevaptan anlıyoruz ki ihtiyaç duyulan öğretmen sayısı 81 bin 1 imiş. Hiç uzatmadan yuvarlayalım, bu açığa 80 bin ücretli yamanmaktadır. Peki, çeşitli kaynaklara göre 300 ila 450 bin öğretmen okulu mezunu işsiz varken neden ücretli yama? Hani öyle böyle yama değil. Gerçekten de ne için ne amaçla oluşturulduğu her zaman anlaşılamayan kamu finansman açıklarına bayağı bir yama bu.

Kadrolu bir öğretmenin devlete olan maliyetini, ince detay rakamlarla okuyucunun kafasını karıştırmadan elde ettiğimiz verilerle direkt yaklaşık netlerle söyleyelim. Yıllık 12 aylık gelir toplamı üzerinde maaş-ek ders-yıllık kırtasiye yardımıydı derken bir öğretmenin hazineye ortalama aylık maliyeti 4000 lira. E bunun daha öngörülen çalışma süresi bittikten sonra topluca alacağı -komikte olsa- emeklilik ikramiyesi ve ömür boyu sürgit emekli maaşı, daha sonra da evlenmemiş çocuklarına aktarılacak olan haklar var.

Peki, ücretli öğretmen nasıl ücretlendirilir ve hazineye maliyeti nedir?

Ücretli öğretmenler, bir ay içerisinde kaç saat derse girerlerse o saat sayısının ek ders ücreti ile çarpımı kadar maaş alıyorlar. Ücretli öğretmenlerin sözleşmeleri, öğretim yılı sona erdiğinde bitiyor. Bir sınıf öğretmeni en fazla ayda 4 hafta üzerinde 120 saat derse giriyor. Bu süre branş dersleri için daha da aşağı saat olabilmektedir.

Gelelim ince ve hin ayrıntıya. Yukarıdaki tanımdan dikkatinizi çekerim ücretliler ay ya da gün bazında maaş almazlar. Girdikleri ders saatinin karşılığı belirlenen komik rakam karşılığı alırlar. İzinli olur, hasta olur vs. o gün ücret alamazlar. Dikkatinizi çekeceğim ikinci husus, ücretlilerin sözleşmeleri “eğitim yılı sona erdiğinde bitiyor.” Yani okulların açık olduğu 180 iş günü içinde girdikleri ders sayısı kadardır. Ondan sonra ne onlar zırnık alır ne de hazinenin bir sarfiyatı olur. Durun bakalım!

İyi bir anlatım rakamlara boğulmamalı. Detay vermeden direkt gidelim. 180 iş günü tam istihdam olsa 6 ay yapar. Bir ücretli tam gün ders yapsa, 4 haftalık karşılığı sıkı durun asgari ücret kadar almaktadır. Yuvarlayalım 1400 lira. Şimdi gelelim matematikten nefret edenlerin bile anlayabileceği hin hesaplara.

 Kadrolu öğretmenin maliyeti aylık ne idi? 4000 maaş artı emeklilik hak edişleri vs. Bunu unutmayalım.

Ücretlininki neydi? Fire olmazsa 6 ay ve 1400 lira. Devletin/Hazinenin kendisini maliyet-lendirme takvimi 12 ay üzerinden hesap tutulmaz mı? Şimdi maliyet açısından 6 ayı 12 aya çekersek bir ücretlinin devlete aylık maliyeti 700 liraya düşmez mi? Hadi kimsenin hatırı kalmasın, olacak değil ya 1000 liraya çektik. Bu ücretli hayat boyu gıdım gıdım çalışıp daha da emeklilik için gerekli iş gününü dolduracak mı, nerede bulacak öyle emeklilik süresini doldurabilecek kadar iş? Böylece toplu emeklilik ikramiyesi ve sürekli maaş hak edecek mi? Hiç sanmam! E gördük mü? Şimdi gelelim finale.

Yani devlet, bir kadroluya yıl boyu sürekli 4000 lira artı saklı emeklilik hakları ödeyecekken, ücretliye yarım yıl 1400, hadi 12 aylık yıl bazında hesap tutacak olursak muhasebe kaydı olarak 700 lira ödemiş olacaktır. Ücretlilerin emeklilik hak edişlerinin hayat bulması? Kim öle kim kala! Şu 1400-700 lira hesabı kafa karıştırmasın. Hesabın şeklini değiştirelim. Bir ücretli yılda 6 ay çalışıp 1400 lira maaş alır. Bu 6 aylık gelir toplamını yıllık gelir bölümüne çevirirsek ayda 700 lira elde etmiş olur. Yani geçimi için yıl bazında aylık geliri 700 lira demektir. Madem konumuz eğitim, e dersler arasında matematik, sosyal bilgiler-coğrafya da var, o zaman bir soru soralım: Afrika nere?

