• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 30 °C

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 23 Ağustos 2016

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 23 Ağustos 2016
Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi...

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

'Aldatıldık' dememek için, 'aldanmamak' için ve ülkemizde ve dünyada olan bitenlerin farkında olmak için okumak ve daha fazla okumak gerektiğini bir kez daha ghatırlatmakta bir sakınca görmüyoruz.

Ülkemizin sürüklenmeye çalışıldığı karanlığa karşı en etkili direniş alanlarından birinin 'okumak' olduğunu düşünüyor ve sizlere daha aydınlık günlerde daha çok kitaplı gelecek günler diliyoruz.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

Kitap dünyasındaki son gelişmelerden haberdar olmak için ABC Kitap sayfalarını takip etmeniz sizin için yeterli.

ABC Kitap sayfalarını okumadan kitapçı ve sahaf turuna çıkılmaz.

ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR

elestirinin-sesic4c83a614d9223ba5f5f6807c219fd32.jpg

Füsun Akatlı
ELEŞRTİRİNİN SESİ
Kırmızı Kedi Yayınları

Füsun Akatlı inceleme ve eleştiri olarak da nitelendirilebilecek bütün yazılarında, denemeci ve felsefeci kalemini hiç eksik etmedi. Eleştiriyi bilimsel bir etkinlik olarak görenlerin karşısında, onun edebi bir etkinlik olduğunu savundu. Bunun yanı sıra "deneme/eleştiri" türünün yazın-içi konumunu da tartışmaya açtı sık sık. 

"Edebiyat bilim olunca, artık edebiyatın gereklerini yerine getirmek zorunda kalmayacak, ama ne de olsa dört başı mamur bir bilim de olamayacak. Edebiyata uç desen, ben uçamam deveyim diyecek, koş desen, koşamam ki, ben kuşum diyecek: Böylece işler kolaylaşacak, bir tür belge dökümü, röportaj kayıtlarının aktarılması, sosyolojik verilerin değerlendirilmesi vb. bu 'bilimsel edebiyat'ın malzemesi olacak ve bugün bu işlerden anlayanlarca edebiyattan sayılmayan birçok kalem çabası, tepeden inme yoluyla kendini edebiyat olarak tescil ettirecek. Böylece, herkes nasıl reisicumhur olabiliyorsa, sanatkâr da olabilecek artık!"

Akatlı'nın yazın ve düşünce alanına ilişkin sorunları birikiminin süzgecinden geçirerek, eşine az rastlanır durulukta bir akıl yürütmeyle kaleme aldığı yazılarından oluşan Eleştirinin Sesi, okurlara geliştirici tartışma kapılarını aralıyor.

344 s. İstanbul 2016

 

thibault-lar-ibe1a8386fda9b86007574c92ede5a533.jpg

Roger Martin du Gard
THİBAULT’LAR-I
Yapı Kredi Yayınları

Martin du Gard'ın sekiz kitaptan oluşan Thibault'lar adlı yapıtı YKY'de üç ciltte biraraya getirilecek. Birinci ciltte Gri Defter, Yetiştirme Yurdu, Güzel Günler, Hasta Çocuklar ve Sorellina adlı beş roman yer alıyor.

1937 yılında Thibault'ların yedinci kitabı 1914 Yazı ile Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Martin du Gard, bu nehir romanda 20. yüzyılın ilk yarısındaki bir Fransız burjuva ailesinin öyküsünü anlatır.

Egoist ve hoyrat bir babanın otoritesi altında parçalanma noktasına gelen bir aile... Bu ortamda tutkulu, isyankâr ve idealist küçük Jacques, arkadaşı Daniel de Fontanin'de adeta ruh ikizini bulur, ona büyük bir dostlukla bağlanır. Ne ki birbirlerine yazdıkları mektupların içeriğinin öğrenilmesi büyük bir drama yol açacaktır. 

Jacques'ın ciddi, tutucu ağabeyi Antoine ise bir yandan kardeşine olan sevgisi öte yandan babasına duyduğu saygı arasında kalmıştır, ne yapacağını bilemez, kendini bütün varlığıyla mesleğine, tıbba adar... 

656 s. İstanbul 2016

 

korburuna37aefd31d37eb430d56757193cbfd1a.jpg

Hikmet Hükümenoğlu
KÖRBURUN
Can Yayınları

Hikmet Hükümenoğlu, üç kuşağın aşklarını, hırslarını, düş kırıklıklarını anlattığı Körburun'da "büyük roman"ı deniyor ve bizi öykünün bireyi aştığı yere bakmaya yönlendiriyor.

