• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 17 °C

Yalçın Küçük: On yıldır olmayan diplomanın peşindeyiz!

Yalçın Küçük: On yıldır olmayan diplomanın peşindeyiz!
Erdoğan’ın diplomasına ilişkin tartışmayı başlatan Yalçın Küçük, son günlerde yaşanan gelişmelerin ardından, "diploma sorununu" yorumladı. “On yıldır olmayan bir diplomanın peşindeyiz” diyen Küçük “Ve on yıl ve hep aynı türküyü söyledim" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomasına ilişkin tartışmayı başlatan Yalçın Küçük, son günlerde yaşanan gelişmelerin ardından gelişmeleri Odatv’ye yorumladı. “On yıldır olmayan bir diplomanın peşindeyiz” diyen Küçük “Ve on yıl ve hep aynı türküyü söyledim; kendim söyledim ve kendim dinledim, diyebilirim. Peki ne oldu, Mart'tan Mart'a, duymadılar, on yıl sonra kulaklar temizlendiler” ifadelerini kullandı.

İşte Yalçın Küçük’ün Odatv için yazdığı o yazı:

ON YILDIR OLMAYAN BİR DİPLOMANIN PEŞİNDEYİZ

Beşoturgoftend,çıra gerdanetkeçestgoft,kocaim rast est

Deveyedemişler, neden boynun eğri,

Devedemiş, nerem doğru ki?

 

On dördüncü yüzyılda, Arapseyyah İbn Battuta, Antalya'dan, Anadolu'ya çıktığında Türkler ile bağlantı kurmada pek güçlükler çekmişti, bizler, dil açısından, İranilerin egemenliği altındaydık. Yerli halk, Türkler, Arabi konuştuklarını sanıyorlardı ve Farisi dilini kullanıyorlardı. Bugün dahi "goft" sözcüğünü biliyoruz, o'yu "ö"ve u'yu "ü" söylüyoruz,"söylemek" anlamındadır. "Gerdan" ise"boyun"demektir, -et, -unuz ekidir. Uzun yüzyıllar böyledir, Sultan Selim Farisi yazıyordu ve Şah İsmail Türki cevapveriyordu. "Beste" sözü de Farisi'dir, "bağlamak" fiilinden gelmektedir.

***

Birlikte yazıyoruz, tartışıyoruz, yazma işi daha çok Deniz Hakan'ın; tabii Okan da yazıyor. Okan her türlü düzeltmeleri yapıyor, ikisinin de zaman zaman itiraz ettiği oluyor, çok tartıştığımız mutlaktır. Çok zaman insanlar bana “şunu yazmışsınız” dediğinde son yazılanları bilmiyorum ve "evet" diyorum. Ortak dili bulduk; ortak bakış ve düşünceye yaklaşıyoruz.

Tabii bazen de ayırmak zorunda kalıyoruz ve "mesela", on yıl oldu, “Erdoğan'ın diploması yoktur”, diyorum ve hatırlatıyorum. Caligula'yı 2006 yılında yazmaya başladım: Cumhurbaşkanı seçimlerine hazırlıyordum, dergilere serdim, televizyonlarda dillendirdim; 2007 yılı Mart ayında yayınladık. Üzerinde beşer binden on beş bin sayısı var sanıyorum, nerede ise ilk baskıdır. Birinci bölüm "Küstah ve Köle" başlığını taşımaktadır. Yobaz diktatörler, hem küstah ve hem deköledirler. Ve altıncı bölüm "Üniversite Diploması" başlığını taşımaktadır. Bölüm boştur ve Erdoğan'ın diplomasını anlatmaktadır. Demek, kayıtlıdır ve on yıl oldu ülkede büyük bir crime'ı yazıyorum.

Ama şu yazı alttadır: "Anayasa, cumhurbaşkanı olabilmek için dört yıllık yüksek okul şartı getirmiş durumdadır. Buna 'üniversite diploması' diyoruz. Tayyip Erdoğan için bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmadan önce bir üniversite diploması ibrazı şarttır." Bu, "Saralı Cumhur" kitabının 187. sayfasındadır.

Erdoğan aday olamamıştır. Bu kitaptan bir yıl kadar sonra hapishane kapıları açılmış ve doldurulmuştur. Güzel, buradayız ve devam ediyoruz.

