• BIST 106.634
  • Altın 145,486
  • Dolar 3,5178
  • Euro 4,1217
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 32 °C

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 21 Kasım 2016

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 21 Kasım 2016
Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi...

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

'Aldatıldık' dememek için, 'aldanmamak' için ve ülkemizde ve dünyada olan bitenlerin farkında olmak için okumak ve daha fazla okumak gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta bir sakınca görmüyoruz.

Kürk Mantolu Madonna'nın popçu Madonna olduğunu zanneden medya figürlerine ülkenin teslim edildiği bir dönemde, daha fazla okumanın bir ödev olduğunu bilen okurlarımıza yeni bir seçki sunuyoruz.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

Kitap dünyasındaki son gelişmelerden haberdar olmak için ABC Kitap sayfalarını takip etmeniz sizin için yeterli.

ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR
yesil-murekkep.jpg

Osman Balcıgil

YEŞİL MÜREKKEP

Destek Yayınları

Sabahattin Ali, Bulgaristan'a kaçmasını sağlayacak kişinin istihbarat ajanı olduğunun farkına varamadı. Kendisini, adı ölüm olan o dipsiz kuyuya bıraktı.

"Kuyucaklı Yusuf", "İçimizdeki Şeytan", "Kürk Mantolu Madonna", bir dolu öykü ve çoğu şarkı olacak şiirler yazamayacaktı artık. Devlet eliyle öldürülecek, "Ankara" isimli yeni romanı da yarım kalacaktı. Başkentte devletin acımasız çarklarının nasıl döndüğünü, siyasilerin ve bürokratların kirli ellerinin nerelere uzanabildiğini yazacaktı mümkün olsa.
Yazamadı.

Başına indirilen bir odun parçasıyla, kanlar içinde yığıldı yere. Yeşil mürekkepli dolmakalemi düştü cebinden. Çantasından, yeni romanının sayfaları savruldu etrafa. Yazıları yetim kalmıştı. Biricik kızı Filiz de öyle. Gözleri bir daha açılmamak üzere kapanırken, cüzdanında güzel Aliye'nin fotoğrafları da ağlıyordu.

Kısacık bir hayata, nesilden nesile miras kalacak eşsiz eserler sığdırmayı başarmış, vatansever bir aydındı Sabahattin Ali. Yazılarıyla haksızlığa, baskıya ve dayatmalara başkaldıran, aşka âşık bir sevda adamıydı.

"Ela Gözlü Pars Celile"nin yazarı Osman Balcıgil'in kaleminden dökülen "Yeşil Mürekkep" acılı kuşağın mücadelesini tarihe not düşen emsalsiz bir roman.

408 s. İstanbul 2016

yazmak-guzel-sey-be-kardesime30720682b599836a138c892c2f1d2ee.jpg

Enver Aysever

YAZMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM

Doğan Kitap

Bir umudun ardından gitmektir yazmak…

Okurluğumu önemserim ve bu deneyimin kolay edinilmediğini bilirim. Yazarların dünyası üstüne okumak kadar, yazmak ve okumak üstüne de kafa patlatıyorum. Yayın dünyası serpilip, geliştikçe dünyada bu konuya merak saran ve salt okuma ve yazma eylemi için düşünen yazarlar olduğunu keşfediyorum. 

Garip bir tutkunluk bu… 

Ömür kısa, okuyacak çok kitap var...

276 s. İstanbul 2016

pablo-escobar-benim-babam46b474e54c1dfb84f8d3d8c0c681303b.jpg

Juan Pablo Escobar

PABLO ESCOBAR BENİM BABAM

Nemesis Kitap

Benim doğduğum günden, onun öldüğü güne kadar babam benim arkadaşım, rehberim, öğretmenim ve güvenilir akıl hocamdı. Hâlâ hayattayken, ona gerçek hikâyesini yazması için zaman zaman yalvardım, ancak o bunu reddetti: "Grégory," derdi, "tarihi yazabilmek için önce onu bitirmen gerek." 

