unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Gaffar Yakınca

Atatürksüz bir Cumhuriyet mümkün mü?

12.11.2016 08:37

Cumhuriyet İslamcıların seksen yıllık travmasıdır. Çünkü onun kurulmasına giden yolda takındıkları tavır utanç vericidir. Bir iki istisna dışında islamcı cenahın ve mollaların kurtuluş savaşı sırasında yaptıkları, bu ideolojinin üzerinde öyle kesif bir leke bırakmıştır ki kırk hamamda kırk gün yıkansalar çıkacak gibi değildir. 

TVlerde gazetelerde sabah akşam tarihi tersten yazmaya kalkan liberal - dinci kırması türedi tarihçilerin bütün karın ağrısı da budur. Utanç verici gerçekler unutturulamadığına göre, uyduruk tezlerle tarih ters yüz edilmeli, kurtuluş ve kuruluş destanıyla abideleşen semboller değersizleştirilmeli, böylelikle ihanetin kitabını yazmış hocaefendilere tarih sahnesinde yer açılabilmelidir. 

Dolayısı ile o kafasında fes, sırtında Osmanlı tuğrası ile gezenler alelade meczuplar değil, ağır bir utancın, derin bir sarsıntının gayrı meşru evlatlarıdır.

Abdulhamitin tahtan indirilmesi ile saltanat dönemlerini kapatan islamcılar Kurtuluş Savaşı sırasında son bir hamle ile devleti yeniden ele geçirmeye kalkmış, Devleti Ali Osmaniyi avucumuza alalım diye çıktıkları yolda bir anda emperyalist düşmanla, kendi tabirleriyle diyeyim, gavur Yunanla, kafir İngilizle yan yana düşmüşlerdir. İslamcıların içinde şüphesiz vatanperver insanlar da vardır, ancak iktidar hırsı ile yaptıkları tarihsel hata onları kolay kolay unutulmayacak -kendilerinin de unutamadığı- bir zillete mahkum etmiştir.

Bu büyük hata islamcıların seksen yılına mal oldu. Seksen yıl sonra, bu sefer Amerikalılarla işbirliği yaparak, FETÖ ile yanyana yürüyerek, PKK ile pazarlık masaları kurarak yeniden iktidar oldular. İktidar derken hükümeti kast etmiyorum, devletin sahibi oldular. Sonra bu ortaklıklar, pazarlıklar bozuldu, konumuz bu değil. Bizi ilgilendiren artık devletin sahibi olan islamcıların cumhuriyet karşısındaki tavrı. 

Bu tavır, herşeyden evvel yukarıda sözünü ettiğim travmanın baskısı altında şekilleniyor. 

Devletin kurucu zemini Kurtuluş Savaşı ve kurucu ideolojisi Kemalizm olduğu için, islamcılar, devleti ele geçirdikten sonra bile kendilerini zayıf hissediyorlar, ne Atatürkün karşısına dikebilecek denli karizmatik bir liderleri ne de Kurtuluş savaşına denk bir öyküleri var. Tayyip Erdoğanın şahsında bir lider yetiştirmeye çalışıyorlar, 15 Temmuz şehitleri üzerinden bir destan yazmaya gayret ediyorlar, ancak nafile. Şüphesiz Erdoğan, çok karizmatik, çok kudretli bir liderdir, ancak profili ve geçmişi itibarı ile Atatürkle boy ölçüşmesi mümkün değildir. 15 Temmuz direnişi de öyle, son derece önemli bir hadisedir, ancak onun da Kurtuluş Savaşımızı ikame etmesi olanaksızdır(*). 

Hal böyle olunca iktidardaki islamcıların travması, yönetilmesi pek güç bir gerilime dönüşüyor: devleti ele geçirmişler ama cumhuriyetin yanından bile geçemiyorlar. Çünkü cumhuriyet, kurucu miti ve lideri başta olmak üzere kendi değer sembolleri ile yükseliyor. Bu sembollerin hemen arkasından laiklik ve bağımsızlık geliyor. İslamcılar bu başlıkların tamamında pek zayıf, pek yetersiz kalıyor.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra islamcı cenahın tamamında değilse bile bir bölümünde Atatürkün yeniden keşfedilmesi gibi bir hal ortaya çıktı. Bu işin bir boyutu hayatta kalma refleksi ile açıklanabilir. Amerikancı darbe karşısında onlar da sığınacak tek güvenli liman olarak ulusun en sağlam sembollerini, bayrağı ve Atatürkü bulmuştu. Ancak bence bu ihmal edilebilir bir sebeptir. Asıl sebep sözünü ettiğimiz derin utançla ilgilidir. 