‘KENDİM SÖYLEDİM, KENDİM DİNLEDİM’

Ve on yıl ve hep aynı türküyü söyledim; kendim söyledim ve kendim dinledim, diyebilirim. Peki ne oldu, Mart'tan Mart'a, duymadılar, on yıl sonra kulaklar temizlendiler. Odatv’de yazılar çıkmış, görmedim ve söylediler, ve ardından, bir, Fethullah Gülen Partisi "diploması yoktur" demeye başladılar, sözcüleri Fuat Avni seslerini yükselttiler. İki, Kürt Partisi "HDP" ve Başkanı Demirtaş, "diplomasızdır" dediler, bağırdılar, "cumhurbaşkanı olmaz" eklediler. Üç, Erdoğan, dillendiler, "benim rektörüm, bir diploma yarat", nasıl olursa olsun, bir diploma, ricaya başladılar. Dört, hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu mahkemeleri harekete çağırdılar. Hareketten uzaktırlar, ama artık dönüşü ve kurtuluşlarını göremiyorum.

***

Caligula, Roma'da, hemen hemen İsa'nın çıktığı ve çarmıha çekildiği bir tarihte, Julius Sezar'ın diktatorya kuruşu üzerinedir. Bu diktatoryanın tabanı korkak ve softadır ve ben 1975 yılından beri Türkiye'nin yobaz bir diktatoryaya çakıldığını haber veriyordum. Cumhuriyeti yıkan Julius Sezar'dı ve saralı idi, ayrıca, “husband of allwives” ve “wife of allhusbands” da deniyordu, bütün kadınların kocası ve bütün kocaların karısı anlamındadır. Brutus'ün annesi de Sezar'ın eşleri arasındadır. Bu nedenle olabilir, Brutus, bir kaç arkadaşı ile birlikte Julius Sezar'ı öldürürken, Sezar, "sen de mi oğul" demişti ve ünlü bir sözdür. Güzel, pek yobaz olmasına rağmen zenginler için çok gerekli ve oligarşik bir diktatoryaydı. Brutus'ü ve cumhuriyet düşüncesini ortadan kaldırdılar.

Caligula'yı bu maksatla getirdiler.

Peki gerçekten "diploması" yok mu, Caligula'da, 194. sayfada, altıncı bölüme ikinci ekte, "Diploması: El Yazısı" başlığını sunmuş bulunuyorum, 29 Eylül 2006 tarihlidir ve bulunmaz bir parçadır. Erdoğan'ın hiç görülmemiş bir el yazısını bulabilmiş durumdayız. Emirliklere gitmiş, bir şeyhin cenazesi üzerine, bir deftere not düşmüş, Türk Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel'in görüşlerini almışlar. "Hiç şaşırmadım, yazım yanlışları çok fazladır" demektedir. Çok açık, Erdoğan henüz Türkçe yazamamaktadır ve hataları temeldir. Erdoğan'dan bulunmuş tek yazı da işte budur ve herhalde sırdır. Saklıyoruz.

11-003.jpg

Erdoğan'ın diploması bir yana, İmam-Hatip'ten başkahiç bir okula gitmediğini söyleyebiliriz. Tereddüdü olanlara bu parçayı tavsiye etmek durumundayım. Hukuk açısından pek değerlibir parçadır.

22-002.jpg

YARDIM ÇIKIŞI

Kemal Karabulut Kılıçdaroğlu'nun görevlileri vardır. Bir kez daha, Erdoğan'ın okuduğu okul tartışılmıştı, Aydın Ayaydın'ı hatırlıyoruz, cehepe'de anaplı bir milletvekilidir, peki cehepe mi, cehepelilerin milletvekili olamadıkları yere cehepe diyoruz. Güzel, ve hikaye şöyledir, Ayaydın, bir zamanlar asistanmış, akşam okuluymuş, gitmiş ve okulda öğrenci olarak, Erdoğan'ı görmüşler hepimize haber verdiler. Pek sevindik, yalnız, 1981 veya 1982 yılı olabilir, Erdoğan o tarihte henüz Erdoğan değildir, nasıl tanımışlar, bilmiyoruz. Karabulut Kemal'in bir yardım çıkışıdır; pek yaparlar.