Bu kitap kimseyi suçlamıyor. Bu kitap mutlak bir gerçek de değildir. Bu, babamın hayatına yakınlaşabilmek için bir araştırma, bir girişimdir. Bu, kişişel, özel bir incelemedir. Tüm erdemlerinin yanısıra tüm hatalarıyla bir adamın yeniden keşfidir. Bu kitaptaki anekdotların çoğu, yaşamının son yılında, ateşin başında hep beraber toplandığımız uzun ve soğuk geceler boyu bana anlattıklarıdır. Diğerleriyse, düşmanlarının hepimizi öldürmeye çok yaklaştıklarının anlaşıldığı zaman bana yazılı olarak bıraktıklarıdır.

Babamla ilgili "gerçekler" kısmen bilinmektedir -ya da hiç bilinmemektedir. Ve bu yüzden onun hikâyesini anlatmak büyük bir risk içermektedir; onun hakkında söylenen kötü şeylerin çoğu doğru gibi göründüğü için bunlar muazzam bir sorumluluk duygusuyla anlatılmalıdır. Bu anlatılanlar, benim babamla ilgili olmasının yanı sıra, insanlık tarihindeki en kötü şöhretli mafya organizasyonunun başında olan bir insanın iç dünyasının kişisel ve derin bir araştırmasıdır.

Babama acımasız dürüstlüğünden dolayı minnettarım; onu net bir şekilde görmek, yaptıklarını asla savunmadan onu olduğu gibi bir adam olarak kabul etmek benim kaderimdi.

Ben, babasının yaptıklarıyla değil, sadece kendi yaptıklarıyla hatırlanmayı dileyen bir insanım. Umarım insanlar, bu hikâyeleri okurken benimle ilgili gerçekleri unutmaz ya da beni babamla karıştırmazlar. 

Ne de olsa, bu benim de hikâyem.

400 s. İstanbul 2016

tarihi-dusunmekd188c0b4c8b74cfe7416c37dde4800c0-001.jpg

Ahmet Kuyaş

TARİHİ DÜŞÜNMEK

Kırmızı Kedi Yayınları

Günümüzün siyasal çekişmelerinin belirleniminden uzak bir tarih yazımı, bize ihtiyaç duyduğumuz toplumsal-tarihsel bakışı kazandırabilecek biricik araç olması nedeniyle büyük önem taşıyor. Tarihi Düşünmek, öne çıkardığı sorulara basmakalıp cevaplar verme kolaycılığına düşmeyen, yakın geçmişimize dair ilgi çekici bir tarih kitabı. 

·  Yakınçağ tarihimizin ilk kanlı darbesi hangisidir?

·  Misak-ı Milli'nin altında kimin imzası bulunuyor?

·  Hareket Ordusu'nca bastırılan 31 Mart kalkışması, gerici bir ayaklanma mı, Osmanlı modernleşmesinde bir karşı-devrim durağı mı?

·  Osmanlı Kürtleri, Birinci Dünya Savaşı sonunda yeniden çizilen Ortadoğu haritasında Fransız Suriyesi'nde yaşamaktansa niçin Türkiye'de kalmayı seçtiler?

·  Halifelik, Osmanlı hanedanına aslında nasıl ve ne zaman geçti?

·  Balkan Savaşları'nın Atatürk, Fethi Okyar ve Enver Paşa'nın yaşamöykülerindeki az bilinen rolü nedir?

·  Osmanlı Devleti'nin son yıllarındaki siyasi sürtüşmeler Cumhuriyet dönemine nasıl bir miras bıraktı?

Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, yakınçağ tarihimizde iz bırakmış olayları, birbirinden kopuk bir anlatılar dizisi olmaktan çıkarıp, dünden yarına uzanan bir süreklilik içinde görmemize olanak sağlıyor. Okura bugünü daha iyi anlamasını sağlayacak bütünlüklü bir bakış açısı kazandırırken, canlı anlatımıyla kimi ayrıntıların aslında ne denli önem taşıdığını gösteriyor.

164 s. İstanbul 2016

birinci-dunya-savasi-ve-osmanli-imparatorlugu-nun-sonu9ebcb5804a57fb65f3bae574c3270b27-001.jpg

Hüner Tuncer

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN SONU

Tarihçi Kitabevi

Birinci Dünya Savaşı arifesinde İngiltere Dış İşleri Bakanı Sir Edward Grey şöyle demekteydi: "Avrupa'nın her yerinde lambalar sönmekte! Yaşamımız boyunca onların yeniden yandığını bir daha göremeyeceğiz!"