29 Ekimde bütün islamcı alerjiye rağmen Tayyip Erdoğan, Atatürkü anmıştı. 10 Kasımda da ilk kez Cumhurbaşkanlığının ev sahipliği yaptığı bir anma düzenlendi. Atatürke karşı bu tutum değişikliği kesinlikle çok önemlidir. İslamcıların yetiştirdiği bir lider, nihayet, Atatürkün saygın konumunu teslim etmektedir. Ancak öte yandan, asıl niyet kurulmakta olan yeni devlete Atatürk kanalından bir destek aktarmak da olabilir. Madem biz bir Atatürk yetiştiremiyoruz, o zaman onu kendi bünyemize katarız türünde bir taktik adım. Ancak bu Atatürk, tabi ki islamcıların hayal ettiği yeni ülkeye uygun bir Atatürk olmak zorundadır. Sonuçta Türkiyede çok farklı Atatürkçülük türleri denenmiştir. Darbeciler de kendilerine Atatürkçü diyordu, islamcıların ajandasına ters düşmeyecek yeni tür bir Atatürkçülüğün denenmesi de mümkündür. 

Ne var ki böylesi bir ilüzyonun önündeki en büyük engel de yine islamcıların kendisidir. Seksen yıllık düşmanlıkla ördükleri nefret duyguları nasıl olup da olumlu hislere dönüşecektir? Nitekim, cumhurbaşkanlığında Atatürkü anma programı düzenlendiği sıralarda, islamcılar tarafından yönetilen THYnin uçaklarında Atatürke hakaret eden gazeteler ücretsiz dağıtılmaktadır. 

İslamcıların geneli değilse de ülkeyi yöneten islamcı irade Atatürk ile barışmak zorunda olduğunu anlamıştır. Anlayamadığı nokta ise Atatürkün salt bir sembolden ibaret olmadığı, ülkenin genlerine kadar işlemiş bir dizi değeri temsil ettiğidir. O değerlerle kavgayı kesmeden Atatürk ile barışmazsınız. İslamcı modele uygun bir Atatürk yaratma projesi ham hayaldir. Dediğim gibi, herşeyden önce, islamcıların çekirdeğinde duran ve sadece Atatürke değil ülkeye de düşmanlık ederek varlık bulan bir grup yüzünden hayaldir. Dahası Kurtuluş Savaşı ile 15 Temmuzu aynı kefeye koymanız olanaksızdır. Dahası bu ülkede Atatürkün ne olup ne olmadığını çok iyi bilen, sizler ona küfür ederken sokaklarda, meydanlarda, gazetelerde ve hatta Silivri zindanlarında bile onu savunan Atatürkçüler vardır. 

Gerçekten de artık milletin yarısı ile kavga etmeyi bırakıp tüm Türkiyenin temsiline mi soyunmak istiyorsunuz? Atatürkün üzerinden atlamanız, kenarından dolaşmanız mümkün değildir. Ne Atatürkü kafanıza göre şekillere sokabilirsiniz ne de Atatürksüz bir cumhuriyet kurabilirsiniz. Ayşe Hür, Kadir Mısıroğlu gibi düşüklerin aklı ile devlet paradigması üretilmez. Atatürk yaşamı ve eserleri ile yüz yıldır yerli yerinde durmaktadır. Yapmanız gereken en önce bu eserleri yıkmaktan, cumhuriyetin temel değerlerine düşmanlık etmekten vazgeçmektir. 

(*) 15 Temmuz ile Kurtuluş Savaşının denkleştirilmesi çabası başlı başına bir yazının konusudur, onu da ayrıca iredelemeye çalışağız.

Eğitim