Yakın zamanda da bir "CHP" milletvekiline, adını hiç duymadık, bir yasa teklifi ile, cumhurbaşkanı olmak için dört yıllık tahsil şartını kaldırma görevi vermişti, duyduk. Parti değil, akepe için bir imdattır. Kandil'de de artık “akepe'nin ortağı" denmektedir. Uzun zamandan beri söylüyoruz, artık hep kanıksamış haldeyiz.

‘BÜTÜN DOĞRULAR BENİ BULUR’

Bulduklarımın bir kısmında hiç tereddüt etmiyorum. Mustafa Kemal Paşa'nın "Musul Vasiyeti" bende hiç tereddüt uyandırmadı. Şaşırtıcı bilgiler öyle dolambaçlı yollardan geliyordu ki hiç şüphe etmedim. Hiç bir zaman "neden bana geliyor" demedim; bütün doğruların beni bulacağı konusunda bir önyargım var.

Bu vasiyet'tir, dedim. Nasıl ve neden,bunu söyleyebilecek durumda değilim, artık bir sanat ya da zanaat diyebilirim, gelenlerin hangisi doğrudur, bilebiliyorum. Nitekim bunu bir televizyonda açıklamamdan kısa bir zaman sonra Bülent Ecevit, "Yalçın Küçük doğru söylüyor" dediler. Böylece tarihimizdeki büyük bir boşluğu doldurmuş oluyorduk.

***

Ve bir gün Hollanda'dan bir telefon aldım, arayan kişi öyle konuştu ki, bana güvendiğini anlıyordum.Tayyip Erdoğan ile aynı sınıftandık, dediler ve iki yıllık bir akşam okuluydu, eklediler. Ben de adını bilmediğim bu sınıf arkadaşına güvendim, hangi bilgiye güvenileceğini bilmek sanatımdır ve şimdi haberler haberleri kovalamakta, sahte olduğu söylenmeyen tek bir diploma çıkarılamamaktadır. Son günlerde bir de imzacı noter kaybetmişler, gazetelerde en son okuduğumuz budur.

Arayan kişinin anlattıklarından söz konusu okulun okula benzemediğini de çıkarmıştık. Şimdi daha çok inanıyorum, Erdoğan Aksaray'da hiç-bişi öğrenmediler. Öğrenmeye hiçbir niyeti olmadığını da artık biliyoruz.

***

Kutlu Esendemir ile Yeni Harman'da aylık mülakatlar yapıyorduk ve çok ilgi çektiğini hatırlıyorum. Okuyucularımız arasında, İstanbul Üniversitesi'nden bir tıp doktoru grup varmış, bir tek Profesör Ahmet Aydın'ın adını veriyorum. "Taş Devri Diyeti" kitabının yazarıdır, ekol olarak, Canan Karatay türüdür, sanki diyetlere karşıdır. Ahmet Hocam'ı erken kaybettik, İstanbul'a gittikçe buluşuyorduk. İçlerinde bir de Alp adında bir doçent vardı; bana, "Tayyip Erdoğan'ı anlatmıyorsunuz, sara hastalığına işaret ediyorsunuz" diyorlardı. Bilmiyordum; Erdoğan'ın, "millete seslenirken" göz bebeklerini hiç oynatmadığını not ediyormuşum, çok şaşırdım. Bilmeden Tayyip Erdoğan'ın saralı olduğunu ifşa ettiğime inandım. Sara hastalığı ile ilgim işte böylece başlamış oluyordu. Başladım.

***

İlgilendim, Epilepsi ile Orgazm kitabını işte böylece yazdım. "Mediko-Politik" Ömer Ülkenciler’in icadıdır. Çok ilginç, saralıda "nöbet", mistisizm devecd, ölüm, orgazm aynı eylemlermiş, buraya ulaşıyorduk. Ölümde dönüş yoktur. Sara hastalarının cinsel iktidarsız ya da aşırı saldırgan olabildiklerini de öğrenebiliyorduk. Homoseksüalite yaygındır; Caligula için, "kadınların kocası ve kocaların karısı" denmesini artık çok açıklayıcı buluyorduk. Dostoyevskiy'i artık daha çok anlıyorduk. Ve bir de "peygamber" hastalığı denmesini unutmuyorduk.

