• BIST 94.541
  • Altın 194,542
  • Dolar 4,7355
  • Euro 5,5009
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 21 °C

Yeni çıkan kitaplar - 28 Mayıs 2018

Yeni çıkan kitaplar - 28 Mayıs 2018
Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi...
ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

------------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

YENİ ÇIKANLAR

88-003.jpg

Franco Bifo Berardi

KAHRAMANLIK PATOLOJİSİ

Toplu Katliamlar ve İntihar

Çeviren:Nalan Kurunç

Otonom Yayıncılık

Franco “Bifo” Berardi, bu kitapta kahramanlık fikri ve bunun günümüzdeki tezahürleri üzerine düşünmeye davet ediyor bizi. Yazara göre böyle bir düşünmenin ilk adımı kuşkusuz antik ve modern çağlardaki kahramanlıkla “finans kapitalizm çağındaki” kahramanlık arasındaki ayrımı yakalamaktır. Zira ancak bu ayrım bize kahramanlığın günümüzde nasıl bir patolojiye dönüştüğünü gösterebilir. Epik kahramanlığın cesaret, irade, müdahale ve “kötülükleri” bertaraf etme gücüne atfedilen kuruculuğu ile günümüzdeki kahramanlığın suça meyilli, ölümü gösteriye dönüştüren ve yaşama kasteden niteliğine içkin yıkıcılığı üzerinde düşünme imkânı sunar. Kapitalizmin “nihilizm krallığı”nda yeşeren günümüz kahramanlığı, gösteri ve gerçeklik arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak bir patolojiye dönüşür. İster intihar isterse toplu katliam biçiminde vuku bulsun, kahramanlık adına yapılan ölüm gösterileri, “fanatizm, saldırganlık ve savaş pratiklerinin ürettiği birer trajedi” haline gelir. Şimdi ve buraya, tam da yaşamın gerçekliğine yerleşen kahramanlığın yerini, simülasyon makineleriyle sonsuzca çoğaltılabilen kahramanlık imgeleri alır. Kapitalizmin yersizyurtsuzlaştırdığı, gelecek inancını kaybetmiş, şimdiyi ve bir kez olmuş olanı ise yanıltıcı imgelerle sonsuzca tekrarlanabilir bir döngüye dönüştüren acılı fail, yaşamı olumsuzlamaktan imtina etmez. Bu tür kahramanlığın gösteriye dönüştürdüğü intihar veya katliam, ölümün ve yıkıcılığın hakikatini gizler ve tam da bu yüzden patolojiktir.

208 s.

İstanbul 2018

89-008.jpg 

Pierre Dardot, Christian Laval

MÜŞTEREK

21. Yüzyılda Devrim Üzerine Deneme

Çeviren: Emine Sarıkartal, Ferhat Taylan

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

“Müşterekler”, hem özel mülkiyetten hem de kamu mülkiyetinden bağımsız, insanların kullanımına açık ve onların sorumluluğu altındaki kimi doğal varlıklara, bilgi ve ilişkilere verilen addır. 19. Yüzyılda özel mülkiyetin yaygınlaşmasından evvel çok geniş bir coğrafyada geçerli olan bu müşterekler (commons) modeli, 1970'li yıllarda Nobel ödüllü iktisatçı Elinor Ostrom tarafından güncellenerek yeni tartışmalara yol açmıştı.

Müşterek, dünyanın farklı yerlerinde doğal kaynakların, mekânların, kamu hizmetlerinin, bilgi ve iletişim ağlarının küçük bir azınlık tarafından ele geçirilmesini eleştiren hareketlerin ortak talebine değiniyor. Müştereklerin piyasa ve devlet tarafından ele geçirilmesine karşı çıkan antikapitalistleri ve politik ekoloji hareketlerini birleştiren, doğal kaynakların ve bilgi ağlarının kolektif yönetimine dair araştırma ve mücadeleleri bir araya getiren, siyasi partilerin ve temsil mekanizmalarının yerini alma iddiasındaki yeni demokratik güçleri etrafında toplayan politik bir ilke olarak görülüyor.

Yazarlara göre müşterek, insanların özüne veya şeylerin doğasına değil, insanların etkinliğine bağlıdır: Bir şeyin müşterek kullanıma ayrılmasını sağlayacak olan, bağlayıcı kuralları üretebilecek olan, ancak insanların “müşterekleştirme” etkinliğidir. Bu anlamda müşterek, toplumun kendi kendisini kurmasına yönelik bir çağrıdır.

