unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

7 Hazirandan 1 Kasıma

04.11.2015 11:29

Türkiye 1 Kasımda yeniden sandığa gitti. 7 Haziranda iktidar çoğunluğunu kaybeden AKPnin bu dezavantajlı durumu elinde tuttuğu aygıtlar aracılığıyla yönetebilmesi, operasyonel bir stratejiyi yürürlüğe koyması ve buna karşın AKP karşıtı çoğunluğun iç siyasal çelişkileri, önderlikten yoksunluğu ve ortak bir siyasal seçenek yaratmaktaki eksiklikleri 1 Kasımda yeniden sandığa gidilmesi sürecinin asıl belirleyicisi oldu. Sadece yeniden sandığa gidilmesinin değil, 1 Kasım sonuçlarının da asıl belirleyicisi bu etkenler oldu.

Hile, baskı, tehdit, sopa, şantaj… Tüm belirleyici faktörler çoğaltılarak hesaba katılsa da; halkın yüzde 49.3ü; Somada, Ermenekte, Mecidiyeköyde işçi güvenliğinin; Reyhanlıda, Ankarada, Suruçta yurttaşların can güvenliğinin; Hatayda, Urfada, Kiliste sınır güvenliğinin; Ege Denizi kıyısında her gün onlarca mültecinin yaşamını yitirmesi sonucunu veren sahil güvenliğinin ortada kalkmasının sorumlularına güvenliği temin etsin diye yüzde 49.3 oranında oy verdi. Türkiyenin çelişkisidir; Saray stratejisi karşısındaki çaresizliktir; muhalefetin payı vardır; ancak bugün bunu tartışmayacağız. 1 Kasımı anlamak için; 1 Kasıma giden süreci anlamak gerekiyor.  Filmi biraz geriye sararak bugüne getireceğiz bugün ve bir sonraki yazıda.

Önce 7 Haziranı hatırlayalım: AKP 7 Haziranda 2 önemli vasfını yitirmişti. Birincisi; yıllardır üzerinde tepindikleri sandığa dayalı; sayısal ağırlığa vurgu yapan milli irade, çoğunluk tezi çökmüştü. Gezide yüzde 50yi evinde zor tutuyoruz itirafına/tehdidine kadar uzanan bu diktacı çoğunluk söylemi; ilk kez karşısında yüzde 60lık bir çoğunluk buldu; azınlığa düştü ve sayısal olarak Mecliste de AKP ülkenin çoğunluğunu temsil etme kabiliyetini yitirdi. Bunun en büyük etkisi; 7 Hazirandan sonra Sarayın ve AKP kadrolarının dilinden milli irade ifadesinin düşmesi ve hatta milli iradeyi, seçim sonuçlarını tanımamak oldu. İktidar kaybedilmişti; panik büyüktü. Tanımadılar. İlk şokun ardından operasyonel taktikleri devreye soktular.

Sonuç olarak Türkiye 7 Haziran sonrasında seçim sonuçlarını tanımayan, fiilen gücü elinde tutan ve iktidarı seçimle terk etmeyeceğini ilan etmiş bir ara rejim hükümetiyle 1 Kasıma sürüklendi. Stratejik hedef olarak Saray merkezli yeni rejimi kurumsallaştırmak için, amaca giden yolda her yolun, taktiğin mübah olduğu ilan edildi.

AKPnin 7 Haziranda yitirdiği ikinci vasıf ise; seçim gününü/seçim sonuçlarını aşacak şekilde; oyun kuruculuktu; yani ülkedeki temel siyasal kutuplaşma eksenini belirleme yeteneğiydi.  AKP için sandıktaki kayıptan daha vahimi buydu. Gezideki gibi benzer bir panik havasının oluşması bununla bağlantılıydı; sonuçlardan çok bu önemliydi.  AKP yönetemiyordu; yönetme krizi açıktaydı.

AKP özellikle 2007 seçimlerinden başlayarak her seçimi; zeminini kendisinin kurduğu bir ikili kutuplaşmaya/zıtlığa dönüştürdü; bir tür referandum karakteri kazanan her seçimde kutuplardan bir tarafa tek seçenek olarak kendisini yerleştirdi; bu sayede Siyasal İslamcı hareketin ulaşabileceği kesimlerin çok daha ötesine doğru hareketin destek tabanını genişletti.  Ana strateji eski rejimin tasfiyesi ve Siyasal İslamcı gündem etrafında despotik bir rejimin inşasıydı. Tasfiye ve inşa sürecinde bu stratejiyle uyumlu olarak hem seçim taktiklerini hem de siyasal ittifaklarını belirledi. Taktikler, ittifaklar değişse de, strateji hiç değişmeyecekti.

2007 seçimlerinde bu taktik kutuplaşmayı Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan e-muhtırasının ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinin de imkanlarını siyasete tahvil ederek darbe isteyenler ve istemeyenler hattına yerleştirdi. Ve yüzde 47ye ulaştı. Ardından adım adım değişim söylemi etrafında eski rejimin tasfiyesine girişti.  Torba davalarla inşa edilen bu süreçte ideolojik olarak liberallerin ve devlet içine kümelenmiş zor aygıtı olarak F tipi Cemaatin AKP ile ittifakı belirleyiciydi.

