• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 20 °C

‘Yangın Yeriydi Yurdum…’

Ali Haydar NERGİS

Yazar, sendikacı Yaşar Seyman’ın yeni çıkan ve kısa sürede üç baskı yapan ‘’Benazır’’ kitabının okurdan gördüğü ilgiyi heyecanla izliyorum. Seyman, bu kitabında, babası idam edilen, iki kardeşi öldürülen, kendisi de suikaste kurban giden Pakistan’ın kadın başbakanı Benazır Butto’nun hazin hikâyesini anlatıyor. Yurt dışında, henüz edinemediğim ‘’Benazır’’ elime geçtiğinde, Seyman’ın, o tanıdık anlatımıyla severek okuyacağım.
 
Bir önceki kitabı  ‘’Yangın Yeriydi Yurdum’’(*)’ u  okurken, türkülerde bir güvercin oldum; Seyman’ın şimdilerde artık haritadan silinen Erzincan’daki köyüne, çocukluğuna uçtum. Oradan da, bir kara trene atlayıp, birlikte Ankara’nın varoşlarına, Altındağ’a geldim…

Önce, kitabın adına kafa yordum. İlk sayfalarını  ne zaman yazmaya başlamıştı Seyman. Neden adı ''Yangın Yeriydi Yurdum'' idi. Belki de,’yalnız ve güzel ülkemde’ her zaman geçerli bir ad olduğu için… Bir yangın harmanına dönen topraklarda, ateş ve duman hiç eksilmediği için.. 

Sayfalarda ilerlerken anladım ki, asıl ‘yangın yeri’ Yaşar Seyman’ın yüreğiymiş... Kadın duyarlılığıyla yazılmış bu yapıtın adı,''Yangın yeriydi yüreğim’’ olsaymış keşke.

Aşılmaz dağların karı, boranı gibi, harman yangınları da büyük olur. Yükselen alazlar, ekin yığınlarını, başakları, yakmakla kalmaz; gariban köylünün kışlık ‘rızkını’, tuz, çay, şeker, bez, ayakkabı parasını, çocukların kurşun kalem ve defter düşlerini de alıp götürür…

Kitabı yazarken, ''Amaçsız, kavgasız, sevdasız gezmiş''(s.11), ''Bakmış, yoğunlaşmış, biriktirmiş, derinleşmiş, çoğalmış’’(s.12), Karanlıkta, uzaklardaki korkak ışıklara, ‘tıpkı yasak aşklardaki erkeğin korkaklığı gibi' (s.15), göz kırpmış. Konuları sıralarken, okurun elinden tutuyor, ‘’gündüz seyranlık, gece gerdanlık kentlere’’ götürüyor. Görülmemiş  ‘’diyarların’’ hoyratlarını, ağıtlarını türkülerini söyletiyor. Hakkari’de hiç çocuk parkı olmadığını da il kez bu kitaptan öğreniyoruz. ‘’ Mama Hatun’’ söylencesini bir  de  Seyman’ın, ‘Muhtar Bino Baba’sından dinliyoruz…

Şimdilerde sevdiği iki çiçeğin varmış Seyman’ın: asmin ve kara gül... 

N’ola, o çiçeklerin arasına nergis’i de ekleseymiş, diyorum içimden. Bir de, Ozan Emekçi'nin, endişe ile, ''Açacak mı?'' diye sorduğu ''kırmızı gül''ü var!… Bir de, Yunus Emre’nin ''Bu dünyada bir nesneye/ Yanar içim göynür özüm/ Yiğit iken ölenlere/ Gök ekini biçmiş gibi'' betimlemesini çağrıştıran, Sivas kıyımında yanan güller var! Ben de  sözü dolaştırıp duruyorum; bir türlü getiremiyorum söyleyeceğim yere; bir de, dalından koparılan güller, kırılan taze fidanlar var!..
 
‘’Üç Fidanın İdam Gecesi’’ bölümünü (s. 213) okurken yüreğim yazarla birlikte ağladı.            

