• BIST 104.918
  • Altın 146,879
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 27 °C

‘Üst Aklın’ çizdiği ‘Büyük Resim’

Ne oldu da Batılı ülkelerce ve Doğan medyası gibi merkez bir medyada tehlikeli bir rejime doğru evrilen Türkiye ve Erdoğan rejimi, şimdi kanıksandı?

Çağlar Ezikoğlu / Haber-Analiz / ABC Gazetesi

Yazının başlığı bizlere ‘Tayyip’ sever Ak Troller’in ‘üst akıl’ üzerine kurdukları senaryoları hatırlatıyor olsa da, Reis’lerine karşı dizayn ettikleri o ‘Üst Akıl’ mefhumunun 7 Haziran’dan sonra nasıl ülkeyi adım adım Erdoğan’ın istediği ‘büyük resim’e doğru götürdüğünü gösteriyor.

7 Haziran seçimlerinden sonra köşeye sıkışmış, tek bir açıklama yapmaktan bile korkar hale gelmiş Erdoğan’ın birdenbire toparlanması, tekrar siyaset sahnesine daha da kutuplaştırıcı bir dille girmesi, CHP ile olası koalisyonu baltalaması ve ülkedeki çatışma ortamına rağmen 1 Kasım’da bu baskıcı zihniyetle oylarını %49’a çıkarması hemen hemen herkes için şaşırtıcı gelişmeler olarak değerlendirilmişti. Komplo teorilerini sevenlerin çokça kullandığı bir jargon olan ‘büyük resim’ algısı 7 Haziran’dan sonraki Erdoğan’ın serüveni açısından yeni yeni anlamlı hale gelmeye başladı. 7 Haziran sonrası Türk iç ve özellikle dış siyasetindeki bu radikal eksen kaymaları bize bu hususta önemli yol göstericileri olacaktır.

Kayan Eksenler Işığında bir Başkanlık Serüveni

2009’da Dışişleri Bakanlığı’na getirilen şimdiki Başbakan Davutoğlu’nun Osmanlıcılık hayallerinin merkezinde duran ve kendisi tarafından Erdoğan’a sunulan bir slogandı; ‘Dünya Beş’ten Büyüktür’.

Bu hikaye o dönem Erdoğan tarafından da çok beğenilmişti zira 2008 Ekonomik Krizi ile ABD hegemonyasının zayıflıyor oluşu Erdoğan’ın serüveninde yeni ortaklar aramaya itmişti. Batı Karşıtı söylemlerini özellikle 2011’den sonra daha da iştahlı bir şekilde dillendiren Erdoğan, Gezi Parkı’ndan ve 17-25 Aralık soruşturmalarından sonra Batılı ülkeler ve ABD tarafından da ‘istenmeyen adam’ noktasına doğru ilerlemekteydi.

Aslında 7 Haziran seçimleri öncesi oluşan atmosfer bunun gayet güzel bir örneği olarak karşımızda duruyor. İki muhalefet partisi liderine, Kılıçdaroğlu ve Demirtaş’a başta Batılı ülkelerdeki kamuoyu ve ülkemizdeki merkez medyanın ilgisinin hızla artması, bu isimlerin ‘Penguen’ medyalarında sürekli açıklamalar da bulunması, aynı zamanda Batılı gazetelerde sürekli boy gösteriyor oluşu aslında Batı ve ABD’nin 7 Haziran’da tercihinin Erdoğan’dan yana olmadığını az çok belli etmişti. İşte bu sürecin neticesinde AKP’nin tek başına iktidarı kaybetmesi Erdoğan için yeni bir yol ayrımına yol açtı. Ya bu kaybı kabullenip siyaset sahnesinden çekilecek; ya da yıllardır hayalini kurduğu ‘tek adam’ rejimine kavuşmak için mücadele etmeye devam edecekti. Kişiliği gereği 2.yolu seçen Erdoğan’ın bu yolu 7 Haziran sonrası çokça engebeye sahipti. Zira Batı ile köprülerini atan Erdoğan’ın Ortadoğu’da bu tip bir rejimi Dünya’ya kabul ettirebilmek için elinde yeterli kozu yoktu. Fakat ne olduysa 7 Haziran’dan sonra bambaşka bir süreç gelişti. Gerçekten ne olmuştu?

Erdoğan 7 Haziran sonrası beliren AKP-CHP koalisyonu ihtimalini bertaraf etmek için can siperane bir şekilde mücadele ediyorken, bir taraftan PKK’nın bilerek veya bilmeyerek kendisine verdiği desteği de kullanarak yeniden bir erken seçim için G.Doğu’da çatışma ortamını körükledi. Aslında birçoğumuz yaşananları böyle okuduk, hatta yine birçoğumuz Erdoğan’ın bu kutuplaştırmasına aynı 7 Haziran öncesi olduğu gibi Batı ve ABD’nin set çekeceğini düşündük ve yanıldık. İlginçtir ki, muhalefet liderleri 1 Kasım öncesi hem Türk hem de Dünya kamuoyunda ön plana çıkartılmadı. AKP’nin Kürt bölgesinde yaptıkları Batılı ülkelerce tenkit edilmedi. Basın özgürlüğünde ‘hassas’ olduğunu iddia eden ABD, başta Gülen Cemaati olmak üzere basına yönelik baskılara karşı birden suskun kalmaya başladı. 1 Kasım seçimleri sonucu alınan %49, Batı’da ve ABD’de ciddi bir tepkiden ziyade ‘sessiz’ bir memnuniyetle karşılandı. Herkesin şaşırdığı bu gelişmeler ise puzzle’ın parçalarının 1 Kasım’dan sonra birleşmeye başlamasıyla en azından bende yeni yeni anlamlanmaya başladı.

