• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 34 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 31 °C

Vasatların savaşı

Vasatların savaşı
"Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde Ortadoğu’daki iç savaşların yayılması hususunda Türkiye ile ABD’nin ortaklığı süregidiyordu. Ta ki, hem Türkiye’de hem de AKP’de iplerin tamamen Recep Tayyip Erdoğan’ın eline geçene kadar. "

Çağlar Ezikoğlu
Tüm dünyanın ve Türkiye’nin merakla beklediği ABD Başkanlık seçimlerinin gelip çattığı 8 Kasım tarihi belki de Dünya politikası açısından bir milat teşkil edecek. Fakat bu miladın teşkili olabildiğince vasat iki adayın mücadelesi sonrasında neticelenecek olması kadar ironik bir durum yoktur herhalde. Bir tarafta; görgüsüz, zengin, anti-entelektüel, cinsiyetçi&seksist, ırkçı ve İslamofobik Cumhuriyetçi aday Donald Trump, diğer tarafta ise Ortadoğu’da son yıllarda dozunu iyice arttıran iç savaş ve mezhep savaşlarının gizli mimarı, kukla başkan konumundaki Obama’nın arkasında ABD’nin yeni katliamlarına imza atan, hem kendisinin hem de eski Başkanlardan birisi olan kocasının skandallarıyla nam salmış Demokrat aday Hillary Clinton. Amerikan halkı için eziyete dönüşecek bir seçim olduğu aşikar olsa da, bu iki vasat adayın savaşının hem Ortadoğu politikalarında hem de Türkiye’nin iç&dış politikalarında yeni bir dönemece girileceği gerçeğini unutturmuyor. Peki bu dönemeç nasıl şekillenecek? Adayların seçim kampanyaları boyunca izledikleri strateji ve bu süreçte ABD’nin devlet politikalarındaki manevralar aslında bu dönemecin hangi senaryoda nasıl gerçekleşeceğinin ipuçlarını veriyor bize.

Cemaatçi ve YAE’ci Liberallerin Clinton Aşkı

24 Ekim’de Türkiye’deki ulusal basına bir haber düşmüştü, Karabük T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda A11 numaralı oda çatısında bulunan bir notta; Cemaatçi eşinin rüyası şu şekilde aktarılmıştı; 

"Bir arkadaşın eşi rüyasında Medrese-i Yusufiye'den arkadaşları görüyor. Bir kazandalar ve altlarında ateş yanıyor. Sonra bir konferans salonunda buluyor kendisini, karşısında bir bayan, bu işin takipçisi olduğunu, sonuna kadar destek olacağını söylüyor. Cep telefonunu bile vererek eşlere 'Ne zaman isterseniz arayın ben ABD Başkanıyım' diyor."

Bahse konu Cemaatçi eşinin rüyası gerçek olur mu bilinmez; lakin kendi adıma gerçekliğinden şüphe duymadığım bazı noktalar var. Bundan aylar evvel, daha Clinton veya Trump’un adaylığı kesinleşmeden evvel, Fethullah Gülen Cemaati’nin süreç içerisinde Clinton’un adaylığını var gücüyle destekleyeceğini iddia etmiştim. Bu iddiam elbette Cemaatçi ve YAE’ci liberaller tarafından ciddiye alınmamıştı, lakin geldiğimiz noktada yanılmadığımı tekrar görüyorum. 2014’deki Kongre sürecinde ağır yara alan ve Kongre’deki çoğunluğu Cumhuriyetçi Parti’ye kaptıran Obama, o tarihten sonra bir nevi ‘kukla başkan’ konumuna düşmüştü ve Beyaz Saray’da ipler John Kerry-Hillary Clinton ikilisinin eline geçmişti. Wikileaks’in yayınladığı Clinton’un danışmanlarından birisinin maillerinden de gördüğümüz üzere, bu ikili Ortadoğu’da, Libya’dan Suriye’ye var olan hükümetleri devirmek adına iç savaş ve mezhep savaşlarını kışkırtma politikası güdüyordu. Bu açıdan Türkiye’nin rolü de elzem bir noktadaydı. Bu noktanın en önemli uygulayıcısı ise ‘Mustafi Başbakan’ sıfatı takılan Ahmet Davutoğlu olacaktı. En son yayınlanan bir mailde Clinton’a yemek daveti için bir villa kiraladığı dahi iddia edilen Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde Ortadoğu’daki iç savaşların yayılması hususunda Türkiye ile ABD’nin ortaklığı süregidiyordu. Ta ki, hem Türkiye’de hem de AKP’de iplerin tamamen Recep Tayyip Erdoğan’ın eline geçene kadar. 

