• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 16 °C

Yalçın Küçük’ten sıkı "Tenkit"

Yalçın Küçük’ten sıkı "Tenkit"
'Yalçın Küçük Tenkit kitabında da başkalarının yapmadığını yapmış, --başkaları yapmadığı için- yapmıştır.'

Türk entelektüel yaşamının kısırlığı, Yalçın Küçük’ün altını daha çok çizmiş, onu tarihten ekonomiye, siyasetten edebiyata kadar birçok alanda çalışmaya zorlamıştır. Yapan oldu da kim elini tutmuştur? Yalçın Küçük Tenkit kitabında da başkalarının yapmadığını yapmış, “başkaları yapmadığı için” yapmıştır. Bu nedenle belli bir konuda yazdığı neredeyse tüm kitapları, “tam olarak o konuda” ya da “o konuyla sınırlı” değildir. Yalçın Küçük’ün tarih üzerine yazdıkları tarih kitabına benzemez, edebiyat üzerine yazdıkları da edebiyata benzemez.

TAYLAN KARA

"Tenkit" kitabı, başlığı ve alt başlığıyla bir edebiyat kitabı olsa da alışılmış edebi değerlendirmeler, kitabın az bir kısmını oluşturmaktadır. Yalçın Küçük’ten birkaç kez duyduğum bir anekdot vardır.

Dışarıda dolaşırken içerde olmak

Arif Damar, Y. Küçük için şöyle der:

“Marksistler Marksizmin dışına çıkmamak için bir şey demezler. Y.Küçük hep dışına çıkar ama hiç dışına çıkmaz.”

Burada bu kitap özelinde Marksizm yerine “edebiyatı” koymayı önerebilirim. Y. Küçük yine “dışarıda dolaşmaktadır” ama aynı zamanda içeridedir de. “Dışarda dolaştığını” söyleyenlere Y.Küçük ne der bilmiyorum. Sık sık “fazla uzaklaştığı” doğrudur. “Çıkıp uzun süre geri dönmediği” de olmuştur. Ancak bu “çıkış”ların sonuçlarının ve yan etkilerinin en azından edebiyat açısından büyük sonuçları olmuştur. Başka kitapları bu yargıyı ne kadar doğrular, tartışılır, ancak bu kitapta bu yargıyı doğrulayan çok fazla yazı vardır. Y.Küçük, ne söylediği kadar nasıl söylediği de tartışmalı bir yazardır. Kullandığı yöntemlerde bilimsel yöntemi zorladığı ve sık sık dışına çıktığı bellidir; bunu kendisinin bildiği de kolayca anlaşılmaktadır.

"Tenkit" kitabında yazanları hazmetmek kolay değildir. İçindekilerin bir kısmı belli olgulara dayanırken bir kısmı ise adeta kitabın cüretini canlı tutmak için konmuş birer “okur silkeleyici” iddialardır.

751814_detay.jpg

Putları yerlerine yerleştirmek

Politik olarak nerede konumlanırsanız konumlanın Türkiye’de değerleri anında dondurma ve putlaştırma eğilimi vardır. Bir kez “panteon”a çıkanın üzerinde bir toz zerresi bile görmeye tahammül yoktur. Bu, aklı durdurucu bir eğilimdir. Tenkit kitabının ele aldığı yazarların yarısından fazlası solun panteonuna çıkmış, bir kısmı ise tamamen putlaştırılmış yazarlardır. Kimsenin “bir şey” dememesi, sanki Y.Küçük’ü “çok şey” demeye itmektedir. Yalçın Küçük, adeta susanların söylemediği sözleri ödünç alıp sözüne katmış gibidir.