O bölümün hüznü, kitabın sonuna dek terk etmedi beni.. O idam gecesinde, annesiyle, muhtar babasıyla, Mezarlıklar Müdürü Alişan amcasıyla birlikte yaşadığı travmadır belki de Yaşar Seyman’ı böyle hüzünlü yapan... Gülerken ağlatan. Yüreğindeki coşkuyla, yangın ateşlerini birbirine katan..

Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamlarından başka ne çok acılara tanıklık etmiş Seyman.. ''Üç Fidanın İdam Gecesi'' bölümünü okurken duyduğum acıyı, Maraş, Çorum olayları; 1977 Kanlı 1 Mayıs,  Otuz Üç Kurşun be  Roboski’de duydum. Seyman’a ''Saçlarımı örer misin; annem örerdi!'' diyen; 44 kişinin öldüğü Bilge köylü kız çocuğunun hikâyesini, Yılmaz  Güney ve Ahmayaet Kaya ile ilgili anlatımları okurken de aynı acıları yaşadım.
 
Yaşar Seyman’ın ergenlik ve gençlik yıllarının geçtiği şu Altındağ semti gerçekten de ‘’bahtı kara’’ bir semtmiş..
Acıların, sevinçlerin koyun koyuna barındığı gecekondularda ne dertler yaşanmış...

Gözlemleyip, kitapta ne güzel de anlatmış: 
‘’Üç Fidan’’ın idam edildiği Ulucanlar Cezaevi, Altındağ’a bağlı Ulucanlar semtinde.

Altındağ’ın sarışın delikanlısı Necdet Adalı, daha 19 yaşındayken,12 Eylül’den sonra o cezaevinde idam edilen ilk kişi..

O günlerdeki acılara tanıklık eden Yaşar Seyman’ın ailesi Altındağ’da oturuyor.

 Mezarlıklar Müdürü Alişan Canpolat, Altındağ’da yaşıyor…

 Deniz, Yusuf, Hüseyin’in boynuna yağlı ipi geçiren cellat da Altındağ’lı.

***
 
Küsme! Üzülme! Darılma! Sen, yine  şarkılarını sürdür, ‘’Acıyı bal eyle’’ sevgili Seyman! 
Her yıl, Hıdırellez’de, yine küçücük kâğıtlara dileklerini yaz; götür, gül ağacının dibine bırak.(s.214) Deniz, Yusuf, Hüseyin bir gece onları okur, belki gülümserler sana.
6 Mayıs gecesi, evinin her yanında mumlar yak yine.  

Hızır Gecesi’ nde su içmeden uyu. Ola ki, ‘’Üç Fidan’’ dan biri, düşlerine girer, bir tas su verir sana(s.215) 

O su, yüreğindeki yangınlarla birlikte ülkedeki yangını da söndürür mü bilmem!

 Altındağ’ın, fukaranın da fukarası mahallesi Çinçin Bağları çingenelerine yaktığın ağıttan, baban ''Bino Baba'' (Muhtar Binali)'yi(s.133) anlatımından etkilendim.O denli yakın yaşamışlıklarımız olmuş ki, nefesimi tuttum, bakalım benden ne zaman söz edecek diye bekledim…

 Seninle aynı yıllarda, ben de Altındağ’da yaşamışım, biliyor musun?

Aynı sokaklardan, aynı yollardan geçmişiz. 

Dışkapı’dan  Ankara Kalesi’ne doğru giden geniş bir cadde vardı o zamanlar… O caddenin üzerinde, deprem konutlarının tam karşısında, odun deposunun üstündeki gecekonduda oturuyorduk öğrenci arkadaşlarımla birlikte...  

Okul paydoslarından sonra, omzunda çantasıyla, dalgın,  yavaş/ yavaş yürüyen, uzun belikleri örgülü, liseli bir kız geçerdi kapımızın önünden…  

Ne kadar ilgisini çekmeye çalışsak da dönüp bir kez bile bakmaz, konuşmazdı bizimle…

O liseli kız sen miydin yoksa!