ABD ve Batı tarafından kendi ipinin çekildiğinin farkına varan Erdoğan’ın Davutoğlu’nu nasıl istifa ettirdiği malumunuz. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ABD’nin sergilediği ikircikli tutum ve hali hazırda Fethullah Gülen Cemaati’ne karşı sert bir tutum içine girmemesi aslında Clinton kanadının seçimini kimden yana yaptığının da bir göstergesi. O yüzdendir ki, hem Cemaat medyasında hem de YAE’ci liberaller arasında son birkaç aydır nerdeyse her gün Donald Trump’un kötü yönleri yerden yere vuruluyor. Tam tersine; daha önce Donald Trump’un İslamofobik düşüncelerini eleştiren havuz ve yandaş medya ise Clinton ve ekibinin Cemaat’ten yana tercihini yapmasından ötürü sabah akşam Donald Trump’u övecek noktaya gelmiş. Yazının başlığında söylemiştik ya; ‘Vasatların Savaşı’ diye aslında Türkiye nezdinde de ABD seçimleri bizdeki ‘vasatların’ savaşı şeklinde cereyan ediyor. 

Aynı Elementin İki Laciverdi

Peki olası seçim sonuçları politikalarda nasıl değişikliklere yol açacak? Anketler Clinton’u işaret ediyor, Clinton döneminin başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki iç savaş pozisyonuna ve katliamlara devam edeceğinden şüphe yok. Hatta bazı uzmanlara göre bu süreç Rusya ile olan gerilimleri daha da zirveye taşıyıp yeni bir Dünya Savaşı’nın perdelerini açma noktasına kadar gelebilir. Türkiye’nin durumu ise çok daha farklı olacak. Erdoğan’ı bir şekilde devirmeyi kafasına koymuş olan Clinton ve ekibi bu noktada çalışmaya devam edecektir. Belki kendisi için villa kiralayan ‘Mustafi Başbakan’ı hatırlayacak veyahutta yeni bi kalkışma&karışıklık vasıtasıyla Türkiye’deki yönetimi değiştirmeye çalışacaktır. Bu açıdan Clinton’un seçilirse, ABD’nin Fethullah Gülen’in iadesi konusunda daha da fazla ayak direyeceğini tahmin etmek güç olmasa gerek.

Peki anketler bizi yanıltır, Donald Trump seçilirse? Aslında popülist ve aşırı sağın Dünya’da tam anlamıyla bir yükselme trendine girdiği bu yıllarda çok şaşırtıcı bir sonuç değil bu. Böyle bir durumda, Trump’un izleyeceği politika nasıl olacak? Aslında Cumhuriyetçi Parti’nin genel çizgisinden ne kadar uzaklaşıp uzaklaşmayacağı temelde tartışılan nokta. Hem Rusya hem de İran ile artan gerilimin düşmesinden ve Ortadoğu’daki legal yönetimlerin iç ayaklanma yoluyla devrilmesi politikasının terk edilmesinden yana olan Trump, öte yandan IŞİD ile mücadele altında ABD’nin daha aktif bir rol oynamasını da savunuyor. Aslında böylesi bir durumda Trump’un kendisinde var olan o İslamofobik çizginin de etkisiyle özellikle fundementalist veya radikal İslamcılar&IŞİD ile mücadele altında Ortadoğu’da saldırgan bir tutum sergilemeyeceğinin garantisi yok. İşte burada Türkiye daha doğru bir ifadeyle Erdoğan nerede duracak? Erdoğan’ın ABD tarafından parlatıldığı dönem hepimizin bildiği gibi George W.Bush’un Başkanlık dönemiydi. İşte havuz ve yandaş medyanın Donald Trump sevgisinin altında yatan gerçek de bu; Demokratlar nezdinde ipi çekilen ve bu sebeple Rusya’ya yanaşmak zorunda kalan Erdoğan’ın yeniden ABD nezdinde itibar kazanıp iktidarının ömrünü uzatmak için Trump ile bir ortaklığa girme isteği. 

Velhasıl, iki ucu pis bir değneğe tekabül eden bir seçim izleyeceğiz Türkiye açısından. Maalesef ki bu vasatlar savaşı, Türkiye’nin veya Ortadoğu’nun geleceği açısından çok da hayırlı sonuçlara vesile olmayacağı aşikar. Görünen o ki, aktörlerin değişeceği, politikalarının yumuşaklığının veya sertliğinin değişebileceği lakin emperyal aktörlerin her zaman başat güç olmaya devam edeceği bir noktada ABD Başkan Seçimlerinin neticesinin de, insanlık namına çok da anlamlı olmadığını söylemek yanlış olmaz.

Çağlar Ezikoğlu
Aberystwyth Üniversitesi
Uluslararası Siyaset Departmanı
Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)