• BIST 108.953
  • Altın 144,354
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 25 °C

Ülkemizde iş kazaları (cinayetleri) neden bitmez?

Ülkemizde iş kazaları (cinayetleri) neden bitmez?
Çalışma hayatında Devletin rolü neden göz ardı ediliyor?

Evet, ülkemiz iş kazalarında Avrupa birinciliği ve Dünya üçüncülüğü unvanlarını elinde tutmaya devam ediyor ve biz de iş cinayetlerinde ölmeye devam ediyoruz. Bu kez Siirt Şirvan’da bir maden kazası yaşandı ve meydana gelen göçük sonrası toprak altında kalan 14 işçiden henüz 4 ünün cesetlerine ulaşılabildi. Diğer 10 işçinin akıbetleri ise meçhul. Daha önce yaşanan benzer olayları hatırladığımızda ise umutsuzluğumuz ne yazık ki artıyor. 

Hatırlanabileceği gibi 2011 yılında  Afşin Elbistan’da bir açık kömür işletmesinde meydana gelen benzer bir göçükte Yaşar Alkaya isimli kamyon şoförü yaşamını yitirmişti. Asıl büyük facia ise 10 Şubat günü yaşanmıştı. İlk göçük nedeni ile toprak altında kalan makineleri çıkarmak için sahaya inen işçilerden 10’u göçük altında kalmıştı. 11 kişinin yaşamını yitirdiği olayda 9 işçinin cenazesine ise hiç ulaşılamadı. Bu insanlarımızın ne yazık ki mezarları bile yok.

Doğal afet mi üretim hırsımı?
Şirvan’da yaşanılan bu son olayı bir heyelana yani doğal bir afete bağlamak konusunda açık bir çaba olduğunu görüyoruz. Bu çabada madenin işletme sahibinin patronu olduğu medya gurubu başı çekiyor. Hatta ne acıdır ki kimi medya organları da attıkları başlıklarda toprak altında kalan canlardan ziyade iş makinelerini ön plana çıkarıyor. Adeta toplumda bu yaşanılanların günlük sıradan olaylar olarak kanıksanılmasına yönelik bir uğraş veriliyor.
Diğer taraftan bu faciaya yönelik çok farklı ve vahim iddialar da var. Örneğin bu madende 3 ay önce benzer bir göçük yaşandığı ve üretime ara verildiği, üretime olumsuz yansıyan bu açığın kapatılmasına yönelik olarak tam kapasite çalışılmaya başlanıldığı, bu esnada kepçelerle yapılması gereken basamak oluşturma çalışmalarının dinamitle yapıldığı ve bu dinamitle yapılan çalışmanın heyelanı tetiklediği en ciddi iddialardan biri. Bu olaydan 2 hafta önce bir işçinin başına taş düşmesi sonucu yaşamını yitirdiği, madende oluşan çatlakları işçilerin yönetime bildirdikleri ancak “ bir şey olmaz çalışmaya devam edin” talimatı aldıkları yönünde iddialar da mevcut.
Şimdi tüm yaşadığımız benzer hadiseler sonrasında ortaya bu tür iddialar atılır gibi yaklaşımları duyar gibiyim. Evet, doğru bu tür iddialar hep gündeme gelir ve bu iddialara yetkililer kulak tıkarlar. Bunun da sebebi son derece açıktır. Çünkü bu iddialar dikkate alındığında işin ucu asıl sorumlu olan Devlete kadar uzanacaktır. İşte asıl sorunda zaten burada başlamaktadır.

Çalışma hayatında Devletin rolü neden göz ardı ediliyor?
Bir ülkede iş kazaları konusunda bu kadar kötü istatistiki veriler söz konusu ise ortada bu konuya ilişkin çok ciddi bir toplumsal sorun olduğu açık bir biçimde ortadadır. O halde bu toplumsal soruna Devletin el atması kaçınılmaz bir görevdir. Üstelik bizim Anayasamızın ÇALIŞMA HAKKI VE ÖDEVİ başlıklı maddesinde çok açık bir biçimde aşağıdaki ibare yer almaktadır;

“Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.”  

Evet, Devlet çalışanları korumak için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Bu Devletin aynı zamanda Anayasal görevidir. Bu konuda görevli olan Devletin ilgili kurumu ise öncelikli olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığıdır. Bu bakanlığa bağlı İş sağlığı ve Güvenliği Genel müdürlüğü, İş teftiş gurup başkanlıkları ve bakanlık müfettişleri görev yapmaktadır. Ancak gelin görün ki ne zaman benzer bir “kaza” yaşanılsa yapılan soruşturmalarda Devletin çalışma hayatını düzenleme ve denetlemeden sorumlu olan bu kurumları ile ilgili hiçbir soruşturma kovuşturma söz konusu olmaz. Çünkü Devlet bu tür soruşturmaları kendisine yapılan suçlama ve dolayısı ile soruşturma olarak görmektedir. Şimdi yaşanılan bu son olayla ilgili olarak da benzer şeylerin yaşanılacağından hiç şüpheniz olmasın. Bu madenin işletme sorumluları, idari ve teknik düzeydeki yöneticileri gözaltına alınacak ve yapılacak yargılamalar bu düzeyde kalacaktır.