Doç. Dr. Hüner Tuncer tarafından kaleme alınan bu kitapta; 1914-1918 yıllarında Avrupa cephelerinde yer alan muharebeler ile aynı yıllarda Osmanlı Devleti'nin farklı cephelerde yürüttüğü savaşlar üzerinde ana hatlarıyla durulmaktadır. 

Hüner Tuncer, kitabını öncelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun 20. yüzyılın başlarında içinde bulunduğu vahim durumu ve bir zamanlar askeri gücünün üzerinde başka bir güç tanımayan Osmanlı'nın, bu alanda dahi varlık gösterememesini gözler önüne sermek amacıyla kaleme aldığını belirtmektedir. Osmanlı'nın yeniden diriltilmesine ve saatin geriye döndürülmesine olanak yoktur! Türkiye Cumhuriyeti; laik, demokratik ve çağdaş bir devlet olarak, 21. yüzyıl dünyasında yerini almıştır. Bunu değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

192 s. İstanbul 2016

tekno-muhafazakarligin-elestirisia586160f0536b49da13fe687f02d5039.jpg

Fırat Mollaer

TEKNO MUHAFAZAKARLIĞIN ELEŞTİRİSİ

İletişim Yayıncılık

"Liberal muhafazakârlık, Türkiye'de kendi tarihi açısından mantıksal sonucuna ulaşarak, tekno-muhafazakârlık biçiminde, hegemonik bir form ve pratik olarak iyice olgunlaştı. Bir metafora başvurulursa, bu terimle, muhafazakârların araçsal rasyonellik ve kapitalizmle uzun erimli flörtünün evlilik aşamasına ulaştığını anlatmaya çalışıyorum. Bu durumda, çağdaş egemenlik ilişkileri açısından bakıldığında muhafazakârlığı halkın ve çevrenin ideolojisi biçiminde konumlandırmak yanıltıcı olmak bir yana, politik zekâya hakaret anlamına da gelir."

Türk muhafazakârlığı üzerine sistemli çalışmasıyla bilinen Fırat Mollaer, panoramik bir "durum raporu" çıkartıyor. Nurettin Topçu'yu, Cemil Meriç'i ve Oğuz Atay'ı yeniden okuyarak... Bir idol olarak Necip Fazıl'ı inceleyerek... "Şarkiyatçılık istismarı"ndan mağduriyete, "nesil" ideallerinden milliyetçilik tasarımlarına, ideolojik söylem haritasını tarayarak... Ekonomi-teknoloji meselesiyle hesaplaşmak yerine modernlik eleştirisini Kültür'ün sırtına yıkan muhafazakârlığın, "maddi gelişmesinin bedelini poetik sefaletle ödediğini" düşünüyor Mollaer. Muhafazakârlığın günümüzdeki suretleri hakkında denemeler. 

246 s. İstanbul 2016

turkiye-de-sol-ve-ordu-1960-1971aaef8eb89f366d9462bd7a9470aef97a.jpg

Özgür Mutlu Ulus

TÜRKİYE’DE SOL VE ORDU (1960-1971)

İletişim Yayıncılık

"Bu çalışmanın en temel sorularından biri sosyalistlerin orduya bakışının Türk solunun yapısı, gelişimi ve sonuçta zayıflamasının dinamikleri hakkında bizlere bir veri sunup sunmayacağıydı. Ben sunduğunu düşünüyorum. Araştırmada ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri, ordunun rolüne dair değerlendirmelerin sol içerisindeki temel ayrışma noktasını oluşturduğudur." 

Sosyalist devrim hemen mi olmalı, yoksa henüz vakit erken mi? Devrim mücadelesinin öncü kuvveti "eli nasırlılar" mı olacak, yoksa "zinde kuvvetler" mi? 27 Mayıs'tan 12 Mart'a kadar süren yaklaşık on yıllık zaman diliminde sol çevrelerin en canlı tartışmaları bu sorular etrafında şekillenmişti. Birçok hareket Kemalist miras ile yoğurduğu sosyalizm anlayışında orduya ilerici ve devrimci bir rol atfetmiş, kimileri ise devrimi demokratik yollardan örgütleme inancını korumuştu.