Türkiye'de 2012 yılında yayınlanan Dünyanın Yeni Aklı eserinde neoliberal aklı ve pratikleri eleştiren Dardot ve Laval, bu eserlerinde müşterekler temasını, yalnızca birtakım varlıkların bir özelliği olarak değil, 21. yüzyıldaki alternatif politikaların temel ilkesi olarak düşünmeyi öneriyor. Yalnızca Fransa'da değil, dünya çapında geniş ilgi uyandıran bu siyaset felsefesi çalışması, müşterekler tartışmasının tarihine ve güncelliğine dair temel bir katkı sunuyor.

552 s.

İstanbul 2018

90-003.jpg

Alev Er, Eray Özer

68- BAŞKALDIRI 50 YAŞINDA

Doğan Kitap

Bugün artık 1968'learamızda yarım asır var.

Türkiye'deki 68'i birinciltanıklardan dinlemeolanağından büyükölçüde yoksunuz, çünkütoplumsal hareketin enönünde olmanın, dalganıntepe noktalarında yeralmanın bir bedeli var…

68 dalgası geri çekilirkenen öndekilerin büyük birbölümü geri dönmedi.
Çünkü artık yaşamıyorlar.

“Bizim 68” deyince onlarıanmadan geçemezdik.

Ama geride kalanların dabize söyleyecekleri var...

248 s.

İstanbul 2018

888.jpg

Robert K. Wittman, David Kinney

ŞEYTANIN GÜNLÜĞÜ

Alfred Rosenberg ve Üçüncü Reich’in Çalınan Sırları

Çeviren:Mert Doğruer

Epsilon Yayınları

“Bu kitap ne kadar övülse az. Üçüncü Reich'ın suçlarını netlikle ortaya döküyor ve yetmiş yıllık bir mantrayı bir kez daha vurguluyor: İnsanın insana yaptığı en büyük caniliği asla unutmamalı ve daha da önemlisi bir daha asla tekrarlamamalıyız.”

- NY Journal of Books

Goebbels, Himmler, Göring ve elbette Hitler… 

Nazi Almanyası'nın bu tanınmış canilerinin ötesinde, onlara manevi kudret aşılayan, felsefi karanlığın en derinine hapsolmuş ama tarihin gözünden kaçan bir şeytani zeka vardı: Alfred Rosenberg.

Ancak 21. yüzyılda, yazar Wittman ve meslektaşları tarafından keşfedilebilen belgeler, Nasyonal Sosyalist ideolog Rosenberg ve Nazi hareketinin perde arkası hakkında gün yüzüne çıkmamış birçok kilit bilgiyi insanlığa sunuyor.

Açıklanamayanları meşrulaştıran dogmaların bu büyük mağlubiyeti, küresel geleceğe ışık tutuyor.

ABD eski Adalet Bakanı ve Nuremberg Askeri Ceza Mahkemesi ABD Başsavcısı Robert H. Jackson:

“Kınamaya ve cezalandırmaya gayret ettiğimiz yanlışlar o kadar hesaplanmış, o kadar kötü niyetli ve o kadar yıkıcı ki, uygarlık bunların yok sayılmasına tahammül edemez, çünkü tekrarlanması halinde uygarlık ayakta kalamaz.”

“Üçüncü Reich'ın çoğu kez gözden kaçırılan ideolojik mimarı üzerine müthiş bir akademik polisiye.”

- Kirkus Reviews

450 s.

İstanbul 2018

 

123-006.jpg

Özlem Belkıs, Duygu Kankaytsın

SANATIN GÖLGEDEKİ KADINLARI

Ayrıntı Yayınları

Sanatın Gölgedeki Kadınları, 1850-1950 yılları arasında etkinlik göstermiş, pek çok iyi iş ortaya koymuş, yine de edebiyat ve sanatta eril tarihin dışında bırakılmış kadınlara odaklanıyor. Halide Edip'den Emine Semiye'ye, Afife Jale'den Macide Tanır'a, Ayşe Zekiye'den Mebrure Alevok'a, İhsan Raif'ten Mihri Müşfik'e, Sabiha Bozcalı'dan Sabiha Bengütaş'a, Güzin Duran'dan Muazzez Aruoba'ya kadar pek çok kadın bu kitapta bir araya geliyor, anılıyor ve müthiş bir enerjiyle tartışılıyor.

Kadınların tarihi incelenirken amaç, onları var olan eril tarihin içinde “olmaları gereken” yere iliştirmek ya da yazılı tarihin boşluklarını doldurmak değil, kadınların üretimlerine, yaratıcılıklarına, güçlükleri aşmada geliştirdikleri stratejilere daha yakından bakmak, kadınların geçmiş deneyimlerini bugünün pratikleri içinde yeniden üretmek, görünür kılmak...