2010da gerçekleştirilen ve Türkiyeyi darbe anayasasından kurtaracağı söylemi üzerine inşa edilen referandumdaki liberal taktiğin temel siyasal zıtlık rüzgarını ve getirisini arkasına alan AKP; 2011 seçimlerinde de bu zıtlığı bu kez darbelerle mücadele ve yeni Anayasa vaadi temelinde kurduğu seçim taktiğine, taktik ittifaklara dayanarak sandığa taşıdı ve yüzde 50lik oya ulaştı. Eski rejimi tasfiye döneminde öne çıkan liberal-muhafazakar hegemonya taktiği; AKPyi normal şartlarda ulaşabileceği kesimlerin ötesine taşıyan bir siyasal zıtlık minderi oluşturdu ve AKP bundan uzun süre yararlandı. Geçenlerde Nokta dergisinde yayımlanan AKP toplantı tutanaklarında Saray danışmanlarından birinin gerçek oyumuz yüzde 25 sözlerini sarf etmesi bununla bağlantılıydı. Saray ve danışmanları Siyasal İslamcı stratejinin oyuyla; bunu başka zeminlerde diğer toplumsal kesimlere doğru genişleten taktiklerin AKP etrafında topladığı oy oranının farklı olduğunu (neredeyse  yarı yarıya) bilmekte ve itiraf etmekteydi.

Değişmeyen Ana Strateji ve Taktik Manevralar

Özetle AKP bugüne kadar Siyasal İslamcı-totaliter bir parti olarak normal şartlarda ulaşabileceği maksimum oyun ötesine geçecek; geniş kesimleri kendi siyasal projesi etrafında kenetleyecek bir siyaset mühendisliğiyle adım adım mevzi genişletti.  Eski rejimi tasfiye, adım adım bir Saray Rejiminin inşası; toplumsal düzenin dinselleşmesi ana stratejiydi ve hiç değişmedi. AKP bu ana strateji temelinde her seçimde taktik esnemeler gerçekleştirdi.

Ana strateji ilk kez sokakta, Gezi ile başlayan Haziran Ayaklanmasında duvara çarptı; aşağıdan ve doğrudan karakterdeydi. Sandığın ötesine geçen bir dikta karşıtı hareket uç vermişti.  Doğrudan demokratik karakterdeydi. Atlattı.

Ana stratejiyle çelişmeyen, yukarıdan ilk krizse; devlet içinde sopanın kimin elinde olacağı kavgası sonucunda ortaya çıktı; sahneye AKP ile Cemaat arasındaki çatışma olarak yansıdı; bu durum AKPye bu kez yeni rejim içinden (asker yerine polis), yukarıdan bir meydan okuma ve mağduriyet hikayesi yarattı.  Sonuç 17-25 Aralık operasyonlarıydı. Otoriter, sopalı karakterdeydi. Tökezledi; sarsıldı; ama atlattı. Ve ardından Cemaat Darbesine karşı bir referanduma dönüştürdüğü yeni zıtlık temelinde önce 30 Mart 2014te yerel seçimleri (yerel seçim gündeminden çıkararak) ve 10 Ağustos 2014te muhalefetin de açık katkısıyla Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı.

Ana stratejinin taktik manevra; genişleme, oyunu kurma kabiliyetinin ilk kez sandıkta duvara toslaması ise  7 Haziran seçimlerinde oldu.  AKP bugüne kadar çoğunlukçuluk, milli irade etrafında oluşturduğu, zeminini Siyasal İslamcılık etrafında hem genişleten hem de bu gündemi, kurduğu ittifakların aydınları, dili, propaganda araçları sayesinde görünmezleştiren seçim taktiğinde tökezledi. Seçimin gündemini ilk kez AKP belirleyemedi.  Ana eksen; AKPnin Türkiyedeki siyasal sistemi Saray etrafında dönüştürme ve tekelleştirme arayışlarına, Başkanlık sistemi adı altında diktatörlüğün anayasal kurumsallaşmasına karşı muhalefet güçleri tarafından belirlendi. Seçimin referandum karakterini, asli zıtlığını ilk kez belirleyemeyen AKP saldıran/genişleyen karakterini sandıkta da yitirmeye başladı. Belirleyen değil belirlenen; saldırıda olan değil, savunmaya geçen bir seçim taktiğine kapandı. Erdoğanın meydanlara inmesi, elde Kuran şehir şehir miting yapması da bu gerçeği değiştiremedi; aksine, oyunu kuran değil, belirlenen olma vasfını görünürleştirdi. AKPnin oyun kurma kabiliyeti ilk kez 7 Haziran 2015te sandıkta da sarsıldı ve AKP iktidar çoğunluğunu yitirdi.

Sonuç ortadaydı. Sandık yoluyla iktidardan indirilemez diye bakılmaya başlanan AKP sandık yoluyla iktidarını kaybetmiş ve oyun kuramamıştı. Milli irade etrafında kurduğu söylem çöken; diğer yandan sandığı da aşacak şekilde, ülkedeki temel siyasal kutuplaşma eksenini belirleme üstünlüğünü muhalefete kaptıran AKP için büyük bir krizdi.

Sonra? Bütün mesele bundan sonra ne olduğunu anlamakta. 7 Hazirandan sonra AKP-Saray buna nasıl yanıt verdi? Saray etrafında kümelenen yeni rejim; ana stratejiye giden yolda hangi taktik değişikliğe gitti? Seçimin ana kutuplaşma eksenini nasıl yeniden kendi minderinde kurdu?  Halk çareyi neden yeniden AKP etrafında toplanmakta gördü? Muhalefet bu oyunu neden bozamadı? Ve elbette: Ne Yapmalı? Cuma günü devam edeceğiz. 

Eğitim