Bu kitaptaki Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, “bildiğimiz”, bugüne dek bilegeldiğimiz N. Hikmet, S.Ali ya da O. Kemal değildir. Bildiğimize en yakın portre belki Tevfik Fikret veya Ahmet Arif’inki kabul edilebilir. Son derece geniş ölçekli bir yazar olduğu dikkate alındığında, ele aldığı konularda hemen daima o ana kadar olanlardan çok başka şeyler söylemiştir. Y.Küçük, baktığı yere “yamuk bakmaktadır.” Bu kitapta da N. Hikmet’e, O. Kemal’e, S. Ali’ye alışılageldik bakıştan çok daha başka bir yerden bakmaktadır. O ana kadar gidilen yollardan sapan, patikaları bile dikkate almadan “arazide yürüyen”, “kendi yolunu kendisi yapan” bir yaklaşımı vardır. Hele Yaşar Kemal ile ilgili yazdıkları ve yorumları bu saptamamın en uç örneğidir. Bu kitaptaki Yaşar Kemal yorumu, Yaşar Kemal ile ilgili hiç söylenmemiş (en azından benim hiç duymadığım) bir yorumdur. Daha fazla detay vermeyeyim, okuyanlar ne demek istediğimi kolayca anlayacaktır.

Yazarın “çubuğu tersine bükme” eğilimini bir yazı tarzı olarak yorumlayabilirsiniz elbette, öte yandan tersine büktüğü çubukların da önemli bir kısmı zaten eğridir. Bütün bu nedenlerden ötürü bu kitaptaki Y.Kemal, S.Ali, N.Hikmet değerlendirmeleri, bugüne dek alışılageldik bakışı içselleştirmiş okurlara soğuk duş etkisi yapacak kadar radikal gelebilir. Ancak bu kitap, içinde yazanların tamamına şiddetle karşı çıkanların bile zihnini açacak, derinleştirecek, düşünmeye yöneltecek provakatif bir kitaptır. Çünkü her sarsıntı, bir “daha derin düşünme olanağı”dır.

Herkes Nâzım Hikmetçi!

N.Hikmet gibi bir put kırıcının putlaştığı yerde bir “put kırma” davası, belki de her şeyden önce ilk neşterin Nâzım’a vurulmasını gerektirir. Y.Küçük’ün neşteri bu kitapta adeta bir baltadır ve putlara karşı pek acımasızdır; en başta da kendi cenahından olanlara, yüksek tuttuklarına… Bir put ne kadar yüksekte ise düşünce o kadar çok kırılır; “Nâzım putu” bu kitapta paramparça edilmektedir. N. Hikmet çözümlemelerini bu pencereden okumak gerekir. Bu tartışmalar yıllar önce yazılmış olsa da, belki onlarca yıl sonrası için yazılmıştır; ancak bugün de bir karşılığının olmadığı kesindir. Herkesin “Nâzım Hikmetçi” olduğu, N.Hikmet günlerinin iş adamları dernekleri tarafından organize edildiği, Nâzım’ın evcilleştirilip siyasal yanının, “dahi bir şairin hoşgörülesi yaramazlıkları” olarak görüldüğü bir zamanda bu metinler bir gün hakkında tartışılacak bir zamana kadar mumyalanmayı beklememekte, bu iklime müdahale etmektedir. Etkin düşünceler, zamanının gelmesini beklemez, zamanını bizzat kendisi yaratır.

Sabahattin Ali Cinayeti

Sabahattin Ali hakkında yazdıkları özellikle de onun ölümüyle ilgili yazdıkları bir detektiflik örneği dersem acaba abartmış mı olurum? Hayır, hiç de abartmış olmam. Küçük küçük ipuçlarını birleştirerek onun ölüm tarihine kadar yaptığı çıkarsamalar bildiğim kadarıyla daha önce hiç yapılmamıştır.  Kitabın bu kısmında Y.Küçük, sık sık örnek gösterdiği ve öğrencilerine okuttuğu Sherlock Holmesvari bir çalışma örneği sergilemektedir. Ne kadar edebidir? Edebiyat çözümlemeleri nispeten azdır; ancak Y. Küçük’ün kitaplarına aşina olanlar bu sıçrayıcı üsluba, bu bilgi kıpırdanışlarına, bu birbiriyle ilgisiz görünen olgular arasında kurulan yepyeni ilişkilere fazlasıyla alışıktırlar.