Kadınların deneyimleri her durumda güçlenmek için eşsiz birer ilham kaynağı. Bu deneyimleri düşünerek, hayal ederek ve anlayarak, şimdiye taşımanın zamanı...

480 s.

İstanbul 2018

90-004.jpg

Marc Wittmann

HİSSEDİLEN ZAMAN

Çeviren:Özde Duygu Gürkan

Metis Yayınları

Zaman hepimizin hayatının çok önemli bir parçası: Özellikle sanayileşmiş toplumlarda her şeyi önceden belirlenmiş zaman dilimleri içinde yapıyor, sürekli zamana karşı yarışıyoruz. “Zamanım yok,” diyoruz, “bir vakit bulabilsem!” 

Bütün bu koşuşturmaca içinde, bizi her daim sarıp sarmalayan zamanı nasıl algıladığımızı düşünmeye de pek vakit bulamıyoruz doğal olarak. Hissedilen Zaman'da Marc Wittmann işte bu boşluğu doldurmayı, zamanı nasıl deneyimlediğimizi incelikli deneyler ve ilginç bulgular eşliğinde açıklamayı hedefliyor. Kitapta şu ve benzeri sorular ele alınıyor: Öznel zaman nedir? Zaman duygumuz nasıl oluşur? Zaman neden bazen yavaş bazen de hızlı geçiyormuş gibi gelir? Hayatın çeşitli evrelerinde zaman algımız nasıl değişir? Neden bazı insanlar beklemeyi becerebilirken bazıları sabırsızdır? “Zaman miyobu” nedir? İçsel saatimiz nasıl işler? Duygular ve beden ritmi zaman algımızı nasıl etkiler? 

Zaman konusuna sadece bilimsel açıdan değil, psikolojik açıdan da yaklaşan Wittmann, okurlara biraz yavaşlayıp hayatı daha sakin bir şekilde, mevcut anın farkına vararak yaşamanın, böylece daha tatminkar bir hayata ulaşmanın ipuçlarını da sunuyor. 

160 s.

İstanbul 2018

55-006.jpg

Mahmut Çınar

BU SU HİÇ DURMAZ:BÜLENT ORTAÇGİL

İnkılap Kitabevi

“Bu Su Hiç Durmaz'da ben bir hüzün alırım. Her şey devam eder, su yine akar,yine gider ve hayat sürer. Sen de istediklerini yapamayabilirsin ama hayat aktığıiçin onunla beraber akarsın. Su zaten benim için bir hareket sembolü, o hareketin içinde sende yürür gidersin. Bazen bir şey yapamazsın, bazen yaparsın. Bazen yaşar, bazenkaybolursun. Bazen başarırsın, bazen başaramazsın... ”

Benim o stüdyoya girişimle çıkışım farklıydı. Şarkı bittiğinde ,“Biri beni anladı” dedim. SankiBana yazılmış gibi... O şarkıyla, bu çocuksu vehme kapılmayacak yoktur sanırım. Bütünhücrelerimle Bülent'in ne kadar derin ve hakiki bir kaynaktan döküldüğünü idrak ettim. Buyüzden, istediği kadar görünmez olmaya çalışın, imkansız. Öz'den söz ediyorum ezcümle...

- Sezen Aksu

Bir de Yağmur var... Aşkı tane tane anlatan Yağmur. Hüznü damla damla akıtan.Dertlenmeyi öğreten, diklenmeyi belleten. “Her şey olur, her şey büyür, her şey geçer,hayat kalır ” yazılı bir muskayı, ömür boyu göğsümüzde taşımamızı sağlayan Yağmur.Ortaçgil, denizden esen bir rüzgardır.

- Yekta Kopan

Dinlediklerim hayatı anlatıyordu, bazen Şık Latife'deki gibi, doğrudan, bazen de şiirgibi. O zaman hayalimde sürrealizme çalan resimler canlanırdı. En çok, Eski Defterler'dedinleyeceğimiz Değirmenler'de bu hisse kapıldım herhalde.

- Banu Güven

İnsan olmanın çelişkisi duydum Ortaçgil'den ve ufak ufak çözmeye başladım düğümlerimi.Her şarkısını başka vurguyla, bir daha ve bir kez daha dinledim, izledim, okudum.

- Jehan Barbur

Ortaçgil dinlendiğinde, şarkıların derin bir lirizmi yani özel bir heyecan ve coşkuyu imlediğisöylenebilir. Dinleyicilerini belki de en çok etkileyen özelliklerden biridir bu. Bu lirikleryoluyla hep kendi açıklarını, çıkmazlarını, ikilemlerini yakalar dinleyici. Tabii ki bu sorunlar,kentli bireye ve “ilişkisizliklerine” dairdir. Aşk, bu şarkılarda ancak böyle nefes alıp 
verebilir.

