• BIST 107.901
  • Altın 151,680
  • Dolar 3,6982
  • Euro 4,3411
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 24 °C

Vatan savaşı Sur’da mı verilir İncirlik’te mi?

Ender HELVACIOĞLU

Türkiye Solunun sonu gelmez tartışmalarından biri de  “anti-emperyalizm / milliyetçilik” ikilisi üzerinedir. Doğrusu Türkiye tarihi de bu tartışmanın alevlenmesine neden olan birçok olay ve süreç ile doludur.

Fakat bu tartışma -en azından son 50 yıl içinde- hiç bu kadar yakıcı ve belirleyici olmamıştı. Bunun nedeni, hem yeniden tüm haşmetiyle gündeme giren Kürt sorunu, hem de bölgemizin son derece yoğun bir emperyalist müdahaleye maruz kalması.

Bilindiği gibi bir iddia, Türk milliyetçiliğinin genelde anti-emperyalist bir karakter taşıdığıdır. Örneğin Vatan Partisi (VP) yönetimi bu düşünceyi savunmaktadır. Öyle ki, bir zamanlar sosyalist nitelikte olan programlarını değiştirip partilerinin kapısını Türk milliyetçilerine de açtılar.

Dahası, Kürt illerine yönelik son operasyonları “Türk devletinin ABD’nin kara gücü PKK’ya karşı verdiği anti-emperyalist bir vatan savaşı” olarak nitelemeye ve bu savaşın komutanı Erdoğan’ı “milli” olarak görmeye kadar vardırmışlardır işi.

VP içinde bu çizgiye muhalif olan, en azından kafası pek yatmayan birçok insan olduğunu bildiğim için konuyu tartışmaya değer buluyorum. Öncelikle kuramsal iddiayı ele alalım ve Türkiye’nin yakın tarihindeki olgulara bakalım.

Türkiye’nin 100 yıla yaklaşan Cumhuriyet tarihi ele alındığında, anti-emperyalizm ile Türk milliyetçiliği arasında bir doğru orantı değil, ters orantı olduğu kolaylıkla görülebilir.

Tartışmasız en anti-emperyalist olunan dönem, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu toprakları için paylaşım savaşı veren emperyalistlerin elinden bir vatan kurtarılmaya çalışıldığı “Kurtuluş Savaşı Dönemi”dir.

Bu dönemde harekete önderlik eden Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Kürt meselesine yaklaşımları belgelidir. Özetle şunlar söylenir:

- Kürtlerle Türkler birbirinden koparılmayı kabul etmez öz kardeşlerdir.

- Türkiye Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı, TBMM Türklerin ve Kürtlerin ortak meclisi ve hükümet de Türklerin ve Kürtlerin ortak hükümetidir.

- Türkiye, nahiyelerde nahiye şûraları (meclisleri), illerde il şûraları ve ülke ölçeğinde Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. (Özyönetim!)

- Türk ve Kürt unsurlar birbirlerinin ırkî, toplumsal ve coğrafi haklarına karşılıklı saygı gösterirler.

Bu sıcak savaş döneminde başta Mustafa Kemal olmak üzere öncü kadrolar bilinçle ve ısrarla “Türk ve Kürt milleti”, “Türk-Kürt birleşik milleti”, “Türk-Kürt milleti” kavramlarını kullanırlar. 1920 Meclisinde, kurulacak ülkenin adı bile tartışma konusu olmuştur.

Kısacası en anti-emperyalist olunan dönem, Türk milliyetçiliğinden en uzak olunduğu dönemdir.

Sonraki serüven daha iyi biliniyor. Türkiye’nin kapitalizm yolunda karar kılmasıyla 1930 başlarında bizzat Atatürk’ün dillendirdiği “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” formülasyonuna geçiliyor.

Bu formülasyon, bir yandan milleti etnik kökene göre değil, Fransız Devrimi’nin “yurttaşlık” kavramından esinlenerek ortak politik bir devrime dayandırarak tarif ediyor ve ilkel milliyetçilikle arasına sınır çekiyor; diğer yandan Kurtuluş Savaşı formülasyonuna göre bir gerilemeyi ifade ediyor, asimilasyonun kapısını aralıyor ve günümüzde kördüğüm haline gelmiş olan sorunun başlangıç noktasını oluşturuyor.

