• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Vicdancılık Değil Laiklik

Deniz YILDIRIM

Evlilik yaşının altında olan kız çocuklarına cinsel istismar suçunun “büyüklerin ve küçüğün rızası” ile olması durumunda affedilmesi. Karşı karşıya olduğumuz ve büyük tepkilere yol açan tasarının anahtarı burası.

Anlaşılmadıysa parçalarına ayırarak gidelim. Çocuk, cinsel istismar, rıza ve af.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tasarıyı meşrulaştırmak için ailenin ve “küçüğün rızası”ndan söz ediyor. Yani Medeni Kanun ilga edilmiş; yani Cumhuriyet’le gelen tanımlar, kriterler feshedilmiş. Adalet Bakanı ilan ediyor.

Kanuna göre evlilik yaşının altında olan 12 ile 16 yaş arasındaki çocukların ailelerinin izin vermesi durumunda istismara maruz bırakılması “küçüğün rızası” kapsamına; istismarcısı ise af kapsamına alınıyor. Çocukluk eve hapsedilmek isteniyor, istismarcının cezası affedilirken yeni rejim cezayı çocuğa kesiyor. Kesmek istiyor. Çocukluk hapsedilmek; istismarcı özgürleştirilmek isteniyor.

Kadının otobüste şort giydiği için tekmelendiği; sosyal hayattan şiddet ve tehdit yoluyla dışlanabildiği bir düzeni çocuğun istismarcısıyla evlendirilmesi tamamlar. Bunu evlilik yaşının düşürülmesi izler.

Yani meselenin vahimliği arzuladıkları toplumsal yaşama dair verdiği mesajlarla; Siyasal İslamcı iktidarın gelecek tasarımıyla ilgili. Münferit değil, başka saldırılarla bütünleşiktir. Ve burada set çekilmezse yarın sorgulanacak olan şey Medeni Kanun; kadınların kazanılmış her türlü hakkı olacak.

Tepkiler ve Önce Olumlu Yanlar

Evet, Özgecan’ın vahşice katledilmesinden sonra olduğu gibi ilk kez siyasal farklılıkları aşan düzeyde bir sosyal tepki yeniden gelişti tasarıya karşı. Bir geceyarısı aniden Meclis’e getirilen bu maddenin apar topar geçirilmesi, işlevsizleştirilen Meclis’in yine bir kanun fabrikası gibi, “indir kaldır hesabı”yla tasarıyı yasalaştırması amaçlandı.

Parlamenter muhalefet direndi; duyurdu. Önemlidir. Diğer birçok konuda örgütlenemeyen kamuoyu bu kez örgütlendi ve toplumsal muhalefet güçleri bu direnci sınırlı kalan medya-haberleşme olanakları aracılığıyla daha da genişletti. Kadınlar sokaklarda tasarının geri çekilmesi için protesto gösterileri düzenledi. Apolitizm sınırlarına çekilen sanatçılar, gösteri dünyasından isimler tepkilerini ortaya koymaya başladı. Bu anlamda parlamenter muhalefetle parlamento ötesi muhalefet biçimlerinin şu ortamda bile birbirini bütünleyebildiğini ve bütünleştiğinde de gayet etkili olabildiğini gördük.

Diyeceksiniz ki tasarı geri çekilmedi ve bugün oylanacak. Fakat Erdoğan uzun süre sonra bir konuda sessizleşti ve “meşruluk” sınırına çekilmeyi tercih etti. Dün geceye kadar tasarı hakkında hiç konuşmamış olması ve dün de “gözden geçirilmesi” çağrısı yapması bununla ilgili. Toplumsal muhalefetin genişlediği ve “ortak duyu”yu yakaladığı anlarda rejim hep savunma mevzisine çekilir, güç toplar ve yeniden saldırır.  Kritik olan nokta şurası: dar ve asgari bir mesele etrafında seferber edilen birliktelikler rejimin hep korkulu rüyasıdır. Bu anlarda savunma reflekslerini geliştirdikten sonra ilk hamlesi ise karşı bloğu dağıtmak, meseleyi yeniden kültürel bir kutuplaşma zeminine çekmek ve siyasetlerarası nifak saçmak olur, olacaktır.