S. Ali’nin ölümüyle ilgili yazdıklarını bunca yıl kimsenin yazmamış olması, bu bulguların şimdiye kadar kimseyi ilgilendirmemesi gerçekten hayret vericidir. Kitabın alt başlığı olarak “Materyalist gözlerimle yazarlarımız” ifadesi seçilmiş. Buradaki o materyalist gözler, “görmeye vazifeli olmadığı şeyleri” de görmekte yer yer de “daha çok görebilmek” için var saymaktadır. Bu kitap, bu ölümü yazmanın yeri midir? Yalçın Küçük’ün kitapları ”yersizliğiyle” ünlüdür. 60 yıl önce öldürülmüş ünlü bir yazarın nasıl öldüğünü araştırmak, akıl yürütmek ve yazmak Y. Küçük’e mi kalmalı, bir edebiyat kitabında mı yazılmalıydı? Bu sorunun muhatabı Y.Küçük değil bu işi ona “yıkanlar”dır. “Üzerine vazife olmayan işleri yapmak” ve “yaptığı işin dışına taşmak” Y.Küçük karakteristiğidir.

Y. Küçük’ün en az 3-4 kitabında rastladığımız özgün kavramlaştırmaları bu kitapta da vardır. “Yeni ortaçağ” gibi birçok kavram, bana göre henüz tüketilmemiş, üzerinde düşünülmesi gereken, gözden kaçırılmaması gereken kavramlardır. Kitabın 2. kısmındaki “Ve çeliğe su” ile “İnsan teorisi üzerine” bölümlerindeki fikirlerin bir kısmı, Y.Küçük’ün eski kitaplarından tanıdık gelse de bu bölümlerde altı çizilecek çok cümle vardır. Birkaç kez okunması gereken, içeriğiyle üzerine ayrı kitaplar dahi yazılabilecek yazılar olarak görüyorum. Özellikle 1993 tarihli “İnsan teorisi üzerine” yazısı, Y.Küçük yazınının küçük bir numunesi olarak ele alınabilir.

Cüret üretmek

Türk entelektüel yaşamının kısırlığı, Y. Küçük’ün altını daha çok çizmiş, onu tarihten ekonomiye, siyasetten edebiyata kadar birçok alanda çalışmaya zorlamıştır. Yapan oldu da kim elini tutmuştur? Y. Küçük Tenkit kitabında da başkalarının yapmadığını yapmış, “başkaları yapmadığı için” yapmıştır. Bu nedenle belli bir konuda yazdığı neredeyse tüm kitapları, “tam olarak o konuda” ya da “o konuyla sınırlı” değildir. Y. Küçük’ün tarih üzerine yazdıkları tarih kitabına benzemez, edebiyat üzerine yazdıkları da edebiyata benzemez.

“Yapılmayanı yapmak”, elbette yapılanların doğruluğunun bir garantisi değildir. N. Hikmet, S. Ali ve özellikle de popülerliği ile hakkında yazılanların zıtlığını dikkate aldığımda Yaşar Kemal gibi yazarlar için bu yazılanları yazmak bir cürettir. Y.Küçük, yazdıkları hep bir cüreti yükseltip eşikler oluşturan, sonra bu eşikleri yine kendisi geçen bir yazardır. Eşikleri hep fazlaca yüksek olagelmiş, cüreti ise bu eşikleri aşmak için hep canlı kalmıştır.

Tanıyanlar, bu cüretin yeni olmadığını bilir. Mesela 1989’da Estetik hesaplaşmayı yazmak büyük bir cüretti, bana göre edebiyat alanında yazdıklarının içinde “cüretin doruğu” idi.