"Birazdan güneş doğacaktı. Uyuyan cırcırböcekleri uyanacak, yorulanlar uykuya dalacak, insanlar yataklarından kalkıp kahvaltı masasına geçecekti. Yıldızlara bakılırsa bulutsuz, rüzgârsız, ılık bir gün olacaktı. Önce uzaktan düdük sesi duyulacaktı, sonra şehir hatları vapuru, yosunların kokusunu kabartan köpükler çıkararak iskeleye yanaşacaktı. İçi her zamanki gibi çay ve mazot kokacaktı. Halatlar atıldıktan birkaç dakika sonra hemen toplanacaktı; vapur Körburun'da çok beklemeyecekti çünkü Seher'den başka yolcusu olmayacaktı büyük olasılıkla."

Körburun, hem uzak hem yakın bir ada… Sapa, içine kapalı ama bir o kadar da yakınındaki anakaranın uzantısı. Kuşaklardır gözden ırak, ağır akan yaşantısı aslında hiç yabancısı olmadığımız bir öykü anlatıyor bize. Eski, "ah ne güzel komşularımız" ile geçen günlerden gittikçe kendi içine kapanan, içine kapandıkça da kendi kurallarındaki dayatmacılığın sertleştiği bir yaşamın adım adım örüldüğü Körburun'da gürültülü şeyler hakkında susulur, günlük sesler ise uğultuya dönüşür. 

592 s. İstanbul 2016

 

tuneldeki-cocukbf0102a3b867c3bfc7957972b704bc1b.jpg

Sait Faik Abasıyanık
TÜNELDEKİ ÇOCUK
İş Bankası Kültür Yayınları

"Sait Faik yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Gülhane Parkı'nda, ne bileyim bir dükkânda ya da İstanbul'un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları kollarından tutup öykülerine sokuşturur. 

Tabii, bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz." 
-Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu'dan-

120 s. İstanbul 2016

 

sinif-sendika-siyasetb7a46b12e6a9de2fc675e5b2b08f4dfb.jpg

M. Hakan Koçak, Ahmet Makal, Aziz Çelik
SINIF SENDİKA SİYASET
Türkiye Emek Tarihinden Kesitler
İmge Kitabevi

Sınıf Sendika Siyaset'te, Türkiye emek tarihinden önemli ve ilginç kesitler yer alıyor. Tek parti döneminden çok partili döneme, oradan günümüze kadar uzanan süreçte, ama esas olarak 1940'lı, 50'li ve 60'lı yıllar itibariyle Türkiye'de işçi sınıfının oluşum süreci, sendikal örgütlenme girişimleri, devletin işçi ve esnaf örgütlenmeleri karşısındaki tavrı ile bu örgütleri vesayet altına alma ve baskılama çabaları, bu kesitlerin belli başlıları. Bu uzun zaman aralığında, bir taraftan iktisadi alanda gelişme ve siyasal alanda demokratikleşme süreçleri yaşanırken, diğer taraftan da her dönemde değişik görünümlerle varlığını sürdüren otoritarizm ve bunun emek evrenine yansımaları, Sınıf Sendika Siyaset'teki çalışmalarda yer buluyor. Türkiye sosyal politika yazınında üzerinde ya hiç ya da yeterince çalışılmamış olan bu kesitler, Sınıf Sendika Siyaset'te özgün arşiv belgeleri yardımıyla kapsamlı bir incelemeye tâbi tutuluyor ve eser bu biçimiyle Türkiye'de emek tarihi çalışmalarına ciddi bir katkı oluşturuyor.

431 s. İstanbul 2016

 

wigan-iskelesi-yoluc5c63d1effd17f510566e200cbca89c9.jpg

George Orwell
WİGAN İSKELESİ
Can Yayınları

Wigan İskelesi Yolu, George Orwell'in İngiltere'nin sanayi bölgelerinde bugün de fazla değişim göstermeyen ve zaman içinde siyasal etkisinden hiçbir şey yitirmemiş olan işçi sınıfı yaşamıyla ilgili deneyimlerini aktaran önemli bir inceleme. Sosyal adaletsizlik, korkunç konutlar, madenlerdeki çalışma koşulları, sefalet, açlık ve yaygın işsizlik sorunlarının müthiş bir öfke, insancıllık ve dürüstlükle aktarıldığı bu kitabı Peter Ackroyd, "Gerçek deha örneği… Orwell'in bütün öfkesi, hayal kırıklığı, umutsuzluğu ve acısı Wigan İskelesi Yolu'nda en anlamlı ifadesini buluyor," diye tanımlıyor. 