Bu nedenle özellikle muhalefet saflarında hakim olan bir yaklaşımı ayrıca konuşmamız gerekiyor: meselelerin, saldırıların ana karakterini görünmezleştiren ve siyasal saldırılara siyasal yanıt vermekten çekinen bir vicdancılık anlayışı hakim; özellikle de ana muhalefette.

Vicdan iyidir; vicdanlara seslenmek de. Halkın vicdanına “ortak duyu”sunu yakalayabildiğin zaman seslenmek de öyle. Yalnız vicdancılık iki açıdan, iki boyutlu bir apolitizm/siyasetsizlik üretiyor bizde.

Vicdancılık Siyasal Saldırıyı Vurgulamıyor

Birinci boyutu; halkın vicdanına seslenirken buradan yakalanan bağın politikleştirilmesindeki eksiklik; ikincisi halkın vicdanına seslendiği dille bir de siyasi iktidara seslenen apolitiklik. Bu ikili boyut vicdanlara seslenmeyi, “sizde hiç mi vicdan yok?” söylemleri geliştirmeyi temelden sarsıyor. Siyasallıkla donatılmamış bir vicdancılık eninde sonunda tehditlerin siyasal karakterini görünmezleştirmeye ve siyasal meselelere siyasal çözümler önermeyerek zaten her sorunun kaynağında siyaseti gören anlayışları da güçlendirmeye yarıyor.

Dolayısıyla eleştirdiğimiz, iktidara seslenen dilin apolitik bir vicdancılığa sıkışmasıdır.

Burada da iki boyutlu gidelim.

Birincisi “kimlere vicdan hatırlatması yaptığınızın farkında mısınız?”.

İkincisi, “gerçekten Siyasal İslamcı iktidarın ülkeyi nereye taşıdığının ve buna karşı nasıl bir siyasal reçete geliştirmemiz gerektiğinin farkında mısınız?”

İkisini birlikte düşünelim ve son söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Bu iktidara vicdan çağrısı yapılmaz. Kozlu’da madende can veren işçiler için “güzel öldüler” diyenlere; Yarbay Ali Tatar ve nice subay itibar suikastına uğratılırken çarşaf çarşaf onur kırıcı yayınlar yapanlara; Soma’da yakınını kaybetmiş madencilere tekmeyle, tokatla girişenlere; 14’ündeki evladını mezara koyduğu gün bir anayı meydanlarda yuhalatanlara; sosyal hayata katılan bir kadının cinayete kurban gitmesine “o saatte orada ne işi varmış?” diyerek yanıt verenlere; “kız çocukları okusun, erkenden evlendirilmesin” diye Çağdaş Yaşam mücadelesi veren Türkan Saylan’a ölüm döşeğindeyken olmadık iftiralar atanlara mı, bunlara göz yumanlara mı vicdan hatırlatıyorsunuz?

Yanlış. Bu iktidara vicdan dili üzerinden seslenmek başlı başına apolitizm üretir. Bütün bu saldırılar Siyasal İslamcı karakterdedir; Siyasal İslamcı’nın vicdanı insanlık değil; siyasal anlamda İslamcılık’tır ve onunla, onun toplum, devlet tasarımıyla uyumluluktur. Buna uyan her şey, bu gündemin önünü açan her şey kabul edilebilirdir, “vicdani”dir; bunun dışında olansa kabul edilemez, “vicdanlara sığmamakta”dır. Vicdan hukukun yerini alamaz. Hukuka, evrensel yurttaşlık haklarına, laik özgürlükler zeminine vurgu yapmadan yasa yapım süreçlerinin merkezine “vicdan” kriterini koyarsanız siz zaten baştan Siyasal İslamcı hegemonyaya teslim olmuş, onun diliyle konuşmaya başlamışsınızdır.

