• BIST 109.632
  • Altın 156,652
  • Dolar 3,8616
  • Euro 4,5594
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 20 °C

Yalnızlaşan Erdoğan parlamenter sistemle birlikte devleti de çürütüyor

Torun Ahmet TÜRKMEN

Toplumsal literatürde bir deyim vardır; “kontrolsüz güç güç değildir.” Bu söz son zamanlarda gerçek anlamda yerini buluyor. Tayyip Erdoğan’ın son dönemlerde siyasal ve toplumsal tüm kuralları alt üst edercesine yaptığı çıkışlar tam da, bu sözü doğrular bir çizgi içerisine girdiğini gösteriyor. Ne yazık ki bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm değerlerini kamuoyunda tartıştırma, yok sayma pahasına yapıyor. Toplumun aidiyet duygusunu, değerlerini yok sayıyor. Adeta toplumun genleriyle oynuyor.

Dündar ve Gül hakkında Anayasa mahkemesinin aldığı “Hak ihlali” kararından sonra ortaya koyduğu tavır ve Yüksek Mahkeme kararını yok sayan açıklamaları, içinde bulunduğu ruhsal durumu görmemiz açısından çok büyük önem taşıyor. Akıl ve izandan uzak bu tutum derin bir travmanın işaretlerini veriyor. Varlığını Anayasa’ya borçlu olan bir Cumhurbaşkanı olarak “AYM’nin kararını tanımıyorum” diyebilmesi mantıkla açıklanabilir bir durum olmasa gerek. Yakın zaman önce AYM’nin beğenmediği başka bir kararı karşısında “Karara saygı duymuyorum ama uymak zorundayım” demesine rağmen.

Bilinçli tercihle yaptığı açık olan bu güç gösterisi ile neyi amaçlıyor. Her şeyini masaya sürme gibi de algılanan bu tutumla istediği amaca ve siyasal desteğe sahip olabilecek mi? Temel soru bu.

Darbe anlamı taşıyan, hukukçuların ortak görüşüne göre Yüce Divan'da yargılanmayı gerektirecek bu söz ve tutumla Erdoğan’a bu güne kadar destek veren çevrelerin desteği devam edecek mi?

Hükümetin önünde iki seçenek var.

Birincisi; Erdoğan’ın izinden yürüyüp hukuksuzluğun daha da yukarılara tırmandırılmasının önünü daha da açıp, baskıların, hak ihlallerinin şiddetini daha da arttıracak, halkın haber alma hakkının tümden ortadan kaldırılmasının kapısını aralayarak IMC, KANALTÜRK’ün izlenmesini engelleyip, gazetelerin yayın haklarını büyük oranda ortadan kaldıracak. Sur’da, Cizre’de olduğu gibi devlet vahşetine devam ederek, en sıradan insan haklarını yok edecek.

İkincisi; Hükümetin, Cerattepe’de olduğu gibi, kendi doğasını, havasını savunan insanlara karşı hukuka saygılı olacağını açıklayarak kısmi olarak pozitif tutum almasında görüldüğü gibi abesle iştigal etmeyerek, sağduyunun sesini dikkate alarak, rant için doğanın katledilmesine zemin hazırlamayacak. Erdoğan’nın ülkeyi yıkıma ve karanlığa götürecek planlarına ortak olmayacak.

Ayrıca vurgulanmalıdır ki; Cerattepe’de ortaya çıkan potansiyelin dinamikleri ve kapsamı tüm ülkeye yayılabilecek özellikler taşıdığı, Dünya’da ve Türkiye’de hareket alanı daralmakta olan siyasal iktidarın bunları görmezden gelmemesi gerektiği ortada duruyor.

AKP iktidarı içerisinde hiç de küçümsenmeyecek çelişkilerin artık saklanamaz noktaya geldiği gözüküyor. Kimi iktidar çevreleri oluşan bu akımın bireysel beklentilerle ilgili olduğunu söylese de durumun hiç de öyle olmadığı saklanamıyor. Özellikle dış politika, AYM kararları, Tayyip Erdoğan’ın izlediği toplumu bölen, tüm stratejisini gerginlikler ve şiddet üzerine kurgulayan politikalarına karşı güçlü sayılabilecek bir oluşumun ortaya çıktığı gözleniyor. Parlamento kulislerinde AKP vekillerince dillendirildiği gibi bu sayının 30- 40 kişiyi bulduğu, bu durumun ise Erdoğan ve hükümet yetkilileri tarafından dikkatle izlendiği ifade ediliyor. Bu gurubun başkanlık sistemine karşı olduğu, yakın gelecekte olası bir oylamada farklı bir şekilde tavır alacakları söyleniyor. Bunun en yalın ifadesi olarak Erdoğan- Gül arasındaki görüşmeye atfen, Sayın Gül’ün gazetelere yansıdığı üzere  -eğer yalanlanmazsa- “Fişini çektim,  çıktım” ifadesini belirtmek gerekiyor.

Artık Hükümet bu iki seçenekten birini seçmek zorunda kalacaktır. Sanıyorum, Tayyip’in her dediğini yapan görüntüden uzak bir tutuma yönelecekler. Son günlerde ortaya çıkan tablo böyle düşünmemize yol açıyor.

Asıl olan demokratik muhalefetin ne yaptığıdır. Biz umudumuzu iktidar içindeki ayrışmaya bağlayamayız. Yaşadığımız birçok örnekte olduğu gibi gerektiğinde hemen bir araya gelebiliyorlar. Uç bir örnek bile verebilirim. El altından paralel yapı olarak lanse ettikleri grupla gelecek kaygılarından dolayı görüşmeler yapıldığı biliniyor.

Unutmayalım ki; bugün AKP hala iktidarda ise bu onun başarısı değil başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere demokrat, özgürlükçü güçlerin eksikliği ve başarısızlığıdır. Söz konusu güçlerde bu doğrultuda bir kıpırdanma gözlenmekle birlikte yeterli değil. Tüm muhalefet güçleri birlik içinde güçlü bir şekilde ortaya çıkmak zorundalar.

Vurgulanması gereken yeni bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. Yazımın başlığında da ifade ettiğim gibi; şu ya da bu nedenle gerektiğinde Hükümete destek olan MHP gibi muhafazakar çevreler ülkede tuzun da koktuğunu, kutsadıkları “son Türk Devletinin” siyasal iktidar tarafından hızla çürütüldüğünü görmelidir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)