Özgür Mutlu Ulus, bu kapsamlı çalışmasında, 1960-1971 yılları arasında siyaset sahnesinde yer alan sol hareketlerin orduya ve cuntacılığa yaklaşımlarını incelerken, aralarındaki teorik tartışmalara da geniş yer ayırıyor; orduya bakışın sol çevrelerin siyasi anlayış ve pratiklerini belirleyen temel unsurlardan biri olduğunu ileri sürüyor. Dönemin sol hareketlerine dair sunduğu panoramayı, sosyalist çevrelerden önemli isimlerle yaptığı görüşmelerle zenginleştiriyor.

408 s. İstanbul 2016

samanizm-esrik-yolculuk7ffb40a36f675abdeb77c79299b16641.jpg

Esat Korkmaz

ŞAMANİZM-ESRİK YOLCULUK

Berfin Yayınları

Şamanın esrik yolculuğuna katıldı mı bir kere insan, geçmişe açılan kapısız kapıyı aralar: Kapıdan içeriye adımımızı atar atmaz, kendimize karşı savaş açar ve bellek yaralarımızı kanatırız; unutulmuş anılarımız, bilincimizin dışına savrulur ve uğuldamaya başlar. 
Kierkegaard'ın da belirttiği gibi yaşam, arkadan öne doğru koşar, ancak geriye dönülerek anlaşılabilir. 

Dikkat kesilirsek eğer yaşamın arkamızdan bizi; -Haydi yürü, haydi yürü!, diye dürttüğünü algılarız: Önümüz henüz yaşanmamış bir boşluktur; dürtüldükçe boşluk çağırır bizi. Yükseklik korkusu çekenler, yaşam dürtse de boşluğa adımını atamaz, şimdide çakılı kalır, ne gelecek olabilir ne de geçmiş; korkuyu yenenler ise yaşam dürttükçe geleceğe kanat açar: Arkamızdan ölüm mırıldanırken, yaşam önümüzde kahkahalar atar. Duygularımız sel olup akar; akar da biz de kendi denizimizi bulabiliriz; sıcağı düşünmek ateşten, soğuğu düşünmek buzdan farklı şeyler olup çıkar.
Herkesin yalnız, diğer herkesin tehdit olduğu koşullarda şaman gibi uçmak isteriz; kanat takmak koşul olduğu için yaşamımız, şamanın esrik yolculuğuna yüzerek eşlik eder; şamanın giysisini, yani karanlığı giyiniriz ve yeni bir yaşamda, yaşamaya başlarız. Ellerimiz farklı, sesimiz farklı, sevgimiz farklıdır. Bu uyanıkken görülen bir rüyadır: Rüyamızı görmemize neden olan şamana -Merhaba!

285 s. İstanbul 2016

tanrinin-cocuklari77ba2b848cd1f58e8d239e283ffadae1-006.jpg

Mary Doria Russell

TANRININ ÇOCUKLARI

Metis Yayıncılık

Mary Doria Russell'ın ilgiyle okunan romanı Serçe'den sonra Tanrının Çocukları da Türkçede: Beklenmedik dönemeçlerle dolu incelikli olay örgüsü ve edebi ustalığıyla en az ilki kadar güçlü bir eser.

Roman, Jana'ata ve Runa adlı iki akıllı türün bulunduğu Rakhat gezegenine yapılan ilk seferde yaşanan felaketin ardından, yeni bir sefer için kolların sıvanmasıyla başlıyor. Dünya'da hazırlıklar sürerken, paralel bir anlatımla, Rakhat'ta insanların ister istemez başlattığı değişim rüzgârına da tanık oluyoruz. Zorlu bir yolculuğun ardından Dünyalı ekip hedefe vardığındaysa, iki gezegenin halklarının kaderi bir kez daha kesişiyor. 

Bir bilimkurgu romanı olarak Tanrının Çocukları'nın ayırt edici özelliği antropolojik derinliği: karakterlerin karmaşık iç dünyasını ikna edici bir şekilde resmetmesi; onların zaaflarını, kendi kendini kandırma ve anlam olmayan yerde bile sürekli anlam arama eğilimlerini, hırs ve yanılgılarını, iyi niyetle de olsa başkalarına zarar verme kapasitelerini gözler önüne sermesi. Dahası, yazarın önemli toplumsal meselelere -farklı türlerin/kültürlerin bir arada yaşaması, anlayış ve hoşgörünün kendinden farklı olanı tanımayla başlaması, katı geleneklerin zulmü, değişimin kaçınılmazlığı vb- yaklaşımı da kayda değer. 

