unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Eyyy insanlık!

04.04.2016 12:10

Çetin Altan kandisiyle yapılan son görüşmelerden birisinde Yaşamayı hayal ettiğim ülke bu değildi! demiş.  Benimkisi de değil. Ya yaşamayı hayal ettiğimi dünya? O bu muydu?

Hayır, değildi.

Teknolojinin sağlık ve iletişim konularında bize sağladığı olanaklardan söz etmiyorum. Onlar beklediklerimin de ötesine geçtiler. Gençliğimde söylense asla inanmayacağımız pek çok şey bugün hayatımızın bir parçası. Normal saydığımız, neredeyse kanıksadığımız bir parçası. Ne kadar memnun olsak azdır. 

Ey insan sen nelere kadirsin dedirten türden şeyler bunlar!  

Ve hemen yanında, Ey insan bunları nasıl yaparsın? dedirten türden haksızlıklar, çirkinlikler, vicdansızlıklar, gaddarlıklar, aptallıklar, manyaklıklar...

Müthiş bir çelişki var: İnsan hem yeryüzündeki canlılar arasında en hızlı gelişmiş olanı, hem de hiç gelişmemiş olanı.  

Hatta, gelişmiş yanı, hiç gelişmeyen vahşi yanını daha bile korkunç hale getirebiliyor. Düşünün: Tarihin en kanlı cinayetlerinden bazıları bilgisayar çevrimlerini yönlendiren düğmelere basılarak gerçekleştiriliyor.

Bu kadar vahşet, ancak bu kadar ilerlemeyle mümkün oluyor.

                                                         ***

Bu satırları 4 Nisan Pazartesi sabahı Midilliden Dikiliye giden teknenin esmer yolcularının derin hayalkırıklığını ve kederini hissederek yazıyorum.  

Giritli yazar Kazancakis Egede tekneyle denize açılan ne şanslı insandır diye yazmıştı bir zamanlar. Güzel bir ilkbahar sabahı o mavi sulara açılmış olsalar da, bu teknenin yolcularını düşünerek Ne şanssız insanlar! diyorum. Umuda yolculuğun sonuna gelmiş zavallılar, zorla  istemedikleri  bir ülkeye gönderiliyorlar...

İnsanların zorla bir yerden başla yere gönderilmesi bir insanlık suçu sayılmıyor muydu? Bu konuda romanlar yazılıp filmler yapılmıyor muydu? Aradan uzun yıllar geçtikten sonra bile ülkeler suçlanmıyor muydu?

Peki, bu nedir?  

Bu insanlar ki, başlarına gelen felaketten en az sorumlu olanlardır. Onlar mı petrol uğruna Irakı paramparça ettiler, onlar mı siyasi hesaplarla Suriyeyi azgın teröristlerle doldurup beslediler, onlar mı dinsel vahşeti perde arkasından kışkırtıp palazlandırdılar?

Ülkeleri  yaşanamaz hale gelince canlarını dişlerine takıp ülkelerinden kaçtılar. Hayallerinde bir Avrupa rüyası vardı. Çocuklarını korkusuz yetiştirebilecekleri bir uygarlık istiyorlardı.

Varlarını yoklarını kaçakçı ağalarına verip çoluk çocuk Yunan adalarından birine  geçtiler.

Bir çoğu geçemedi, beş yıldızlı  turistik sularda telef oldu. Mavi bayraklı pilajlara küçük çocuk cesetleri  vuruyor...
Çağdaş uygarlığın baş kalesi koskoca Avrupa  onlardan korktu ve üzerine kurulduğunu iddia ettiği tüm ahlaki değerleri  bir anda unuttu. Rüşvet verip Türkiye ile ahlaksız bir antlaşma imzaladı.

Eyy insanlık!  Böyle bir şey nasıl olabilir?

                                                         ***

Bu haksızlığı içime sindiremediğim için, belki benzeri bir şey bulurum diye, dönüp yeniden Herodotu okuyorum. 
Herodot da bu coğrafyadaki itişme ve kakışmaları, hiç sonu gelmeyen çatışmaları anlatıyor. Midilli, Sakız, Dikili, Bodrum orada da var... Savaşlar, kavgalar, ölümler... Hepsi var.

Ama böyle bir şey yok.

Adalar ile anakara arasında nüfus hareketliliği hep olagelmiş.

İki büyük dalga geliyor aklıma: M.Ö. 900 dolaylarında Dorların baskısı altında Anadoluya geçen  göçmenler... 20.Yüzyılın başındaki  dalgalar: Anadoludan kaçan Rumlar, adalardan kaçan Türkler... Büyük Mübadele... 

Ama böylesi yaşanmamış.   Bir yılda çoluk çocuk tam 800 bin kişi geçmiş Anadoludan adalara çürük teknelerle... Binlercesi denizlerde telef olmuş.

Dehşetengiz bir felaket yaşanıyor. Ve Uygar Avrupa  ile gelişmiş insanlığın bulduğu formül de bu: Geri gönder, kampa kapat!

Hayır, üyesi olmayı hayal ettiğim insanlık bu değildi!  

Eğitim