Yuvarlak bir icmal yapalım, Hazine, her bir ücretli öğretmen için en az 3000 lira kar elde etmektedir. Yani 4000 yerine 1000 liraya adam çalıştırmaktadır. E bu ayda ne yapar? Ücretli sayısı 80 bin değil miydi? 80 bin çarpı 3 bin lira eşittir 240 milyon lira. Eski parayla 240 trilyon. Yıllık yuvarlak 3 katrilyon o da eşittir yuvarlak 750 milyon dolar.

Şimdi anlaşıldı mı öğretmen açığının ve eğitim fecaatinin kısmi sebebi?

Daha topyekûn başka emek sömürüsü-taşeronlaştırma olmasaydı bu kamu finansman açıklarının boyutları nerelere ulaşacaktı hiç düşündük mü? Bu noktada toplumsal bir boşluğa-ilgisizliğe-bilgisizliğe değinmek gerek. Az sayıdaki ilgili sivil ve akademik uzmanlar hariç toplum kesimleri ekonomideki bu derin ve elim fecaatleri, sömürüleri kavrayamıyor. Dar ve kısıtlı bir bakış/algı var. Eğitimci tekstil sektöründeki sömürüyü bilmiyor; tekstilci gıda sektöründeki sömürüyü bilmiyor; gıdacı otomotiv sektöründeki sömürüyü bilmiyor; otomotivci turizm sektöründeki sömürüyü bilmiyor… Bu bihaber olma durumunu yaygınlaştırıp tüm toplum kesimlerini kapsatabiliriz. Şöyle düşünelim başta televizyonlar olmak üzere tüm basın yayın kuruluşlarına boşuna mı el konuldu? Toplum aydınlatılmasın, uyanmasın. Bu konu derin. Eğitim yazısı içinde dağılmayalım.

Eğitimci olmasak da hocalarımızdan öğrendiklerimizden biliyoruz ki eğitimcilik öyle hep hazırlop vermek değildir. Bu vahşi sömürüde elde edilen finansmanların nerelere harcandığı konusunu biraz da okuyucuların ferasetine bırakalım. Sadece aklımıza gelen genel yaygın taktik hale getirilen bir yönteme değinelim. Geçiş garantili yollar-köprüler, yolcu garantili havaalanları, hasta garantili hastaneler… Nasıl finanse ediliyor acaba?

Efendim, o beğenmiyor bu beğenmiyor! O beğenmez bu beğenmez ama 450 binlik işsiz eğitimci ordusunun içinde o açığı dolduracak sayıda beğenenler de çıkacaktır. Hem ne demek beğenmiyorlar? Eğitimde tasarruf olur mu? Hani yanlış anlaşılmasın da tüm toplum aç çalıştırılsa iki meslek aç çalıştırılamaz. Yargı ve eğitim. Eğitimci aç çalıştırılır mı? Aç olanın kafası çalışır mı? Açlığı düşünmekten öğretebilir mi? Derhal bu ücretlilik rezaletine son verilmeli, 1400/700 liradan eğitimci mi olur. Biraz yükseltirsiniz maaşı bakınız nasıl da eğitim cahillerinin yerini eğitimliler dolduracaktır. 1400’e bile.

Yok uzayda niye yokuz, yok PISA’da neden ayıplanacak noktadayız… Bir tane Nobelli bilim insanımız çıkmış, onu da beğenmediğimiz Cumhuriyet kıt kanaat okutmuş sonra dışarıda bulduğu el imkânıyla Nobel’i almış. Efendim, bizden niye çıkmıyor? Çıkmaz tabii. Ücretlilerin elinde öğrenci geçecek de bilim insanı olacak bizim minikler!

Bir önceki yazımızda bir düzeltme yapalım. Efendim demiştik ki “Şunu da not düşelim. ‘Ücretli Öğretmen’ görevlendirme yönetmenliğine göre…” Özür dileriz. İyi araştıramamışız. Daha özel bir yönetmelik yokmuş. Yani “ücretli öğretmenlik” için formel bir şart bile yokmuş. Yolda geçen dilekçeyi veriyor ve oluyor. E demek ki o birinci yazımızdaki eleştirilerimiz cuk oturuyormuş.

Madem konumuz eğitim ve öğretmen, son olarak bir tavsiye de bulunalım. ABC’nin değerli yazarlarından Sami Günal Beyefendi’nin köşesinde enfes bir “24 Kasım” yazısı var. Eğitime ilgi duyanlara tavsiye olunur. 


Hamza Kie'nin önceki eğitim yazısı için tıklayınız:

84670.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)