- Orhan Kahyaoğlu

352 s.

İstanbul 2018

big-001.jpg

David Le Breton

YÜZ ÜZERİNE ANTROPOLOJİK BİR DENEM

Çeviren: Orçun Türkay

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi

Yüzler temelde aynı gibi görünseler de sonsuz bir çeşitlilik gösterirler. Yüz denilen sınırlı sahnede sergilenen duygu ve anlam çeşitliliği inanılmaz derecede zengindir. Yüz, belki de insanın en insanca bölgesidir; hatta kutsallık duygusunun doğduğu yerdir. İnsan varoluşu anlamına yüzde kavuşur.

İnsanın yüzü bir yönüyle kişisel ve biriciktir; her birey, en alçakgönüllüsü bile, yüzünü, kendisine özel olarak işaret eden adı gibi farklılığının en yüce işareti olarak görür. Fakat diğer bir yönüyle de toplumsal ve kültüreldir yüz.

Bu nedenle olsa gerek, yüz, ortak yönelimler ile her oyuncunun sergilediği kişisel tavır arasında bir uzlaşma sunar dünyaya. Mimikleri ve duyguları, görüntüsünün sahnelenişiyle (saç biçimi, makyaj vb.) yüzümüz, bir şeyler çıkardığımız toplumsal bir simge alanına bağlıdır.

David Le Breton, bu çalışmasında, yüzle ilişkilendirilen anlamları, değerleri, simgeleri, imajları geniş bir kültürel çerçeve içinde ortaya koymaya çalışıyor; yüzün maskelediği kadar açığa vurduğunu da bilerek.

347 s.

İstanbul 2018

big-002.jpg,

Mete Gündoğan

OYUN TEORİSİ

Destek Yayınları

Öyle bir oyun düşünün ki bütün oyuncular aynı ekipten. Yani siz, kendi ekibinizden birine karşı oynuyorsunuz. Muhteşem bir kriptolojik kurgu! Rakibiniz aslında sizinle aynı amaçlara hizmet eden biri oluyor. Siz ve rakibiniz (!) sizin için hangi strateji en büyük getiriyi sağlıyorsa onu tercih ediyorsunuz. Siz açıktan yapıyorsunuz, o ise gizliden gizliye yapıyor. Size karşı oynuyormuş gibi gözükerek size hizmet ediyor.

Burada guguk kuşu, rakibinizin bizzat kendisi olmuş oluyor. Bir kripto. Çok çeşitli sahalarda bunun uygulamalarını görmek mümkündür. Örneğin kendi elemanınızı, rakip bir kuruluşun önemli bir yöneticisi yapmayı başarmanız gibi bir şey!

Bugün bize karşı kurgulanan bütün oyunları tek tek çözümlemeye başladığımızda, aslında hepsinin anasının bir dünya hâkimiyeti oyunu veya kurgusu olduğunu görüyoruz. Eğer düşmanlarımızla ya da daha yumuşak bir ifadeyle rakiplerimizle mücadele edeceksek, bu mücadeleyi tüm katmanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde kaybetmeye mahkûm olmuş oluruz. Yani, kısacası, Türkiye küresel ölçekte bir oyun kurucu olmalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.

Büyük devletler şartları oluşturur, küçük devletler şartlara tabi olur. Türkiye’miz büyük bir devlettir ve şartları oluşturmak zorundadır.

208 s.

İstanbul 2018

1902-002.jpg

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Yeni çıkan kitaplar - 28 Mayıs 201828 Mayıs 2018 Pazartesi 15:02
  • Haftanın Kitabı:İSLAM BU28 Mayıs 2018 Pazartesi 14:50
  • Editörün seçtikleri - 28 Mayıs 201828 Mayıs 2018 Pazartesi 14:41
  • Haftanın çok satan kitapları - 21 Mayıs 201821 Mayıs 2018 Pazartesi 17:12
  • Haftanın Kitabı: 'AKP’li Yıllarda Türkiye’nin Düzeni'21 Mayıs 2018 Pazartesi 15:21
  • Editörün seçtikleri - 21 Mayıs 201821 Mayıs 2018 Pazartesi 15:20
  • Yeni çıkan kitaplar - 21 Mayıs 201821 Mayıs 2018 Pazartesi 15:19
  • Leyla Civil’den gerçekçi öyküler: Sarı Çizmeler17 Mayıs 2018 Perşembe 16:03
  • Haftanın Kitabı: 'Değişim Sürecinde Türkiye'14 Mayıs 2018 Pazartesi 16:33
  • Haftanın çok satan kitapları / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:40
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)