***

Bir ara bütün Türkiye benimle isim bilim oynuyordu. Köylerde isimbilim oynadılar. Ülkemizin pek bilimselleştiği bir tarihtir. Ve şimdi bütün Türkiye hep birlikte, olmayan bir diploma peşindedir. Aramanın ve doğrunun heyecanını yaşıyorlar; askerlerin yukarıya koyduğu insana ise hiç inanmıyorlar. Kazancımız çoktur.

ÇÜRÜK RAPORU 

33.jpg

Epilepsi ve Orgazm kitabında, s.196’da, "Erdoğan'ın Oğlu Kanser Değil" bulunuyor ve bu başlık altında Aydınlık’ın, oğul Burak'ın, yanlış yazıyorlar, Barak'ın, kanser olduğunu yazdığını görüyoruz, bunun üzerine bir tür düzeltme var. Aslında haberde bir yanlış var, “kanser” yok, ama düzeltmede yanlış düzeltilse de doğrusu söylenmiyor. Gata çürük raporu veriyor ve Gata kansere çürük raporu vermemektedir. Bir askeri hastane, "kanser" olmadığını ifade ediyor; başhekim Tuğamiral Alpman, yanlışı düzeltmekle birlikte, doğru yazmamaktadır. Doğrusu, sara'dır.

Çocuğun adıyanlıştır, "Burak"diyorlar, isim, İbrani ve Arabi'de "vav" ile yazılmaktadır, "u" ya da "o" ya da "a" söyleniyor, "Barak" adı doğrudur. Obama'nın babası, Kenya'da olabilir, Yahudilerin yanında çalışıyormuş, "barak" adı buradan gelmektedir. Bizde de, son Osmani'de, "barika-yi hakikat müsademeyi efkardan doğar" dizeleri vardı, "hakikat şimşeği, gerçek yıldırımı, düşüncelerin çatışmasından çıkar" anlamındadır. Hadislerde de, Peygamber'in bindiği rivayet edilen atın adı, şimşek ya da yıldırım olarak geçmektedir; eşleri Ayşe, Peygamber'in, o vesileyle, ata binmediğini söylerler, Peygamber Jeurusalem'e gitmediler. Amma Halife Ömer gitmiştir, buradaki adına da "Furkan" diyorlar; bizim islami alimler pek bilmiyorlar. Furkan'ın anlamını da yutarlar, "Faruk" anlamı var, ama asıl anlamı daha da önemlidir. Bir gün yazarım ve şimdi buradayız.

***

Bir küçük paragraf atabilir miyim, İmam-Hatip'ten de doğruları öğrenemezler. Tayyip Bey, Yiğit'i yanına alıp arada bir bana gelirlerse, İslam'ı da öğretebilirim. Zamanım yoktur, lütfen, bana gelmeleri şattır; sakıncasını da görmüyorum. Yiğit Bulut benim eski asistanlarım arasında sayılmaktadır ve beni de Erdoğan'ın on öğretmeninden birisi kaydediyorlar. Ben mi, internet yalancısıyım.

***

Bütün doğrular bana geliyorlar. Oğul Barak, bir buçuk yaşındaydı, Erdoğan perişandı, oğlu kucağındaydı, sonra Profesör olan Ali Akyüz Hoca'ya gittiler, "Abi Bak" dediler. Barak, sara hastasıydı, Ali Hoca baktılar ve sonra Profesör Akyüz rektörlük yoklamasına girdiler, en çok oyu aldılar. İstanbul'daydık, Erdoğan Profesör Ali Akyüz'ü reddettiler ve tarikattan birisini seçtiler. Usulüdür.

Erdoğan, kendisine iyilik yapanlardan hep uzaklaşırlar. Belki de bilinmelerinin bilinmesini istemezler. Sara ırsi değildir, Erdoğan sara hastası olmakla birlikte, Barak'a Erdoğan'dan geçmemiştir. Tıp bu noktada çok açıktır; iki bin yıl önce ırsi biliyorduk.