Yarın örneğin “erkekler öksüz-yetim ya da dul kadınlarla onları korumak amacıyla çokeşli evlilik yapabilir” diyen bir tasarı getirilirse “sizde hiç vicdan yok mu?” mu diyeceksiniz? Ama Siyasal İslamcılık bunu “zaten vicdani olarak yapıyoruz” diye açıklayacak. Farkında değil misiniz?

Bu vicdancılık dilinden derhal çıkıp halkı birleştiren kriter olarak hak, hukuk, yurttaşlık ve laiklik zemininde tepkiyi siyasallaştırmak zorunlu.

Laik toplumsal duyarlılığı güçlü siyasetlerin artık bu çekingenliği atması ve gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. Siyasal İslamcılık’tan “küçüğün rızası” kelimelerini çekin alın, ortada büyük bir boşluk kalır. Siyasal İslamcı bir iktidara vicdanla değil, laiklikle ve siyasal-toplumsal tepkileri yeni bir laik yaşam, laik özgürlükler ve laik devlet kurma perspektifiyle seslenilir. Gerisi apolitizmdir.

Öyleyse görelim: sosyal ve siyasal saldırı vicdansızlıktan değil; Siyasal İslamcılık’ın toplum ve devlet tasarımından kaynaklıdır. Bu olayla sınırlı değildir; toplumsal yaşamdan kadının ve kız çocuklarının geriletilmesiyle, silinmesiyle, ezilmesiyle ilgilidir. Bunu bu netlikle saptamıyorsanız tek yapacağınız şey, Salı günleri grup kürsüsünden “olabilir mi böyle bir şey arkadaşlar?” apolitizmiyle nutuklar atmaktır. Apolitik bir muhalefet tarzıyla, politik bir iktidarı geriletmekse mümkün değildir.

İş cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde ve çocuk istismarında önlenemeyen artış varsa mesele Türkiye’nin artık Siyasal İslamcılığı taşıyamadığıdır. Siyasal İslamcılık’ın yükü Şirvan’da işçilerin; öldürülen kadınların ve eşit bir yaşam hakkından mahrum bırakılan çocukların omuzlarındadır. Ya Türkiye bu yükün altında ezildikçe ezilecek; ya da Türkiye bu yükten en geniş demokratik ve laik cumhuriyet kurucu birlikteliğiyle kurtulacak.

İlk hedefse bu tasarıyı püskürtmek ve laik hukuk, laik yaşam mevzisinde kazanılabileceğini göstermektir. Yok başka yol.


Not: Bu yazının yayınlandığı saatlerde hükümet tasarıyı komisyona geri çektiğini söyledi. Adalet Bakanı Bozdağ ise attığı twitlerde suçu "mağdurlar"a yükledi. Her koşulda toplumsal ve siyasal muhalefetin birliği kazandı, kazandırdı. Diğer yandan AKP belki de uzun süre sonra ilk kez İslamcı bir gündem etrafında hegemonya oluşturamadı; "etik-politik" içerikte birleştirme üstünlüğü yine uzun süre sonra laikliğe, laiklikle bağlantılı bir itiraz alanına geçti.

Bugün herkesin insan onuruna yaraşır şekilde yaşamasına dair bir talep laiklikle ilişkili bir itiraz çerçevesinde İslamcı rejimin gündemini geriletti ve "laiklik" alanı ahlaki-politik üstünlüğün yeniden örgütlenebileceği bir zemin olarak görünürleşti. Devamı gelmelidir; vicdancılıktan yeni bir laik toplumsal sözleşme politikliğine geçiş için şartlar müsait olduğu gibi; yenilmiş-umutsuz geniş kitlelerde uzun süre sonra kazanım elde etme/caydırma konusunda sağlanan moral motivasyon da artık heba edilmemelidir.
 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.