• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 19 °C

Ülkemizde Somalar bitmez

Hüseyin İrfan Fırat

Cumhuriyet tarihimizin en ağır kayıplı iş cinayeti olan Soma faciasının üzerinden 3 yıl geçti. Soma’da yitirilenler bu yılda çeşitli etkinliklerle anıldı. Ancak görünen o ki bu facia da benzer örneklerinde olduğu gibi zamanın akışı ile soğutulmaya çalışılıyor. Oysa bu olayda öylesine ihmaller zinciri ve umarsızlıklar var ki ve bu ihmaller sebep sonuç ilişkisi bağlamında irdelenip adalet sağlanmazsa yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Somalar bu ülkede hiç bitmeyecek.

RÖDAVANS SİSTEMİ BAŞ SORUMLU
Aslında Soma cinayetinin pek çok sebebi var. Ama bunların başında madenin adına “rödovans sistemi” denilen ucube bir sistemle TKİ (Türkiye kömür işletmeleri) tarafından özel bir kuruluşa kiralanması geliyor. Rödovans sisteminde özetle ruhsat sahibi olan madenci işletme iznini devretmekte ve bunun karşılığında rödovans bedeli denen bir pay almaktadır.

Facianın meydana geldiği maden de bu sistemle önce Ciner gurubuna kiralanmış, Ciner gurubu madeni bir süre işlettikten sonra işletmecilikten vaz geçmiştir. Ciner gurubunun iade esnasında bazı risklerden söz etmesine karşın maden daha sonra da 2009 yılında Soma Holdinge kiralanmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus rödovans sistemi ile madeni işleten kuruluşun işçi işveren ilişkilerinden ve iş kazalarıyla ilgili tüm sonuçlardan tek başına sorumlu olmasıdır. Dolayısı ile Madenin asıl sahibi olan TKİ işçilerin özlük haklarına yönelik işveren ihlalleri ve meydana gelebilecek iş kazaları gibi olumsuzluklar karşısında hiçbir sorumluluk üstlenmeyecektir. Oysa mevcut alt işverenlik (taşeron) müessesinde müteselsil (birlikte) sorumluluk söz konusu olduğundan işçiler yaşanabilecek olumsuzluklar karşısında hem alt işverene hem de asıl işverene dava açabilmektedirler.  

DENETLEME SORUNU
Bu sadece rödovans sisteminin olumsuzluklarından biri olmakla birlikte asıl önemli problem işletme hakkı devredilen bu madenlerde insanların hangi koşullarda çalıştırıldığı ve işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerinin yeterli olup olmadığının denetlenmesidir. Konunun bu yönü ile ilgili olarak da Ruhsatları denetleyen Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanlığı ile çalışma hayatını denetleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları devreye giriyor. Giriyor ama bu anlamda yapılan çok fazla bir şeyin olmadığı da açıkça ortada. Madende 2 ay önce ÇSGB müfettişlerince denetleme yapıldığı bilinmekle birlikte denetleme sonucunda bir olumsuzlukla karşılaşılmamış. Bu arada denetimi sadece iki müfettiş gerçekleştirmiş. Madenlere denetimin önceden bildirildiği, Müfettişlerin galerilere inmeden tutanakları düzenledikleri gibi bir takım olumsuzluklardan da söz edilmesine karşın O dönemin ÇSG Bakanı Faruk Çelik hatırlanacağı gibi müfettişlerin soruşturulmasına izin vermemişti.    

Oysaki Soma’da bir facianın yaşanacağına ilişkin o kadar çok belirtiden söz ediliyor ki katliamdan 10 gün önce önemli ölçüde artan ısı ve gaz birikimi bunun en somut göstergeleriydi. Yani ölüm adeta göz göre, göre gelmiş ama bunu gören duyan olmamıştı.

İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ PİYASALAŞTI
Ülkemizde yaşanan iş cinayetlerinin önüne geçemeyen devlet çareyi bu işi üzerinden atmakta buldu. Gerçekten de çalışma hayatını denetlemekle sorumlu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığının bu konuda yetersiz kalması 2012 yılında çıkartılan 6331 sayılı İş sağlığı ve güvenliği yasası ile giderilmeye çalışıldı. Oysaki yasanın çıktığı tarihten bu yana kazalar bırakın azalmayı artarak sürdü.

Yasanın özü yukarıda da belirttiğim gibi Bakanlığın denetim konusundaki yetersizliğinden dolayı özel sektörün kendini denetlemesi esasına dayandırıldı. Bu da ya işverenin anlaştığı bir ortak sağlık güvenlik birimi (OSGB) marifetince, ya da işverenin kendi bünyesinde istihdam edeceği uzman marifetiyle sağlanacaktı. Aslında yapılan açıkça İşçi sağlığı ve iş güvenliği gibi hayati bir konuyu piyasalaştırmak dışında bir şey değildi. Kademeli olarak tüm işyerlerinde geçerli olacak bu düzenleme sonrasında mantar gibi çoğalan OSGB leri işyerlerinin İş sağlığı güvenliği hizmetini almak için amansız bir rekabete girdiler.

Sonuçta ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği ücretini işverenden alan ve onun iki dudağı arasında olan iş sağlığı uzmanları ve OSGB lere emanet edildi. Gördükleri bir olumsuzluk karşısında işlerini kaybetmek kaygısıyla bırakın işi durdurmayı olumsuz rapor dahi tutamayan bu kişi ve kuruluşlar şimdi işyerlerinde iş güvenliği sağlayacaklardı.  Bu elbette ki olmadı ve bu yasa işe yaramadı. Elimizdeki verilerde zaten bunu gösteriyor. Ülkemiz hala ne yazık ki iş kazlarında Avrupa 1.si ve Dünya 3.sü olma niteliğini koruyor.

DENETİM YİNE DEVLET ELİYLE OLMALIDIR
Pekiyi ama o halde ne yapmalıyız?

Öncelikle bu yasa derhal değiştirilmelidir. İşçi sağlığı ve güvenliği denetimi eskiden olduğu gibi yine Devlet eliyle yürütülmelidir. Bu konuda kadro yetersizliği de ileri sürülemez çünkü 6331 sayılı yasa çıktığından beri o kadar çok gencimiz İş sağlığı güvenliği uzmanı oldu ki ortalıkta gezinen on binlerce işsiz uzman var. Çalışanlarda OSGB lerde çok düşük ücretlerle ve ağır iş koşullarında çalışıyorlar. Devlet bu gençleri kendi kadrosuna kolaylıkla katabilir. Bir iş yerinde karşılaşılan hayati bir tehlike karşısında işi geçici ya da sürekli durdurmak, hatta o işyerini kapatmak gibi ağır sonuçlar doğuracak kararları ancak Devlet erki verebilir. Bunu o işyerinin ücretli çalışanı olan uzmanından ve/veya her ay fatura kesip para kazandığı OSGB’ lerden beklemek hayalciliktir.

Son olarak ta bu tür olaylar yaşandıktan sonra var ise idarenin kusuru mutlaka araştırılıp ilgililer yargı önüne çıkarılmalıdır. Devletin hemen bir savunma refleksine girerek kendi memurunun kusurunu, ihmalini gizlemeye çalışması kabul edilebilir değildir. Nitekim Soma olayının somutunda da bunu yaşadık. Acı da olsa gerçek Şu ki; bu zihniyetle ülkemiz iş cinayetleri rekortmenliğinden kurtulamaz ve biz de bu tür yazıları yazmaya devam ederiz.          

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)