***

Ve üçüncü kitaba gelmiş durumdayım. Hasta Despot 2010 yılının verimidir, ihtiyaçtan doğmuştur, bu sırada Silivri'ye gidip geliyordum. Gerçek Gündem'den bir sayfayı Despot'a almışız: Sürmanşet "Tayyip Erdoğan Üniversite Mezunu mu" başlığını veriyor, manşette ise "Yalçın Küçük'e Diploma Yanıtı" haberini okuyoruz. Şu açıklama davar: "Küçük'ün dile getirdiği 'Erdoğan'ın diplomasını gören yok' sözüne ilk resmi yanıt", okuyoruz ve çok güzel, demek ki, 2007 seçimlerinden önce Erdoğan'ın dört yıl okuduğunu gösteren bir kağıdı olmadığı hâlâ geçerlidir. Ve Gerçek Gündem haberi ise 30 Nisan 2007 tarihlidir ve üzerinde, Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş'ın resimleri var. Demek birlikte çıkarıyorlar; bana da gelirlerdi, biliyoruz.

44-001.jpg

Gerçek Gündem, bir muhabirlerini Marmara Üniversitesi'ne göndermişler, bu gece okulu, sonradan, kapanmış ve kayıtları, Marmara Üniversitesi'ne verilmiş, bilgi istemişler ve Üniversite'nin cevabı, "bu konuda bilgi vermemiz mümkün değildir" olmuştur. Önemlidir; Erdoğan'ın iki yıllık okulu için, Marmara Üniversitesi bilgi vermek istemiyorlar. Bunu, bir bilgi olmadığı şeklinde anlıyoruz.

ANAYASA PEŞİNDE

Aynı kitabımızda bir de Hürriyet haberi var, seçimden hemen sonra, 14 Eylül 2007 tarihlidir, "İlköğretim Mezunu Köşke" başlığı taşıyor ve yeni anayasa taslağının açıklandığını haber vermektedir. Güzel, ve şu hatırlatmaya ihtiyacımız var; akepe yeni bir anayasa için bir komisyon kurmuştu, Profesör Ergun Özbudun başkandı ve akepe için anayasa taslağının hazırlanmış olduğunu öğreniyoruz. 

Profesör Özbudun'un Tayyip Erdoğan'ın ihtiyaçlarına çok uygun ve yakın bir taslak hazırladığı açıktır, Hürriyet, başkomutanlık ile ilgili yeni düzenlemeyi önemli buluyor ve bir de cumhurbaşkanı seçilebilmek için üniversite diploması şartını kaldırıyoruz. Taslakla ilgili bilgi şudur: "Milletvekillerinde olduğu gibi cumhurbaşkanı seçilmek için ilkokul mezunu olmak yeterli" olacaktır; buna, kahveci ağzıyla “işi çözüyoruz” demek durumundayız. O tarihte anayasa değişikliğini kolay buluyoruz; CHP lideri, Özbudun'un üniversitede sınıf arkadaşı, Baykal kasetlenmiş, tutsak düşmüş, bunu bilmiyoruz, ancak hiç muhalefet yapmadığını görebiliyoruz. Taslağa koymak, bu değişiklikleri tamamlamak anlamındadır.

***

Erdoğan, 2007 tarihinde, cumhurbaşkanlığını kaybettiler, ama, artık umutlular. Başka nasıl yorumlayacağız, diploması olmadığını kabuldür; yeni anayasa kolay iştir. Büyük otorite Profesör Özbudun, ilkokul diplomasını yeterli bulmuştur ve bir de başkomutanlığıkanunla bağlayacaktır. Çok hoş, hem anayasa değişikliği ve hem de Ergun Özbudun meselelerinde evdeki hesaplar çarşıya uymadılar. Ama, bu tarihte böyle sorunlarımız görünmüyor. Bunlar geleceğin sorunlarıdır.

ÜÇÜ BİR YERDE

Yazdıklarımı tekrar tekrar okuyorum. Caligula'da, İlhan Selçuk'tan bir "fıkra" var, "Saralı Cumhurbaşkanı İster Misiniz", Cumhuriyet'te, 22 Ekim tarihlidir ve demek ki, 2006 yılının sonlarına doğru düşmüşler, ben de Caligula'ya uygun bulmuşum ve koymuşum, not ediyorum. Demek, 2006 yılında, Erdoğan ile ilgili hem a, "diplomasızlık" ve hem de b, "sara" yerleşmiştir. Bundan sonra döndürmek ise çok zordur.

