• BIST 106.862
  • Altın 145,039
  • Dolar 3,5263
  • Euro 4,1266
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 24 °C

Vereceksin, verecek hiçbir şeyin kalmayıncaya kadar!

Vereceksin, verecek hiçbir şeyin kalmayıncaya kadar!
Peki yeryüzü cehenneminden çıkış olanaklı mı? Savaşın temel devindirici unsur olduğu oyunda bir umut ışığı yok mu?

Neşe Yurdal

            “Savaş öldürdü beni

              ama öldüremedi

              savaş sevicisini

              Hiçbir şey”

Erkek doğmak yetmez “erkek” olmak için. Erkek adam olmak kolay değildir, sürekli yeniden kurulmalıdır erkeklik “erk”li olabilmek için. Sürekli yenilenen, yinelenen bir performans demektir erkekleşme süreci... hiç bitmeyen... Kutsallaştırılan erkekliği en güçlü biçimde kuran ve üreten mekanizmanın dinamosudur savaş. “Erkeklik” ister erkeğe ait ne varsa; köleleştirir onu yüceltiyormuş gibi yaparak. Ölüm kültüdür, kandır, acıdır yüceltilen aslında. Fiziksel acılara katlanabilmeli, savaşçı olmalıdır erkek. “Erkeğim ben her şey olduğum için ve her şeyi kabullendiğim için.” Onaylananı yapmalıdır “yeniden ve yeniden.” 

Theatre Andra, Dimitri Dimitriadis'in erkek totalitarizmini çarpıcı bir dille anlatan Troas oyununu Kadıköy Theatron'da sergilemeye devam ediyor. Oyun Truva savaşına temelleniyor. Yazar, mitolojinin en önemli savaşını zamanlar arası bir bakışla işlerken, bir dünya tarihi eleştirisi de yapıyor. Metin monologlardan oluşuyor. Şiirsel, temayı tekrarlarla çeşitlendiren bir dil kurmuş Dimitriadis. Tüm monologları aynı oyuncunun yorumlanması isteniyor metinde, üç farklı erkek monoloğu üzerinden savaşın kutsanmasını üreten söylem sorgulanıyor.

İÇ İÇE GEÇEN ERKEKLİK MONOLOGLARI
Yönetmen Alexandra Kazazou monologları üç erkek oyuncuya oynatmayı seçmiş. Yaşlı, genç, çocuk, komutan, kahraman, kan döken, kanı dökülen, aynı kişiliğin farklı görünümleri olarak yapılandırılmış. Üç oyun kişisinin öteki karakterleri de içermesi, karakterlerin birbirlerine dönüşmesi, ataerkil yapının nasıl işlediğini de gösteriyor. Sorunsallaştırılan erkeklik halleri değil, ataerkine ait tüm görünümler ve bunların yeniden yapılandırılma biçimi olduğundan, kanlı mekanizmanın işleme biçimi açığa çıkartılmaya çalışılıyor. Klasik dramatik yapıda bir oyun değil Troas. Deneysel olan metni, deneysel bir yaklaşımla sahnelemiş yönetmen Alexandra Kazazou ve sahnelemeyi erkek olma durumlarını sorgulatacak bir hesaplaşma üzerine kurmuş. Savaş çığırtkanlığı mitik zamanlardan bugüne taşınan, bu anlamda çok köklü temelleri olan bir mesele. Kazazou metni sahneye taşırken, metnin içerdiği ironiyi grotesk bir boyuta taşımış.