Kundera güzellemesinin bir moda olduğu dönemde, Kundera övücülüğünün solun iliklerine kadar sızdığı ve adı sol kulvara yazılı pek çok yazarın övgü yarışına girdiği bir iklimde, Kundera eleştirisi çok önemli bir teorik müdahale idi. Bugün piyasa edebiyatına karşı eleştirel olan, edebiyat iktidarına karşı cephe savaşı açan eleştirmen ve yazarların metinlerinde bu müdahalenin izleri vardır. Bu müdahale, önemli bir kulvar açmıştı; hâlâ o kulvarda ilerlemekteyiz.

Hemen herkesin göklere çıkardığı bir figürü böylesine cepheden eleştirmek, tam bir aydın tavrı idi. Aydın tavrını, “söylediği her şeyin doğru olması”nda değil, “kimsenin söylemediğini söylemek”te buluyorum. Ve de illa ki bir cüret gereklidir. Her söylediği doğru olanların risksiz doğrularındansa, her türlü maddi ve manevi riski göze alan cüretli bir “yanlış”ı daha fazla önemsiyorum. Yanlışınızı gelecekte düzeltebilirsiniz, oysa bir aydın için “cüret eksikliği”nin hiçbir telafisi yoktur.

“İstinat duvarı”na dayanmak

Kaan Arslanoğlu yazmakta benden önce davranmış olsa da sık söylediğim bir saptamayı tekrarlayım: Yalçın Küçük, Estetik Hesaplaşma ve Küfür Romanları’nı yazıp ölseydi bile bugün kendisini tereddüt etmeden “Türk Edebiyatının en önemli eleştirmenlerinden birisi” olarak anardım. Bu bir abartı mıdır? Yalçın Küçük abartılarının, kendi kendisine uyarlanması mıdır? Piyasa Edebiyatının, artık birer pazarlama mümessili haline gelmiş eleştirmenlerini görüp çubuğu tersine bükme midir? Y.Küçük’ün müdahalesinin sonuçlarını dikkate aldığımızda hiçbir abartı yoktur. Bu yenilgi ortamında, çöküşün bütün ağırlığıyla sırtımıza yüklendiği bir iklimde edebiyat ortamında hâlâ nefes alabiliyorsak bunda bu kitapların payı büyüktür. Osman Çutsay’ın “iklim kırıcılığı” kavramı bana göre en çok bu iki kitap için söylenebilir. Seksenli yıllarda Estetik Hesaplaşma’yı ve Küfür Romanları’nı yazmak gerçekten de bir iklim kırıcılığıdır. Yalçın Küçük’ün Estetik Hesaplaşma ve Küfür Romanları adlı iki kitabı, 12 Eylül sonrası ağır saldırı karşısında ilerici edebiyat için bir “istinat duvarı”dır.

Biz “geldiğimizde” Küfür Romanları ve Estetik Hesaplaşma kitabı elimizin altındaydı. Bunlar dünyaya bu pencereden bakan bir eleştirmen için çok önemli entelektüel cephaneler olmuştu. Bugün öyle bir durumdayız ki ne kadar gerilersek gerileyelim bunun gerisine düşemiyoruz. Yapılan, tarihsel olarak çok büyük bir işti. Bugün, piyasa edebiyatı/edebiyat piyasası ne kadar bunaltıcı ve baskın olursa olsun hâlâ “iklimi teslim etmiyorsak” bu direncin çimentosunda bu kitaplar da vardır.

Bu yazının amacı, Y.Küçük’ün kitaplarının envanterini çıkarmak değildir. Ancak "Tenkit" kitabını da bu envanteri dikkate almadan değerlendirmek eksik kalacaktır. Bu kitabı çok beğenenler olacaktır, “deli saçması” diyenler de; gerçi Y. Küçük’ün neredeyse her kitabı için bu cümle söylenebilir. Ancak bu konuda bir sözü olan hiç kimse bu kitabın içindekilere kayıtsız kalamaz.

cbqmal1w0aadzbx.jpg

Kitabın künyesi:  Tenkit (Materyalist Gözlerimle Yazarlarımız), Tekin Yayınevi, 2016

Yayına hazırlayanlar: B. Sadık Albayrak, Okan İrtem

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)