• BIST 106.926
  • Altın 151,365
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 18 °C

Yaşasın Adalet!

Cüneyt AYRAL / Paris

Türkiye’nin yaşamakta olduğu olumsuzluklardan ve onların yarattığı genel durumdan söz etmeden, kendi özelimde adalet sisteminin beni nasıl etkilemekte olduğunu anlatmayı deneyeceğim...

İstanbullu bir burjuvanın hayatını böyle etkileyebilen sistemin, varın Anadolu’nun bir şehrinde yaşamakta olan vatandaşı nasıl etkilemekte olduğunu da siz düşünün...

Efendim, bundan tam on yıl önce, Fransa’da birlikte iş yapıp, kabettiğimiz, İstanbul’daki bir ortağımın tuttuğu ikinci sınıf mayfa elemanları tarafından İstanbul’un göbeğinde kaçırıldım ve bıçaklandım. Bacağımda dört delik, başımda da bir delik oluştu ve ölmeden az önce Okmeydanı hastanesinin önüne bırakıldım, çok kan kaybetmiştim, ama kurtarıldım.

Devlet hastahanesi bacağımdaki yaraları görüp müdahale ettiyse de başımdakini görmemişti, onu ancak yakınlarım beni özel hastaneye naklettiklerinde orada tesbit ettiler ve müdahale ettiler. Ancak resmi kayıtlarda başımdan yaralandığım görülmediği için “öldürmeye teşebbüs” suçu geçersiz oldu ve belden aşağıya yaralanmış olduğum için “yaralanma” olarak kaldı konu.

Suçun failleri ve azmettiren eski ortağım ile oğlu çok kısa sürede yakalandılar ve adalete teslim edildilerse de, tutuksuz olarak yargılanmalarına karar verildi.

Sanıklar kamu davasında yargılanırlarken, ben de maddi ve manevi tazminat davası açtım. Çünkü o dönemde çalışmakta olduğum işyeri bu durumdan rahatsız olmuş ve sözleşmemi feshetmişti. Ayrıca pek çok maddi zararın yanısıra vücudumda delikler oluşmuştu.

Kamu davası sonuçlandı ve herkese cezaları verildi.

Benim için önemli olan azmettirenlerin almış oldukları hapis cezalarıydı. Hapse girmeleri beni biraz olsun rahatlatabilirdi. Ancak Yargıtay tarafından da onanmış olan bu suçluları polis bir türlü bulup infazlarını gerçekleştiremedi.

Oysa eski ortağım ve oğlunun nerede oldukları, neler yaptıkları ayan beyan ortadaydı. İstediği zaman anında suçluyu yakalayıp kodese tıkmayı bilen polis gücümüz, nedense bu arkadaşları yakalamayı bir türlü beceremediler.

Hafiyeliğe soyundum ve izlerini adresleri ile birlikte bulup, İstanbul’da avukatıma bildirdim.

Ancak benim bildirdiğim zamanla, eş zamanlı olarak hükümetimiz de bir karar aldı ve hapishaneleri boşaltmaya başladı.

Son darbe girişimi sonrasında tutuklanmaya başalayanları yerleştirecek hapishane bulunamayınca, çareyi hapishaneleri boşaltmakta bulan devlet, adresini bile bulduğum suçluyu yakaladığı takdirde, şartlı salıverme ile serbest bırakacak, eh bu durumda da avukatımı yormamın bir anlamı yok. Bari tazminat davasını sonuçlandıralım diye düşündüm ve sordum...

Efendim Yargıtay ceza davası kararını onarken, suçlulardan bazılarına verilen cezaları az bulmuş ve beğenmediği için bunların yeniden değerlendirilmesini istemiş, mahkeme de bu işi yapmakta. Tabii bu iş bitecek ve yeniden Yargıtaya gidecek ve karara bağlanacak.

Ancaaaak, benim tazminat davası açtığım mahkeme, ceza davası tamama ermediği için karar veremiyor. Kural böyleymiş... Bekliyoruz...

Tabii bu arada yapmış olduğum hafiyelik sırasında, eski ortağımın tüm önlemlerini almış olduğunu ve üzerinde hiç bir değer ya da paranın artık bulunmadığını da öğrendim. Yani davayı kazansak bile avucumuzu yalayacağız... YAŞASIN ADALET!

Benim başıma bu adalet sisteminde gelen bunlarla kalsa ne alâ...

1996 yılında açmış olduğum bir alacak davası 20. kutsal yılını kutlarken hâlâ sonuca ulaşamadı ve Yargıtay'ın vereceği kararı bekliyor.

İstanbul Ticaret Odası Tahkim Mahkemesi tarafından 1996'da haklı bulunduğum davada 20 yıldır neyi tartıştıklarını bir türlü anlayabilmiş değilim.

Ortada bir alacak var, mahkeme haklı bulmuş, ancak sözleşmenin yapılma biçiminde usul hatası var, usulen tahkimden mahkemeye gönderilmiş. Tahkime güvenmeyen, onun verdiği karara saygı duymayan mahkemeler de oturup 20 yıldır bunu çözmeye çalışıyorlar. Mağdur olan kim? Ben, kazanan kim? Asıl suçlu! YAŞASIN ADALET...

Üstelik de 1996 yılında açılmış olan bu davanın, çabuk bitirilmesi gerektiği konusunda 14 Haziran 2007'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir karar almış ve mahkemeye bildirmiş, “çabuk bitirin” dedikten sonra AİHM, aradan 9 yıl geçmiş, yani tazminat içermeyen AİHM kararı da, yüce Türk Adaleti tarafından kulak arkası edilmiş.

11inci yılında geçiken adalet adalet değildir diyen AİHM’ne bizim adalet 9 yıl sonra “ya dur, bir incelesek şunu” diyor... YAŞASIN ADALET!

Bunlar benim yaşamakta olduğum süreçler, ama Yüce Türk Adalet Sisteminin durumunu da gözler önüne seriyor; hoş polisin de durumunu gözler önüne seriyor sermesine ama biz bu yazıda o konuyu deşmiyoruz çok fazla.

Sonuç olarak bizim adaletin eline haklı olarak düşseniz de, hakkınızı bir türlü kaybedersiniz. Bu arada, adaletin eline suçlu olarak düşüp, suçlu olduğu halde kurtulmak da işin bir diğer yani... Benden söylemesi, işte başıma gelenler ve hepsinin belgesi de dosyalarımda saklıdır.

Paris, 20/08/2016

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)