‘’İkametgâh ilmuhaberi’’ onaylatmak için gittiğim muhtarlık bürosunda, cebimdeki son kuruşları uzatırken, Bino Baba’ nın’’ Öğrenciden para alınmaz’’ dediğini anımsıyorum. Sonra, o parayla gidip fırından 2 sıcak ekmek almıştım arkadaşlarıma; bunun anlamını biliyor musun! Hiç gelmez miydin muhtarlık bürosuna? O liseli kızı neden hiç görmedim oralarda.. 

***
 
''Nehirlere yolculuktur seni sevmek'' (s.34) başlıklı bölümde bizi alıp sevda masallarına götürüyor Yaşar Seyman. Ne çok nehirleri, yolculukları, kavuşamamışlıkları olmuş…

Sevdalar ise omzundan hiç inmeyen bir çift beyaz güvercin.''Elin elimde olsa/ Üç aylık yolda ne var''(s.35) dediğinde, sesimi türküye katasım  geldi. 

‘’Havar, havar/ havar , havar!
Le le güzel zülüfün gerdanı döver
Bir can bir canı sevmişse
Le le güzel altı aylık yolda ne var ‘’
(s.35)

 ‘’Sevgi’’ tanmlamaları bana bir yerlerden tanıdık geliyor:

''Her kuşak farklı sever. Bizim kuşak naif sevdi. Yalansız, dolansız, korkusuz sevgiler yaşadı. Sevgiyi kirletecek sözcüklerden kaçındı. Masumiyetini korudu. İletişim araçları sevgi dünyasına bu denli egemen değildi. Bu denli bilgi ve sevgi kirliliği yoktu''(s. 36)

Bu sözlerle yetinmemiş, sürdürmüş:

''Unutmamalı, sevgiler de gün gelir yorulur. Güzel olan sevgiyi yormamak ve çoğaltmaktır.'' (36) 

Kitabın başka bir yerinde, ''Burada olsan'' diyerek iç geçiriyor özlemle.
Belli ki, sevdiği, özlediği kişinin yanında olmasını istiyor.
Çok uzaklardan, aslında yakınlarındaki birine sesleniyor sanki…

Yaşar Seyman’ın seçtiği konular, dili, anlatımı bana usta röportajcı Fikret Otyam’ ın kitaplarındaki tadı verdi.

Anlatımın akışıyla birlikte yüce dağlardan aştım. Sulara, sellere karıştım. Mezopotamya’nın güneşiyle kavruldum. Susuz çöllerden, ateş hatlarından geçtim. Fırat'ın, Dicle'nin türküsünü dinledim. Urfa'da ceylanlar suya inmesini, Harran'da sürmeli, hızmalı , dövmeli kadınları izledim. Kazancı Bedih' le birlikte , ''Nemrut'un Kızı'' türküsüne el çırptım. Anadolu'nun kayıp şarkılarını, Sarı Gelin'i, Arapça, Süryanice, Ermenice, Ezidi’ce, Kürtçe, Türkçe türküleri dinledim. ''Hiçbir su, aşkı tatmin edemeyeceği gibi, seller de boğamaz. Aşkı öldüren şey ihmaldir(s.38)'' sözleriyle özetleniyor  kitaptaki sevda anlatımları..

‘’ Yangın Yeriydi Yurdum’’u, satırların altını çizerek okudum. Kitapta adları geçen Yavuz Bingöl(s.85) ve Kadir İnanır'ın (s.208)  üzerine birer çizik attım. İlgili bölümler çok eski zamanlarda yazılmış; bu bahiste artık onlara yer yok…

Söz uçar, yazı kalır…

Yazıyı, kitapta geçen, Edip Cansever'in ''İnsan doğduğu toprağa benzer'' (39) dizesiyle bitirelim.

Ben, bu kitabın her sözcüğünde kendimi buldum. 

Eline, beline, diline, yüreğime sağlık toprağım...

(*) Yangın Yeriydi Yurdum, Yaşar Seymen, 373 sayfa, Bilgi Yayınevi, 2.Basım

[email protected]

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 963 1051 (pbx)