'Büyük resim' 1 Kasım'dan önce mi sonra mı çizildi?

1 Kasım’ın akabinde Batılı ülkeleri ‘mülteci krizi’ ile tehdit eden ve pazarlıklara oturan Erdoğan kısa sürede istediğini alarak, AB İlerleme Raporu’nun yumuşatılmasını ve AB ile yeni fasılların açılmasını sağlamıştı. Batılı ülkeler sürekli dem vurdukları Türkiye’deki insan haklarına ilişkin ihlalleri çabucacık unutuvermiş, Türkiye’nin AB için ne kadar önemli olduğunu tekrarlayıp durmaya başlamıştı. ABD ise, Suriye’ye birden bire müdahil olan Rusya’nın artan gücünü kırmak için bölgede yeni bir jandarmaya ihtiyaç duyuyordu. İşte o jandarma, Rus uçağının sınır ihlali bahane edilerek düşürülmesi ile ortaya çıkacaktı. G-20 zirvesi öncesi ayrı bir basın toplantısı ile Türkiye’deki insan hakları ve basın özgürlüğü ihlallerinden bahsedeceği söylenen ABD Başkanı Obama, bırakın bu toplantıyı Saray ve onun heyetini büyük bir güleryüz ve memnuniyetle karşılamıştı. Bu karşılamanın ne uğruna yapıldığını da günler sonra Rusya ile yaşanan gerilimden ötürü görebiliyoruz. İşte burada daha da kritik bir soru ortaya çıkıyor? Bu pazarlık ve anlaşmalar silsilesi acaba 1 Kasım’dan sonra mı planlandı yoksa büyük resim dedikleri 1 Kasım’dan önce hatta 7 Haziran’dan sonra Erdoğan’ın suskun olduğu o günlerde mi çizilmeye başlanmıştı?

Mülkiye’den değerli bir hocamın derste bahsettiği sözünü hatırlarım; ‘Türkiye gibi bir ülkede komplo teorisi kurmak değil, tam tersine kurmamak aptallıktır’. Komplo teorilerine bir akademisyen olarak yıllardır uzağım uzak kalmaya da devam edeceğim. Fakat yurtdışında okumanın bana getirdiği faydalardan birisi de, uzun soluklu analiz yapmanın daha kolay bir hale gelmesi. Bu bağlamda Güneydoğu’da bebeklerin ölümüne yol açacak denli bir şekilde şiddeti arttıran bir AKP’nin Batılı ülkelerce bu denli sessiz bir şekilde seyrediliyor oluşunu nasıl değerlendirebilirsiniz? Veyahutta 7 Haziran öncesi IŞİD’e verilen destek iddiaları hem Batılı ülkeler hem de bu ülkenin merkez medyasında dillendirilirken, aynı iddiaları şimdi dillendiren Rusya’ya karşı Batılı ülkeler ve ABD neden Türkiye’nin yanında?

Ne oldu da Batılı ülkelerce ve Doğan medyası gibi merkez bir medyada tehlikeli bir rejime doğru evrilen Türkiye ve Erdoğan rejimi, şimdi kanıksandı?

Baskıcı bir liderden, köprüde intiharları önleyen bir kahraman yaratma süreci nasıl bir algı mekanizmasının ürünü? İşte bütün bu sorular aslında büyük resmin nasıl çizildiğinin bir hikayesi. Başkanlık Sistemi ve ‘tek adam’ rejimi için pazarlığa oturan Erdoğan, belli ki bu pazarlıkta istediklerini almış. Erdoğan muhaliflerinin onu sürekli küçümseyerek dış politikadaki yalnızlığında dem vurması ise artık komik bir hal aldı. Zira bu zatlar Türkiye’nin ABD ve NATO’dan habersiz bir şekilde Rusya uçağını düşürdüğü veya Türkiye’nin hala 90’lar refleksi ile Kürt bölgesinde baskıcı bir şiddet uyguladığını düşünüyor. Fakat YPG ve PKK’nın ABD yerine Rusya ile yakınlaşması gibi bir durum söz konusu oldukça Erdoğan’ın bu şiddeti arttırmak için elinin ne kadar rahat olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Karşımızda siyasi hayatta kalma açısından belki de bu ülkedeki en başarılı birkaç siyasetçiden birisi duruyor, ve 7 Haziran sonrası ‘üst akıl’ dediklerinin çizdiği ‘büyük resim’ onun Başkanlığa giden yolunu oldukça kolaylamış gibi gözüküyor.

Çağlar EZİKOĞLU

Aberystwyth Üniversitesi Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)