"Paranın feodalizme karşı savaşı olan İçsavaş'ta, Kuzey ve Batı kraldan yanayken, Güney ve Doğu parlamentodan yanaydı. Fakat kömür kullanımındaki artışla birlikte, sanayi Kuzey'e kaydı ve orada yeni bir insan tipi, başarısını kendisine borçlu olan Kuzeyli işadamı ortaya çıktı. Nefret dolu 'ya başarılı olursun ya defolursun' felsefesiyle Kuzeyli işadamı, yarım kron ile yola çıkan ve sonunda elli bin sterlini olan ve her şeyden çok, para kazandıktan sonra eskisine oranla daha da nobran olmasıyla övünen tiptir. İncelendiğinde, yegâne meziyetinin para kazanma yeteneği olduğu görülür. Bizden ona hayranlık duymamız beklenir; çünkü dar kafalı, çıkarcı, cahil, açgözlü ve görgüsüz olsa da, adamda 'cevher' vardır, 'başarılı olmuştur', başka bir ifadeyle, nasıl para kazanılacağını biliyordur."

240 s. İstanbul 2016

 

multeci0a22140d2774e670e1e6a3b7e8f98aec.jpg

Kemal Siyahhan
MÜLTECİ
Sel Yayıncılık

"Beni unut! Oturma iznin olmadığı için biz yokuz derdin hep; sana kızardım. Şimdi hak veriyorum, biz yokuz; ömrümüz, kelebekler kadar. Geriye bakmadan kendine yeni bir hayat kur ve beni unut, bol şans sana."

Vedaları, kayıpları, kimliksizleştirilmeyi, yok sayılmayı, açlığı, işsizliği, aşkı ve tutunma çabasını Türkiye'ye kaçmış Afgan bir mültecinin ağzından anlatan Kemal Siyahhan, Taliban'ın, Afgan kadınların yaşadıklarının, savaşın ve muhalifliğin etrafında uluslararası bir yarayı kanatıyor. Hikâyesi İstanbul'da kesişmiş, birbirinden farklı düşünceleri, beklentileri olan insanların çaresizlik içinde birbirlerine sarılmalarını ustalıkla resmederken mülteciler için umudun her şeye rağmen var olduğunu kanıtlıyor.

191 s. İstanbul 2016

 

halife-nin-ihtisami4744fb4080d7f78bbca2381b98696eac.jpg

Benson Bobrick
HALİFE’NİN İHTİŞAMI
Bağdat’ın Altın Çağında Dillere Destan Bir Saray
Doğan Kitap

Bağdat'ın altın çağında dillere destan bir saray.

Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla Avrupa zayıf düşerken Doğu'da siyasi ve kültürel bir altın çağ yaşanıyordu.786'da tahta çıkan Halife Harun Reşid'in sarayının görkemi, ordularının gücü ve adil karakteri dillere destandı. Abbasiler imparatorluk topraklarını genişletirken önemli bir ticari ve askeri güce dönüştü. Harun Reşid, Kutsal Roma İmparatoru Charlemagne ile Bizans'a karşı ittifak yaptı. İki "imparator" birbirlerine değerli armağanlar verdi, Harun Reşid'in gönderdiği beyaz file Charlemagne büyük ilgi gösterdi. Halifenin sarayında himaye ettiği âlimler, şairler ve müzisyenlerle Bağdat zengin bir kültür merkezine dönüştü ve İslam dünyası benzersiz bir gelişim gösterdi. İspanya'daki ve Sicilya'daki Arap emirliklerinin de bu altın çağa büyük katkısı oldu.Benson Bobrick Halifenin İhtişamı'nda Abbasi devletinin görkemli tarihini ve dünya uygarlığına yaptığı katkıyı renkli hikâyeler eşliğinde anlatıyor.

256 s. İstanbul 2016

 

kotulugun-anatomisib12c8a39b2103d14017cbb8efe157f29.jpg

Simon Baron-Cohen
KÖTÜLÜĞÜN ANATOMİSİ
Say Yayınları

Sınırda kişilik bozukluğu, psikopati, narsisizm, otizm... Bu tanıların konduğu kişilerin ortak bir noktası var: empati eksikliği.

Empati eksikliğinin sebep olabileceği durumlar bazen son derece tehlikeli boyutlara ulaşabilmekte. Verilecek en iyi örnek Nazi "bilim insanları" olsa da, Columbine Lisesi Katliamı, Uganda'daki isyancı askerlerin anneleri çocuklarını öldürmeye zorlamaları gibi dünyanın her yerinden birçok vaka bu durumun ne gibi sonuçlara varabileceğini kanıtlıyor.