“Atatürk milliyetçiliği” de diyebileceğimiz bu formülasyon bir “ütopya” olarak kaldı. Sonuç olarak tanımın devrimci (ve iyi niyet) yanı giderek törpülenirken, devlet asimilasyona açılan kapıdan bodoslama girerek bunu kaba zor, inkâr ve şiddet yoluyla uygulamaya girişti. Kürtler “asli unsur”luktan “karda yürürken kart-kurt sesi çıkaran Türkler”e kadar gerilediler!

Tabii bu süreç başka bir süreç ile paraleldir: Türkiye’nin NATO’ya girişi, bağımsızlığını yitirişi ve emperyalizmle işbirliğinin, giderek oyuncağı olmanın süreci. Emperyalizmin “our boys”ları hep Türk milliyetçileri ve Türk-İslam sentezcileri olmuştur. Kim “Bağımsız Türkiye” sloganını bayrak edindiyse, aynı zamanda Türk-Kürt eşitliğini, kardeşliğini ve birliğini savunmuştur.

Kısacası yakın tarihimizin olguları gösteriyor ki, kapitalizm yolunda ne kadar ilerlendiyse, emperyalizme ne kadar teslim olunduysa o kadar Türk milliyetçisi (ve Kürt düşmanı) olunmuş. Tersi de doğru. Emperyalizmden uzaklaşılırsa milliyetçilikten de uzaklaşılır.  

İkili arasındaki bu ters orantı bir tesadüf değil, kuramsal bir nedeni var. Bu bir köşe yazısı, çok kabaca açıklamak zorundayız.  

Burjuvazinin devrimci olduğu (aristokrasiyi tasfiye ettiği) 18.-19. yüzyıl Avrupa’sında, Fransız Devrimi çağında yaşamıyoruz; burjuvazinin gericileştiği emperyalizm çağında yaşıyoruz. Uluslaşmanın “Avrupa yolu” bizim gibi ülkeler için geçerli değil. Biz o treni kaçırmışız. Ya (bizzat emperyalistler tarafından kışkırtılan) sonu gelmez etnik çatışmalar içinde boğulacağız ya da başka bir trene bineceğiz. Burjuvazinin ulus sorunlarını çözme barutu tükendi, artık emekçilerin sırtındadır bu görev. Ve emekçilerin çözümü de milliyetçilik değildir.

***

Bu kadar tarih ve kuram yeter, gelelim bugüne… Vatan Partisi’ne bir önerimiz var. Onlar da “mevzidaş”larına önersinler.

Ülkemizde emperyalizmin simgesi herhalde Diyarbakır’ın Sur ilçesi veya Cizre’nin ara sokakları veya Küçük Armutlu’daki emekçi evleri değil. Kapı gibi “İncirlik Üssü” ortada duruyor. Ne kadar emperyalist varsa hepsinin uçağı vızır vızır inip kalkıyor.

“Vatan savaşı” Sur’da mı verilir İncirlik’te mi?

“Milli siyasi irade” şu İncirlik Üssü’nü kapamaya kalksa ya… “İncirlik Mutabakatı”nı yırtıp atsa ya…

Şu en modern silahlarla donanmış binlerce asker ve polis, özel harekât timleri, başlarında generalleri, “milli lider Erdoğan” komutasında, tanklar ve toplar, yetmezse uçaklar eşliğindeki yiğit Türk ordusu ve polisi şu İncirlik’i bir kuşatsa ya…  “Milli polis”in Esedullah timleri İncirlik’e operasyon düzenlese ya…

Ne kendinizi ne de başkasını kandırın.

“Milli lider” Erdoğan “İkinci İsrail”e karşı “vatan savaşı” veriyor diyorsunuz ama “Birinci İsrail” ile kol kola. Ne iş?

“Milli lider” İncirlik ile aynı mevzide, mutabakatın altında imzası var. Siz hangi mevzidesiniz?

Kürt illerine bu çapta bir donanımla saldırmanın nedeni herhalde 50-60 PKK’lı, hendek kazan 5-10 genç değil. Böyle olsaydı çok komik olurdu zaten. Esas neden, koskoca bir halkın gözünü korkutmak, sindirmek ve ezmektir. Daha önce yazdık, tarih de gösteriyor, başarı şansı sıfır. Kısa vadede sıfır, orta vadede sıfırın da altı…

Anti-emperyalist olan, bu kadar donanımı da varsa, Sur’u veya Cizre’yi değil, gider İncirlik’i kuşatır.

Bizde olsaydı öyle yapardık, değil mi arkadaşlar?

Onun da zamanı gelecek. Bunun için yaşıyoruz hâlâ…

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)