• BIST 97.713
  • Altın 144,219
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 19 °C

Üçüncü Dünya Savaşının sonuna doğru

Cüneyt AYRAL / Paris

Gündemin hızla değişmekte, değiştirilmekte olduğu bir dönemde yazı yetiştirmenin zorluğunu okurun takdir edeceğini söylemek durumundayım, çünkü bu yazı okunurken, nerede ne olabileceğini şimdiden kestirebilmem olanaksız. 

1 Kasım  erken genel seçimlerine iki hafta kaldı.

 Ankara’da yüze yakın genç ve çocuğun canlı bombanın patlaması sonucu katledilmelerinin üzerinden iki gün geçti. Katliamın üzerine basın toplantısı düzenleyen seçim hükümeti bakanlarının “sırıtarak”, güvenlik açığı olmadığı açıklamalarının üzerinden de iki gün geçti.

 Önümüzdeki iki hafta içinde “seçimlerin iptaline” neden olabilecek patlamaların, saldırıların olup olmayacağı ise, kamu oyunca sorulan sorular arasında, hatta o dereceye kadar ki, Türkiye’nin sınırlarını “yanlışlıkla” ihlâl etmesi olası bir Rus askeri uçağını düşürerek, savaş ilânına bile gidebileceği dillendiriliyor... Korku ve korkaklık senaryolarının ardı arkası kesilmiyor anlayacağınız...

 *   *   *

 Rusya’nın, Suriye Devleti’nin daveti üzerine, Suriye’deki ayrılıkçılarla sürdürülen iç savaşta Esad yönetimine yardım etmeye başlaması ve askeri destek sağlaması Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlayacağı iddialarına kadar götürülüyor, oysa kimse Üçüncü Dünya (Paylaşım) Savaşı’nın bitmek üzere olduğunun farkında değil, çünkü savaşlar birinci ve ikinci savaşta olduğu gibi yapılmıyor artık, her şey bilgi ve bilişim çağı ile çok değişti.

 24 Aralık 1979 tarihinde SSCB Devlet Başkanı L. Brejnev’in emri ve Afgan Hükümeti’nin çağrısı üzerine, SSCB askerleri Afganistan’a girmişler ve bu ülkede yükselen İslamcı harekete karşı, Marksist Afgan hükümetine yardım etmeye başlamışlardı. 1988 yılında kısmen geri çekilmeye başlayan Rus askerleri 15 Şubat 1989 da Gorbaçov’un emri ile Afgan topraklarından çekilirlerken geride on beş bini aşkın ölü bırakıyorlardı...

 Bu olaylar yaşanırken SSCB yıkılmış, Perestroyka yaşanmış ve yepyeni devletler kurulmaya başlamıştı. Sınırlar ve sorumluluklar yeniden belirleniyordu.

 Yeni kurulan Ermenistan ile Azarbeycan savaşıyorlar, Rusya Ukrayna ile bir türlü geçinemiyordu, geçinemiyor...

 1983-2009 yılları arasında Hindistan’ın Güney ucundaki Sri Lanka’da (Ceylan adası) süren ayrılıkçı Tamil Kaplanları direnişi ülkenin 6ıncı Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapaksa’nın acımasızca ve sivilleri göz ardı ederek sürdürdüğü saldırlar sonucunda bastırıldı ve bitirildi, bu direnişin ardında ülkede yetmişbini aşkın ölü kalmıştı...

Afrika’da altın ve elmas madenlerinin paylaşılması için yapılmış ve yapılmakta olan katliamları, savaşları buraya sıralamaya kalkışırsam bu yazı bitmez, ancak Afrika’da Çin’in, Fransa’nın, Hollanda’nın ve elbette ABD’nin ciddi çıkarları olduğunu ve paylaşımdan “pay” elde etmek istediklerinin altını çizmekte yarar var. 

Mareşal Tito’nun ölümünün ardından başlayan sıkıntılar 1990 yılında Yugoslavya’da iç savaşın çıkmasına neden olmuştu, ardından Avrupa’nın bu bölgesindeki harita tamamen değişti ve sıkıntılar hâlâ sürüyor. Dün birlikte yaşamakta olanlar bugün birbirlerinin düşmanı olarak yaşamaktalar. 

Irak savaşları ve Saddamın infazı! 

Onun öncesinde Saddam’ın Kuveyt’e, yani bir anlamda ABD’ye saldırdığını da unutmayalım. İşte bu yüzden ABD ile Irak savaşını başlatmıştı. 

Kaddafi’nin infazına yol açan saldırıyı ise, Fransa’nın o dönemdeki Cumhurbaşkanı N. Sakozi başlatmıştı, sonra uluslararası güç devreye girdi, Türkiye’de bu işten geri durmadı. 

“Arap Baharı” diye başlayan olayların ciddi bir kara kışa dönüşmüş olmasını da hep birlikte izlemedik mi? 

2001 yılındaki 11 Eylül (ABD) saldırısı, hiç kuşkusuz Üçüncü Dünya (Paylaşım) Savaşı’nın yeni dünyadaki varlığının somutlaşmasıdır, bu olayın ardından El Kaide’ye karşı savaş hızlandırılmış, 70’li yılların sonlarında Marksist gelişmelere karşı oluşturulup, beslenen İslamcı hareket düşman olmuştur, onlara sağlanmış olan silâh ve para yardımları şimdi artık düşmanın elindedir. 

Kuzey Kore’nin bu dönemde bir çılgınlık yapmaması için elden gelen özen herkes tarafından gösterilmiştir, ama İran’ın nükleer silah yapmaya başlaması engellenememiş, çok uzun süren, sert görüşmeler sonucunda yavaşlatılabilinmiştir.  Ne gariptir ki İran’daki islami devrim de 1979 da gerçekleşmiştir. 

Mısır’da olup bitenler ve Müslüman Kardeşler’in yenilgisi ise bizim Türkiye’de gün gün yaşamış olduğumuz yenilgilerden birisidir. 

Yetmişli yılların sonlarına doğru başlamış olan Üçüncü Dünya (Paylaşım) Savaşı 40 yıla yaklaşan geçmişi sırasında pek çok farklı liderin farklı anlaşyışını ve bu nedenle de yönlendirmesini yaşamış uzun bir savaştır ve artık sona doğru yaklaşılmaktadır. Savaşın belirleyicileri olan “baş paylaşımcılar” ABD, Rusya ve Çin, Suriye krizi çerçevesinde bir araya gelerek kendi yandaşlarının çıkarlarını korumak adına pazarlıklar yapmıyorlar mı? 

Şimdi bütün bu çok uzun sürmüş patırdı sırasında Türkiye’nin durumunu düşünün! 

Düşünün bir kere, bu kadar basiretsiz ve yönetme yeteneğinden yoksun olanlar bu ülkeyi daha nereye kadar götürebilirler? 

Savaş biterken, Türkiye’de yenilenecek, Yunanistan nasıl yolunu buluyorsa, Türkiye’de yolunu bulacak... 

 

Paris, 13/10/2015

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)