• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Yazık oldu yarınlara..

Ali Haydar NERGİS

AKP’nin’ 2002’de,  iktidara geldiği ilk günlerde herkeste bir şaşkınlık ve merak vardı.

Türkiye gibi aydınlanma yolunda önemli  ilerlemeler kaydetmiş bir ülkede , İslâmi eğilimli bir parti, seçimle  ilk kez tek başına iktidara gelmişti.

Kimdi bunlar, ne yapacaklardı?

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’un eski belediye başkanı ve Necmettin Erbakan’ın partisinde ’’yenilikçi’’olarak biliniyordu.

İlk gün söylemlerine bakılırsa, demokrasi sahnesine ’’yenilikçi’’ bir anlayışla çıkacaktı.

Ancak, bu ’’yenilikçiliğin’’ sınırları nerede başlayıp , nerede biitiyordu; bilinmiyordu.

Söylemlerine bakılırsa, İslam dininin demokrasi ile örtüştüğünü, İslam ülkelerinin de demokrasinin  mümkün olduğunu yedi düvele kanıtlayacaklardı.

İslâm dinini, içine düştüğü kısır döngüden kurtaracaklardı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefi, ikinci bir Mustaf Kemal olmaktı. 

Bu da öyle hamasi söylemlerle, imam hatip okullarının sayısını artırmakla, eğitimi dinselleştirmekle olmuyordu.
İkinci bir Mustafa Kemal olmak, İslâm dinini demokrasiyle  buluşturmakla mümkündü.

Recep Tayyip Erdoğan’ın, ilk günlerde bunu gerçekleştirme şansı vardı.

Körfez ülkelerindeki dinci, gerici rejimlere benzeyerek değil, İslâmı demokrasiyle  örtüştürerek başaracaktı bunu.
Erdoğan, iktidarının daha ilk günlerinde, ’’Milletvekili lojmanlarını boşaltın; makam arabalarından inin!’’ dediğinde; ben, ’’Tamam, işte budur!’’ dedim...

Hazreti Ömer’in adaletini gerçekleştirmek için somut adımlar atılıyordu.

Öyle, milletvekili lojmanlarında, köşklerde, saraylarda keyif çatma günleri gerilerde kalıyordu.
Tabana kuvvet!
İnin makam arabalarından, yürüyün, halkın arasına karışın.
Elin başbakanları bile işe bisikletle gelip gidiyor.
Siz, analarınızdan  makam araçlarıyla mı doğdunuz?
Bedava oturulan lojmanlarda mı büyüdünüz.
Devlette, Hazreti Ömer’in adaleti uygulanacak, duyduk, duymadık demeyin!...

Devletin işlerini yaparken devletin mumu yakılacak; özel işlerinizde kendi mumunuz.
Millet de, ’’Bir mumdur, iki mumdur!’’ diyerek bayram edecekti.

Komşusu açken tok yatan bizden olmayacaktı.

İşçinin hakkı, daha alın teri soğumadan ödenecekti.

’’Oh be!’’ dedim.

Böylece, bizim de yıllardır hançeremizi  yırtarcasına  mücadele ederek  getirmeye çalıştığımız sosyalizm de kendiliğinden gerçekleşecekti.

İslamiymiş,  mislamiymiş; olsun,  fakir, fukara gurabanın yüzü gülsün de...

’’Ilımlı İslâm’’ düşüncesi de bu beklentiye göre şekillendirilmişti.

Türkiye’de, Batı değerleriyle uyumlu bir ’’Ilımlı İslâm’’ uygulanacak.

Çağdaşlaşma ve, modernleşmeyle bağlarımızı koparmadan muassır medeniyet ülkeleri arasındaki yerimizi alacağız.

Mustafa Kemal’in  kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti, nasıl  diğer İslam ülkelerine  örnek olduysa, Recep Tayyip Erdoğan’ın ’’Ilımlı İslam’’ı da Müslüman ülkelerin önünde bir çığır açacaktı.

Müslüman ülkeleri, Erdoğan’ın  uygulamalarını çrnek alacaklar.

İslâm liderliği de  böyle elde edilecekti...

***

Sabahleyin kalktım,
Uykulu gözlerle aynanın önünde durdum.
’’Vatan Benim’’ dizisindeki Halit Ergenç’ten farklı bir söylemle: 
’’Olmadı , olmadı!’’ dedim, kendi kendime… 
Bunlar, iktidara geldikleri gün ne dedilerse, tam tersini yaptılar.
’’Hazreti Ömer’in adaleti’’ yerini bir yağma düzenine bıraktı.
Milletvekili lojmanları yerini saraylara bıraktı.

Makam rabalarının yerini  her biri milyonlarca Dolar değerindeki i özel  uçaklar aldı.
Deryalarda,  Başbakanın gemileriyle, Cumhurbaşkanının ’’gemicikler’’i yarışır hale geldi. 
Yetim hakkı yendi, yetim çocukları vakıf evlerinde cinsel istismara uğradı.
Grev ve işçi hakları Ecevit’ten bir nostalji olarak kaldı.

***

Batı ve Hristiyan alemi, açmazlarını  dinde rönesans ve reform yaparak aşmıştı.

Giyotinde kelle uçuran barbar bir dinden laiklik anlayışına böyle ulaştılar.

 AKP’nin de iktidara geldiği ilk günlerde böyle bir şansı vardı.

Erdoğan, İslam ülkeleri arasında sözü dinlenen bir liderdi.

Körfezdeki vehabi yönetimlerine benzemeye çalışmak yerine, dinde ’’yenilikçilik’’ yolunu seçebilirdi.

AKP bunu başarabilirdi.

Recep Tayyip Erdoğan bunu başarabilirdi.

İslâm, bağnazların elinden kurtarılıp  Batılı değerlerle, demokrasiyle buluşturulabilirdi.
Olmadı, olmadı!

Neden olmadı?

Baştan beri içine düştüğümüz bir yanılgı vardı:
Böyle bir yapıdan, böyle insanlardan Atatürkçü bir irade beklemek  eşyanın tabiatına aykırıydı.

AKP  ve Erdoğan,
Mustafa  Kemal  hareketi gibi bağımsız bir güç değildi. 

Bir ’’proje’’ partisinden Mustafa Kemal devrimlerini beklemek saflığın ötesinde bir ahmaklık olurdu.
İslam diniyle demokrasinin bağdaşmayacağını kafamıza vura vura öğrettiler bize.

İslâm dininden miras olarak geriye kan ve gözyaşı kaldı.
Yeniden ’cahiliye devri’nin boğazlaşma günlerine dönüldü.
Yazık oldu yarınlara..

[email protected]

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.