Bütün bunlara yaratıcı bir hayal gücü ve kitabın her sayfasında hissedilen ince bir mizah da eklenince, ortaya keyif ve heyecanla okunan doyurucu bir roman çıkıyor. Tüm bilimkurgu hayranlarına ve edebiyatseverlere tavsiye ediyoruz. 

548 s. İstanbul 2016

yesil-paradoks1ab1ed3902cda1a97a780fec64f34e36.jpg

Hans-Werner Sinn

YEŞİL PARADOKS-KÜRESEL ISINMAYA ARZ YANLI YAKLAŞIM

Koç Üniversitesi Yayınları

İklim değişiyor, dünya ısınıyor, artan enerji ihtiyacı daha fazla karbon salınımına neden oluyor. Bu gidişatı yavaşlatmak için dizel motor kullanımını, binaların yalıtımının güçlendirilmesini, güneş ve rüzgar gibi yeşil enerjilerden daha çok faydalanılmasını teşvik eden politikalar üretiliyor. Ancak Sinn'e göre, küresel ısınmayı azaltmaya yönelik mevcut politikalar etkisiz. Biyoyakıt kullanımının teşvik edilmesi gibi bazı politikalarsa düpedüz zararlı."Yeşil Paradoks" işte bu noktada ortaya çıkıyor: Sinn'e göre fosil kaynaklı enerji tüketiminin azaltılacağı beklentisi, aslında iklim değişikliğini hızlandırıyor. Sinn, bu paradoksa kışkırtıcı bir çözüm öneriyor.

Yazarın Türkçe baskı için özel önsözüyle.

Hans-Werner Sinn, Münih Üniversitesi'nde ekonomi ve kamusal finans profesörü, CESIfo Group'un başkanı.

217 s. İstanbul 2016

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

terorizmin-tarihi-antikcagdan-isid-e1fae6ed0746b100b26bb78b76431927b.jpg

Kolektif

Hazırlayan:Gerard Chaliand, Arnaud Blin

TERÖRİZMİN TARİHİ-ANTİK ÇAĞDAN IŞİD’E

Nora Kitap

Terörizm çağında yaşıyoruz, ama tarihinden bihaberiz. Görüntülerin şiddetine, tehditlerin artışına, bilginin "durmaksızın" karışmasına maruz kaldığımızdan nihai olarak düşünmeye ve tahlile çok az yer ayırıyoruz. Yine de terörizm olgusunu anlamaya çalışmak acil bir görev.

Uluslararası uzmanların katılımıyla Gérard Chaliand ve Arnaud Blin elinizdeki bu eserde terörizmin tarihini antikçağdan en modern biçimlerine dek gözler önüne seriyor ve bize terörizm algısının ne denli evrildiğini anlatıyor. Böylelikle, radikal İslamcılık tarihsel bağlamına yerleştiriliyor. Yalnızca böylesi derin bir bakış, etkileri yok olmaktan uzak bu olgunun günümüzdeki kozlarını kavramamıza yardımcı olabilir.

Terör meselesi, antikçağın Zelotlarından ortaçağın Haşhaşilerine, 1789 terör hareketinden Stalinist teröre, İkinci Dünya Savaşı'nda direniş gruplarının teröründen Latin Amerika devrimci hareketlerine ve günümüz radikal İslamcılığına kadar, geniş bir tarihsel bağlamda ele alınıyor. Terörizmin Tarihi'nde, İslamcı terörizmin temel kaynaklarına odaklanılarak, ulusaşırı modern terörizmin oluşumu ve günümüz intihar eylemcilerinin yükselişi etraflı bir biçimde tartışılıyor.

Yazarlar aynı zamanda, Bakunin'den Usame Bin Ladin'e, terörizmin başlıca aktörlerinin söylev, bildirge ve diğer kuramsal metinlerini bir araya getirdiler. Dolayısıyla, sevgili okur, elinizin altındaki ilk büyük terörizm ansiklopedisidir!