Kötülüğün Anatomisi, ödüllü psikolog Simon Baron-Cohen'in insan zalimliğine dair geliştirdiği beyin temelli yeni teoriyi ele alıyor. Sadece biyolojik değil, sosyal ve çevresel etmenlerin de empati erozyonuna neden olabileceğini öne süren Baron-Cohen kötülüğe, yani kendi deyişiyle empati eksikliğine dair süregelen fikirlere yeni bir bakış açısı sunarak literatüre oldukça nitelikli bir kaynak sağlıyor.

248 s. İstanbul 2016

 

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

 

laiklik-savunulmalidir672a6515a17cd0d5673080ee137c3b0c.jpg

Ergin Yıldızoğlu
LAİKLİK SAVUNULMALIDIR
Tekin Yayınevi

Bir darbe girişiminin ardından "temizlik" sürecinin gelmesi anlaşılabilir. Ancak burada iki olasılık var: Ya bu "temizlik" süreci devleti, gelişmiş bir kapitalist toplumun gereksinimlerine cevap verecek, gelecekte bir darbe tehlikesini ortadan kaldıracak yönde yeniden düzenlemeye yönelir ya da darbenin hedefi olan kesim paranoya düzeyine ulaşan bir korkuyla, gelecekte ortaya çıkabilecek tüm tehlikeleri önleyebilmek için devleti tüm organlarıyla bir kişinin (grubun) elinde toplayacak, "her şeyi" yakından izlemeye olanak verecek yönde yeniden yapılandırmaya yönelir. 
-Ergin Yıldızoğlu-

168 s. İstannbul-2016


yenicag-avrupasi-nda-diller-ve-topluluklara22f465714df3f355aec32a2c4d8d50a.jpg

Peter Burke
YENİÇAĞ AVRUPASI’NDA DİLLER VE TOPLULUKLAR
Islık Yayınları

Avrupa kavramı gerek Türkiye'de gerek dünyada sıkça güncel tartışmalara konu edilmektedir. Avrupa'da Rönesans, en genel anlamda "Avrupa'nın Avrupalaşması" sürecinin temel dinamiği olan Rönesans hareketini ve bu hareketin 14. yüzyıl İtalya'sında, antik kültüre hayranlık duyan küçük bir arkadaş çevresinden çıkıp, Avrupa'nın düşünsel ve kültürel çehresini değiştirecek, karşı konulmaz bir salgına nasıl dönüştüğünü anlatıyor. 

Peter Burke bu kitabında, Rönesans'ın çıkış noktası olan hümanizmin ürettiği evrensel değerlerin, Avrupa'nın coğrafi farklılıklarına göre aldığı yerel biçimleri; zaman içinde gelişen etkileşim araçlarıyla birbirine daha çok karışan, harmanlanan, ortaklaşan sanatsal ve düşünsel üretimi, tüm bu gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni insan tipini, hareketin düğümlendiği merkez noktalardan, etkisinin azaldığı çeperlere kadar titizlikle takip ediyor. 

Bu kitap, Avrupa kimliğinin kültürel oluşum sürecini, Rönesans hareketinin önemini, matbaanın icadının bu harekete nasıl ivme kazandırdığını merak edenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.

474 s. İstanbul 2016

 

moltke-nin-turkiye-mektuplaribe22a4a204facf0b4ee07d1ff37e41c9.jpg

Helmuth Von Moltke
MOLTKE’NİN TÜRKİYE MEKTUPLARI(1836-1839)
Remzi Kitabevi

XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili, gözleme dayanılarak yazılmış yansız ve seçkin bir eser. Feldmareşal Helmuth von Moltke 1800 yılında Almanya'da doğdu; eski bir aristokrat aileye mensuptu. 1836-1939 yılları arasında gezmek üzere geldiği Türkiye'de askeri uzman ve danışman olarak kaldı. Başta İstanbul ve Boğaziçi olmak üzere birçok yerin haritasını yaptı. Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok yerini gezdi, doğu illerinde küçük askeri hareketlere katıldı; Mısır ordusuyla Nizip'te yapılan ve bozgunla sonuçlanan savaşta aktif rol aldı, ama bütün çabalarına rağmen sonucu önleyemedi. 1858-1888 yılları arasında Prusya devleti genelkurmay başkanlığına atandı. 1891'de Berlin'de ölen Moltke, alışılagelmiş komutan tiplerinden fazla, bir bilgine benzerdi; çok az konuşur, gözlemlerinde yanılmaz ve bunları arı bir dile yansıtırdı. Özgün adıyla Türkiye'deki Olaylar ve Durum Üzerine Mektuplar olan bu eser, Moltke'nin aile ve dostlarına Türkiye'den yolladığı mektupların bir araya toplanmasıyla meydana gelmiştir.

384 s. İstanbul 2016

 

unnamed-040.jpg

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)