Oyuncuları sözlerine yabancılaştıran bir oyunculuk biçemi üzerine kurulan reji, oyunun en çarpıcı tarafı diyebiliriz. Priamos-Hektor-Astyanax. Üç farklı kuşak... Onları ortaklaştıran, birbirinin içine geçiren şey savaşı yücelten söylemin aktarılma biçimi. Bir savaş alegorisi olarak da okuyabileceğimiz, savaşı varlık nedeni gören Priamos'tan sonra sahneye gelen Hektor, aynı söylemi farklı biçimde tekrarlıyor. Çocukken savaşta öldürülmesine karşın, büyüyüp adam öldüremeyeceğine üzülen Astyanax da Priamos ve Hektor'dan farklı değil. Bir kısırdöngü içinde birleşen karakterlerin tarihsel bir söylemi tekrar tekrar üreterek pekiştirmesi oyun boyunca sürüyor. Priamos karakterini oynayan Kerem Karaboğa'nın, erkekliğe ilişkin farklı çelişki ve çatışmaları bir delilik hali içerisinde dışsallaştırması, anlamı boyutlandıran bir yorum. Hektor'u oynayan Salih Usta, erkek olmanın “kendini vermek” olduğunu, kanını canını “erkekliğe” feda ederken aslında ne kadar kaygan bir zeminde devinmek durumunda kaldığını performansıyla ortaya çıkarıyor. Cem Üzümoğlu, Astyanax'ı yorumlarken, bir erkek çocuğun nasıl kendisi olarak büyümediğini, ona rol modeli olan erkeklere benzemek için çabalamak durumunda oluşunu ironik bir biçimde gösteriyor. Priamos savaştan besleniyor, Hektor başka bir gerçeklik bilmiyor, Astyanax bir yüklenici. Ezberlediği rolü, ona öğretilen erkeklik algısını tekrarlıyor. Her üç karakter de ölü aslında. Savaşı yüceltiyor oluşlarındaki ısrar ve tekrarlar sinir bozucu bir gülünçlük de oluşturuyor. Savaşın kendilerini yok etmiş olmalarına karşın, üzüldükleri şey yaşamıyor oluşları değil, savaşamayacak oluşları. Ölü bir erkek bile olsan savaşamayacak durumda olmamalısın!

KIZ ÇOCUĞUNUN TAŞIDIĞI UMUT
Savaşın şiddetinin en yoğunlaştığı anda bir kız çocuğu sahneye geliyor. Bombardıman gümbürtüleri altında elindeki kâğıttan kayığı kanlı küvette yüzdürüyor. Oyunun akışının bu biçimde kesilmesi birçok şey düşündürüyor. Karanlık, soğuk, ürkütücü sahne diliyle bir karşıtlık oluşturuyor çocuk. Farklı biçimlerde yorumlanabilir. Kanın, vahşetin, çılgınlığın, ölümün içinde yaşama ilişkin bir umudu imlediğini söyleyebiliriz çocuğun.

Simsiyah boyanmış, derin, karanlık sahne, cehennemi imliyor. “Burası Hades.” İnsan eliyle kurulan yeryüzü cehennemindeyiz. Savaş yıkımdır, cehennemdir. Antik Yunan'la bugünü yan yana getiren şey, savaş çığırtkanlığının benzer söylem formlarıyla sürüyor oluşu. Sahneleme, bu söylemin karanlık yanını, sahnede kakafoni yaratarak pekiştiriyor. Müzik ve sessel göstergeler de tekinsizlik duygusu oluşturan atmosferi güçlendirmek için kullanılmış. Oyunun dinamik kurgusu ve oyuncuların performansları, oyunun ağır atmosferinin seyirciyi ezmesine izin vermiyor. Sahnede dekor olarak bir küvet dışında bir şey yok. İçi “kan” dolu küvet bir gösteren nesne olarak erkeklik kültünün beslenme kanallarına gönderme yapıyor. Kan banyosu, kanda boğulma, kanla kutsanma, kanda yıkanmış asker ceketini giyen kişinin savaş çığırtkanına dönüşmesi... Erkek kanlarıyla dolu küvet... Kanlı tarihi erkekliğin, er meydanlarının kanla kutsanan erkek bedenlerine gereksinimi... Kan tutması, delirmek acıdan ve “hazdan”. Ölmek ama “ölü ihtiyar ağzın” savaş istemekten vazgeçememesi... “Savaş karşıtı yapamadı beni savaş”...

Peki yeryüzü cehenneminden çıkış olanaklı mı? Savaşın temel devindirici unsur olduğu oyunda bir umut ışığı yok mu? Kanımca umut oyunun kurulma biçiminin kendisinde. Savaşın bu denli grotesk gösteriminin ürettiği yabancılaşma, oyunun tam da eleştirdiği şeyi gösteriyor. Savaşı üreten mekanizmayla erkekliği üreten mekanizmanın birlikte işlediğini bu denli cesurca gösterebilen Troas izlenmeyi hak ediyor. 


TEATR ANDRA
Yazan:
Dimitris Dimitriadis
Yöneten: Alexandra Kazazou
Çeviri: Burcu Yamansavaşçılar
Oynayanlar: Kerem Karaboğa, Salih Usta, Cem Üzümoğlu, Ayça Güler
Sahne ve Işık Tasarımı: Karol Jarek
Müzik: Petros Malamas, Nefeli Stamatogiannopoulou
Ses Tasarımı: Stelios Koupetoris
Yönetmen Yardımcıları: İpek Seyalıoğlu, Mertcan Semerci
Teknik Ekip: Didem Kırış, İpek Seyalıoğlu

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)