• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 16 °C
  • Antalya 18 °C

Vasat is the new black

Mustafa Necati Yıldırım

Tele 1 ekranlarını takip edenler farkındadır, kısa bir süre önce Tele 1 Medya Atölyesi adı altında bir proje başlattık. Umduğumuzdan çok daha yoğun bir ilgiyle karşılaşmamız bir yana katılımcı arkadaşlarla yaptığım mülakatlar kutuplaşma ile ilgili zaten bildiğimiz bir gerçeği bir kere daha tüm dehşeti ile görmemi sağladı.

Hepsi eğitimli, donanımlı, pırıl pırıl bu gençlerin neredeyse tümünün bir ortak noktası var. Devlet kapısı onlar için artık kesin bir şekilde kariyer seçeneği değil ve özel sektörde de işleri giderek zorlaşıyor.

Kiminin yüksek KPSS puanı mülakatta budanmış, kiminin özgeçmişinin ekinde parti üyelik kartı bulunmadığı için başvurusu reddedilmiş. Kimileri ise bir şekilde kapak attıkları işyerlerinde sürekli karşılaştıkları ve artık bir tür mobbing halini alan “Hangi partiye, derneğe üyesin? Namaz kılıyor musun? Eteğin neden böyle?” sıkıştırmalarından bezip istifa etmiş.

Üstelik bu durum sadece devlet kapısında değil, özel sektörde de giderek artan bir benzerlik gösteriyor. Yani aslında ülkenin bir yarısı devlet eliyle diğerine zımnen de olsa yaşam alanı tanımıyor.

Ancak daha vahim bir durum var. Son 15 yıldır giderek kalitesi düşen eğitim sisteminden geçen gençlerin mesleki yeterlilikleri zaten sorgulanmaya açıkken bir de bunların içinden sırf doğru mahalleden olduğu için mülakat torpiliyle işe yerleştirilmiş vasat altı güruhu düşünün.

Yargının, eğitimin, ordunun, polisin kadrolaşma uğruna kalitesizleşmesinin ötesinde muayene olduğunuz doktordan akıl danıştığınız ziraat mühendisine hemen her alanda yüceltilen vasatlaşma gözümüzün önünde yeni normal haline gelmiyor mu?

Çok uzağa gitmeye gerek yok,  “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum," sözleri bugün YÖK Denetleme Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Bülent Arı’ya ait değil mi?

Belki şu an için bu gidişin ne kadar sürdürülemez olduğunun yeterince farkına varılmıyor. Tıpkı derin bir ekonomik kriz altında olunmasına rağmen kaynağı belirsiz dökme suyla günün kurtarılmaya çalışıldığı gibi...

Ancak Türkiye son derece ciddi bir yapısal-insani kriz tablosu çiziyor. Üstelik bu kriz şu an için seküler kesimleri vuruyormuş gibi görünse de bir süre sonra hiçbir ayrım yapmadan hepimizin üzerine çöreklenecek.

Mehmet Şimşek istediği kadar Türkiye’yi üst gelir grubu ülkeler arasına sokacaklarından bahsetsin, Cumhurbaşkanı Erdoğan istediği kadar AKP olağanüstü büyü kongre lansmanını “Yeni atılım dönemi. Demokrasi, değişim, reform” temasıyla yapsın, arkalarına dönüp baktıklarında bu işleri başaracak insan kaynağı bulamayacaklar.

Bu durumun kısa vadeli, kolay bir çıkışı yok. Yapılacak tek şey ‘HAYIR CEPHESİ’ni her gün, hayatın her alanında, akla gelen gelmeyen her yöntemle artırmak ve güçlendirmek olmalıdır. Çünkü bu iktidarın ülkeye verdiği en büyük hasar nitelikli insani altyapıyı vasatla değiştirmesi olmuştur. Bu hasarı onarmak ise en az 20 yıllık bir süreç gerektirecektir. Ama önce o 20 yılı elde etmek, bunun içinde bir daha asla hiçbir seçimde %51’in altına düşmemek gerekmektedir.

Not: İnsan merak etmeden geçemiyor; Acaba genç işsizlik verileri incelenecek olsa seküler/dindar oranı ne çıkar? Elinde verisi olan paylaşırsa sevinirim.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)