741 s. İstanbul 2016

yesil-papa9f190948c26c0668c8d03c9c70cc7d07.jpg

M. Angel Astuiras

YEŞİL PAPA

Yordam Yayınları

Latin Amerika edebiyatının Nobel ödüllü yazarlarından ve "büyülü gerçekçilik" akımının kurucularından Miguel Angel Asturias, ülkesi Guatemala'nın ve yerli halkın toplumsal sorunları özelinde, dünyaya, doğaya, emperyalist sömürüye ve kurtuluş olanaklarına bakmaya, kendine has edebî diliyle okurları mest etmeye Yeşil Papa'da da devam ediyor. 
Asturias'ın "Muz trilojisi" olarak da bilinen üçlemesinin ikinci kitabının odağında, Chicago'daki büyük muz tröstünün başkanı, "Yeşil Papa" lakaplı Geo Maker Thompson var. 
Toprakları, çaresizliklerinden ya da zorla ellerinden alınan köylüler ve Yerliler, birleştirilerek büyük muz tarlaları hâline getirlmiş kendi eski arazilerinde, çok ağır sömürü şartları altında çalıştırılırken; Yeşil Papa da, güçsüz, örgütsüz, saf insanları sömürmekteki dehası sayesinde, büyük bir servet biriktirmektedir. Peki, Yeşil Papa'ya karşı bir direniş mümkün müdür; mümkünse kimlerle, nasıl, ne zaman?..
Muz hevenklerini tarlalardan vagonlara, vagonlardan gemilere yük hayvanları gibi sırtlarında taşıyan köylülerin çetin hayatı bir yanda, Yeşil Papa'nın zalimliği ve hükümetteki adamların alçaklığı diğer yanda… Bu kavganın kazananı kim olacak sonunda? 

Yazar, edebiyat tarihçisi ve folklor araştırmacısı Tahir Alangu, Asturias'ın bu büyük kavgayı anlatırken geliştirdiği özgün dilini şu sözlerle anlatıyor: "O, ele aldığı temalara ve yurdunun gerçeklerine uygun düşen, canlı, Avrupa roman geleneğini aşan bir anlatım tekniğine ulaşmıştır. Dünya romanında başka öncüleri de olan bu yeni ve güçlü roman anlayışında, gündelik gerçekleri, olağanüstü bir söz gücü ve canlı bir lirizmle aktaran, iklimin, tropikal bitkilerin, eski inançların, büyücülüğün, geleneklerin, kültür çatışmalarının, iktisadi savaşların birleşerek ortaya konduğu, okuyanları sarsan bir etkileme gücü var."

416 s. İstanbul 2016

ah-su-osmanli8410b1046d7e61f917bd9c2f8aa2640f.jpg

Demirtaş Ceyhun

AH ŞU OSMANLI

Asi Kitap

Sultan Hamid'in Maarif Nazırı Haşim Paşa, okul sayısı biraz artıp da işler karmaşıklaşınca, "Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim!" demiş.

Biliyorsunuz, ne zaman dinlemişsek Haşim Paşa'nın bu sözlerini, Yahu!.. Mektep olmadan marif olur mu bre!..." diyerek adamın cahilliğine hemen kahkahayı patlatmışızdır hepimiz. Gerçekten, okul olmadan maarifin olmayacağını bilmeyecek kadar cahil biri midir bu Osmanlı nazırı? Yoksa, Osmanlı gerçeği konusunda cahil olan bizler miyiz?

Çünkü, hiç kuşku yok, Haşim Paşa; "Allah aşkına nereden çıkardınız şu mektepleri!.. Maarifi medreselerde ne güzel idare edip gidiyorduk..." demektedir aslında. Ama medreselerin bildiğimiz türde bir eğitim kurumu olmadığını, Örneğin Osmanlı imparatorluğu'nun ta 1913 yılına dek bütün tarihi boyunca tek bir medrese yaptırmadığını, tek bir hocasına maaş ödemediğini aramızdan kaç kişi bilir ki...

Mustafa Kemal, "Tevhid-i Tedrisat" yasasıyla, İslamiyetin Sünni-Hanefi inancını yaygınlaştıracak mücahid yetiştiren bu medreselerle, din dışı eğitim veren mektepleri mi birleştirmeyi amaçlamıştır? Yani, "Tevhid" sözcüğünü "birleştirmek"anlamında mı kullanmıştır, yoksa "tek" anlamında mı?

Demirtaş Ceyhun'un bu sorulara yanıt arayan bu çalışmasının da, toplumsal bilincimizdeki bir çok kanıyı temelden sarsacağına kuşkumuz yoktur.

488 s. İstanbul 2016

oda-001.jpg

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)