Sara'ya döneceğim, Deniz ve Okan ile gelecek haftaya planlamış durumdayız. Önemli bir soruşudur, "saralı" mı olsun, yoksa karışık mı, artık "sorumuz" budur. Bir Tayyip Erdoğan ve üç general, Yaşar Güler Paşa, Salih Zeki Paşa, Hulusi Paşa, üçüne, "üçü bir yerde" dersek, ne dersiniz ve burada bilmiyoruz. Ben "bey" demeyi öneriyorum, pek siviller ve hiç paşa'ya benzemiyorlar. Hep Erdoğan ile birlikteler ve hangisi arkada veya hangileri üsttedirler, işte mesele budur. Doğru, pek de mesele olarak görünmüyorlar.

***

Caligula'yı okuyorum, kitaptan daha yumuşak buluyorum. Ne demek, daha kaç gün oldu, Binali Bey, "biz karışığız" ve hep karışıklık yaratıyoruz, diyordu, kulağımızdadır. Şimdi nerede, Putin'e çok karışık mektup yazdılar, ayrı ayrı iki mektup gönderdiler. O kadar mı, Obama'ya da iki mektup postaladılar, ölenlere birlikte üzülüyorlar. Çok nazik ya da pek yumuşaktırlar.

Kitaplarıma göre işte Erdoğan budur. Ben de okuyorum ve öğreniyorum.

İNCİRLİK’TE SIĞINAK

Merkel'e de hatırın var, dediler. Derhal,İncirlik'te bir sığınak, sanctuary de diyebiliriz, yaptılar. Herkes bize sırtını dönüyor, biz önümüzü açmak durumdayız.

***

Peki ne olduk, Karabulut, "kanımızı dökmeden" başkanlık olmaz, diyordu ve şimdi bir boş kurşun kovanı attılar, "getirin Amerikan başkanlık sistemi, tartışırız" buyurdular. Binali dahi bu korkaklıktan utandı, çok korkaktır. Doğrudur, Kılçdaroğlu aşırı korkak bir yaratıktır.

***

Küstah ve Korkak, Caligula'da baş aktördür.

***

Yazdım, İskenderun ve Kırıkhan arasında yeni bir cephe olur mu; Erdoğan ve Binali, Putin'e "yapmasanız, iyi olur" yazmaktadırlar. Ama, Esat ve Putin, bir noktadan vazgeçmeyeceğiz, diyorlar.

***

Hep dördü bir yerdeler, kim istiyor, üçü mü, birisi mi ve neden, birbirine sığındıklarında ısınıyorlar mı ve belki de öyledir. Ve ölen askerleri çok övüyorlar. Ve herşeyi tersinden yazıyorlar...

***

Ülke hiç bu kadar zayıf olmamıştı. Zayıflığı hiç bu kadar çıplak görmemiştik.

***

Canikli adında birisi çıktılar, “Namaz kılmayan... diyen Aşkar'da suç yoktur” ve "pas geçiyorum" dediler. Sonra üç gün ya geçti ya geçmedi, Binali Bey, Aşkar'a, sen kimsin..., dediler. Bir yerden işaret geldiğinden emin olmalıyız. Kimden, üçünden mi, ve üçünün de, Hulusi, Salih Zeki, Yaşar Güner, bir rahatsızlığı olmaz, ama, ya tabandan, kaygıları budur. Eskiden "zinde kuvvetler" diyorlardı, lafından dahi korkuyorduk.

***

Eşref kaymakammış, hep Payitaht'a, telgraf çekiyormuş. Payitaht, "idari maslahat" edin diyormuş ve sonunda, kaymakam, “Padişah'ım maslahat elimizde kaldı, idareyi aldılar,” demişler.

***

Davutoğlu'nu, "üçü bir yerde" attılar, dediler. Çok korkutucudur, kendimi düşünüyorsam, namerdim. Erdoğan için korkuyorum.

Yine de Fuat Avni'ye pek inanmıyorum. 

***

Yoksa tüsiad dönemine mi giriyoruz?

Yazdıklarıma bakıyorum, kimseler kusuruma bakmasınlar, en çok kendi yazdıklarımdan öğreniyorum. Benim yazdıklarıma göre biz hep oradayız.

***

Epilepsi ile devam etmek üzere, üçümüzden; biz de üçü bir yerdeyiz. 

Yalçın Küçük

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)