unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Süper Güçü kızdırınca ne olur?

06.06.2016 21:52

Türkiyeyi anlamakta zorluk çekiyoruz. Birbiri ile çelişen olgular göktaşları gibi yağıyor kafamıza, nereye bakacağımızı, ne sonuç çıkaracağımızı bilemiyoruz. Çünkü tek tek olgular kendi başına pek bir anlam taşımıyorlar. Bir anlam kazanabilmeleri için onların bir hikaye ya da anlatı içine konmaları gerekiyor.

Örneğin: Başımıza gökten taş düştü, daha doğrusu taş yağıyor,  çünkü kadınlar mini etek giyiyor!  Ya da, başımıza taş düştü, çünkü mevsimidir, gökbilimciler uyarmıştı.

Düşen taş aynı taş, ama içine girdiği hikayeye göre anlam kazanıyor, bir şeyi (hatta her şeyi) doğruluyor ya da yalanlıyor.

                                   ***

Alın Türk- Amerikan ilişkilerine ilişkin anlatıyı:

Sağcılar ve solcular tarafından paylaşılan ve köy kahvelerinde bile konuşulan bu anlatıya göre,  Türkiyede Süper Güç ABDnin izni ya da parmağı olmadan hiç bir şey olmaz, olamaz. Amerikan-Türk ilişkilerine ilişkin her olay aslında bu anlatının bir parçasıdır ve dikkatle bakılacak olursa, onu doğrulamaktadır.

Türkiye stratejik konumu nedeniyle ABD için vazgeçilmez bir ülkedir. ABD Soğuk Savaştan beri ONA yakın ilgi duyar ve oradaki muhatabını hassasiyetle seçer.  

ABD, uzun bir süre, Türkiyede asıl muhatabının askerler olduğunu düşündü, ona göre hareket etti. Ancak askerlerin Irak savaşı ve tezkere  konusundaki tutumu derin bir hayal kırıklığı uyandırdı. Yalnızca muhatap değiştirme zamanının geldiğine karar vermedi, ihaneti cezalandırmaya da karar verdi. 

Çuval olayı ve Ergenekon tutuklamaları bunun örnekleridir. Çok ağır bir ceza uygulandı.

Söylenenlere göre, yoldan çıkan yoldaşı cezalandırmak süper güç olmanın icabındandır. Yapılmazsa, süper gücün kağıttan kaplan olduğu sonucuna varılır. 

Süper Güç ve gizli servisi için, itibar kaybetmek muhatap ya da ajan kaybetmekten çok daha ağır bir sonuçtur.

                                   ***

Süper Güçü hayalkırıklığına uğratan askerin tasfiye edilmesi ("Askeri vesayet"in sona ermesi) ile oluşan boşluk AKP-Cemaat koalisyonu ile dolduruldu.  

Bu işbirliğinde Washingtonun stratejik ortağı Cemaat, taktik ortağı ise AKP idi.  

ABD güvenlik bürokrasisi, tıpkı bir zamanlar askerler baktıkları gibi,  Cemaate de "bizim çocuklar" ( our boys) olarak bakıyordu.

Bu anlatının asal bir öğesi olarak, Cemaatin bir CIA prodüksiyonu olduğu uzun zamandır söyleniyor. Bu konuda elde kimi CIA ajanlarının Fethullah Gülen için yazdıkları referanslar dışında somut belge yok, ancak tersini kanıtlayacak bir belge de yok. 

Hikayenin aslı nedir? CIA-Cemaat ilişkisi ne zaman, nerede başlamıştır, nasıl bir işbirliği şemasına göre işlemiştir? Bunlar henüz bilinmiyor. Burada bir çok soruşturmacı gazeteciye ödüller kazandıracak hazineler olmalı. 

İlle Seymour Hersh olması gerekmiyor, ama şu anda en az 10 gazetecinin bu konu üzerinde çalışmakta olduğuna eminim. Böyle büyük anlatılar nice hikayelere gebedir.

                               ***

Buraya kadar yadırgamadan ve hatta kabul ederek okuduysanız, bir sonraki soruyu sormanız da kaçınılmaz olacaktır:  

ABD ya da güvenlik bürokrasisi, daha doğrusu CIA şimdi ne düşünüyor?

"Şimdi" derken, Cemaatin son üç yıl içinde AKPnin elinde düştüğü durumu kastediyorum. 

Ayrıntıya girmeme gerek yok, Erdoğanı kızdıran Cemaatin hemen tüm kaleleri yıkıldı, tüm tersanelerine girildi. Türkiyenin tarihinde ender görülmüş bir boyutta "temizlik" devam ediyor... 

Soğuk olgular düzeyinde bakacak olursanız, ABDnin uzun emek ve desteklerle yarattığı düşünülen bir "enstrüman" kullanılmaz hale getirildi.  Herkes bunu görüyor ve biliyor.

Bu durumda hiç bir şey yapmamak Süper Güç olmanın raconuna aykırı düşmez mi? Onun itibarını düşürmez mi?  Başkalarına kötü örnek olmaz mı? 

Öyleyse? 

Öyleyse Amerikan-Türk ilişkisi anlatısının son gelişmelerine bu açıdan da bakılması zorunlu olur. Özellikle, bir sürpriz gibi ortaya çıkan "ekstra"ların.

Ortada, Süper Güçün zararına açık bir hesap vardır.

Kimileri, ABD-YPG "aşırı" yakınlaşmasını bu çerçevede değerlendirebilir. Orada bir mesaj görebilir. 

Kimileri ise savcı Preet Bhararanın Rıza Zarraba açtığı davayı ve gidişatını bu açıdan izleyebilir. Orada, her yere gidebilecek, her türlü hesabı ödetebilecek bir potansiyel vardır. 

Belki de, bizim havuzcuların New Yorktaki savcı ile Cemaat arasında ilişki kurmaları boş evham değildir. 

Olgusal olarak doğru olması gerekmez, ama egemen anlatıya uyar!

Eğitim