İşçi sağlığı ve iş Güvenliği piyasalaştırıldı      
Ülkemizde geçmişte Devletin denetiminde olan İşçi sağlığı ve İş güvenliği size yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenlerle yani Devletin kendi sorumluluğundan kaçma çabası yüzünden çıkartılan yasalarla özel sektöre devredildi. 

Gerçekten de yaşanılan iş cinayetlerini kendi gücü ile önleyemeyen Devlet bu işi özel sektöre devretti. İş kanununda yer alan konuya ilişkin maddelerden ve yönetmeliklerden bir anlamda vaz geçerek 2012 yılında 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununu çıkarttı. Artık bu kanunla birlikte işverenler İş güvenliği uzmanlarını ya kendi bünyelerinde bulunduracak, ya da bu hizmeti şu sıralar çığ gibi büyüyerek bir sektör haline dönüşen Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinden (OSGB) alacaklardı. Denetimler bu uzmanlar ve OSGB’ leri tarafından gerçekleştirilecek, bu sayede iş emniyeti sağlanacaktı.

6331 sayılı yasa da bir işe yaramadı
Ancak gelin görün ki baştan itibaren eksik ve yetersiz olan bu uygulama aradan geçen 4 yılda yaraya derman olamadı. Üstelikte bu süreç içerisinde Cumhuriyet tarihimizin en vahim iş cinayeti olan 301 işçimizi yitirdiğimiz Soma maden kazasını yaşadık. İşçi sağlığı iş güvenliği meclisinin verilerine göre yasanın çıktığı 2012 yılından 2015 yılına kadar yaşanılan ölümlü iş kazaları şöyle;

2012 …….   878 kişi
2013 …….1.235 kişi
2014 …… 1.886 kişi
2015 …….1.730 kişi
2016 …… 1.596 kişi (ilk 10 ay itibarı ile)    

Bu yasa çıktığından beri sürekli yazıyor, söylüyoruz işverenlerimizin emrinde görev yapan ve onların ücretli elemanı olan uzmanların ve/veya her ay kestiği fatura ile hizmet karşılığı gelir elde eden OSGB’ lerin denetimde olan işyerlerinde bu sorunlar bitmez. Hatta istatistiki verilerden de anlaşılabileceği üzere artarak çoğalır. Çünkü işyerlerinde gördükleri aksaklık ve eksiklikler karşısında üretimi durdurabilecek bir uzman veya OSGB O işverenin hedefi haline gelecektir. Bu kaçınılmaz bir sonuçtur.

Devlet denetimi şarttır
Bu konuda samimi olarak bir yol alınmak isteniliyorsa Devletin aslında kendi görevi olan çalışanları korumak, ve bu amaçla çalışma hayatını denetlemek görevini kendisinin eline alması ve bu görevi layiki ile yerine getirmesi kaçınılmazdır. Ayrıca devletin denetim görevini yerine getirmek konusundaki eksiklikleri, ihmalleri söz konusu olduğunda bu konudaki sorumlular yargı önünde mutlaka hesap vermelidir. Aksi halde bu tür kazaların gelecekte de yaşanılması kaçınılmazdır.  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Memur zammında anlaşma22 Ağustos 2017 Salı 10:18
  • Ermenistan, Türkiye’yi istemiyor!22 Ağustos 2017 Salı 10:07
  • "Almanya AKP'ye yakın şirketlere mali desteği sınırlandıracak"21 Ağustos 2017 Pazartesi 21:16
  • İnşaatta çalışan işçiye demir saplandı21 Ağustos 2017 Pazartesi 18:41
  • Memur-Sen zam kararını açıkladı21 Ağustos 2017 Pazartesi 17:52
  • Memur zamlarında yeri oranlar!21 Ağustos 2017 Pazartesi 14:29
  • Bakan, memur zammıyla ilgili saat verd!21 Ağustos 2017 Pazartesi 13:27
  • Firari işadamı hastaneye kaldırıldı20 Ağustos 2017 Pazar 18:23
  • Bayramda çalışanlar ne kadar mesai ücreti alacak?19 Ağustos 2017 Cumartesi 12:40
  • Türkiye ekonomisi kapıya kilidi vuruyor!18 Ağustos 2017 Cuma 15:47
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)