• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 24 °C

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 9 Mayıs 2016

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 9 Mayıs 2016
Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi...

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

'Profesör' ünvanı taşıyan akademi yöneticilerinin cehalete övgüler düzdüğü ve okuyan sayısının artışı karşısında 'hafakanlar bastığını' açıkladığı günümüz Türkiyesinde, kitaba ve kitabın aydınlığına daha çok ihtiyacımız olduğu çok açık!

Ülkemizin sürüklenmeye çalışıldığı karanlığa karşı en etkili direniş alanlarından birinin 'okumak' olduğunu düşünüyor ve sizlere daha aydınlık günlerde daha çok kitaplı gelecek günler diliyoruz.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

Kitap dünyasındaki son gelişmelerden haberdar olmak için ABC Kitap sayfalarını takip etmeniz sizin için yeterli.

ABC Kitap sayfalarını okumadan kitapçı ve sahaf turuna çıkılmaz.

ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR

luks.jpg

Hamit Bozarslan
LÜKS VE ŞİDDET
(İbn Haldun’da Tahakküm ve Direniş)
İletişim Yayıncılık

Ortadoğu tarihi ve şiddet üzerine araştırmalarıyla tanınan Hamit Bozarslan, "Med 21 Programı İbn Haldun Ödülü"ne layık görülen Lüks ve Şiddet, İbn Haldun'da Tahakküm ve Direniş adlı bu çalışmasında, iktidar ve medeniyet kavramlarına İslâm coğrafyasının en önemli düşünürlerinden İbn Haldun'un gözüyle bakıyor.

İbn Halduncu siyaset felsefesini tahakküm ve direniş diyalektiği üzerinden, Machiavelli, Pareto, Toynbee gibi Avrupalı düşünürlerle karşılaştırarak yorumlayan Bozarslan, aynı zamanda onun medeniyet kuramının barındırdığı çıkmazlara ve umutlara işaret ediyor.

Bugün Ortaçağ İslâm düşünürü ve tarihçi İbn Haldun'u okumak ne anlama geliyor? Devlete, iktidarın yükseliş ve çöküşüne, devrimlere ve toplumların birlik duygusunun gücüne dair saptamalarını, İslâm coğrafyasında ve ötesinde cereyan eden çatışma ve krizleri anlamak için bir anahtar olarak kullanabilir miyiz? İktidarların ve toplumların şiddet sarmalına sürüklenerek çökmeleri kaçınılmaz bir yazgı mıdır?

İbn Haldun'un önerdiği model, incelemenin merkezine çelişkiyi koyar: Kent, şiddet olmadan kurulamaz ama varlığını onunla birlikte de sürdüremez. Çoğunlukla sert ve vahşi bir kurucu güç tarafından ele geçirilip ehlileştirilen kent, başka birtakım güç arzularını doğurur; bu arzular kent için her zaman ölümcül olmasa da, onu sürekli mücadelenin içinde tutar. İktidar sistemli hale geldikçe, kent de gitgide sistemli bir şiddet üretmeye başlar. Çöküş söz konusu olmasa bile, zamanının büyük bir bölümünü ister istemez bizzat üreticisi ve kurbanı olduğu bir şiddeti engellemeye vakfeder.

253 s. İstanbul, 2016

feminist-001.jpg

Alison Stone
FEMİNİST FELSEFEYE GİRİŞ
Otonom Yayıncılık

Feminist felsefe nedir? Alison Stone, işte bu basit gibi görünen soruyla başlayıp engin bir ufka açılıyor. Feminist felsefeyi özgün sorularının yanı sıra felsefenin diğer alanlarıyla ortak soruları üzerinden inceliyor. Felsefi tartışmalar açısından adeta bir kılavuz netliğinde ve sadeliğinde olan incelemesi, feminist politikayla ilgilenen herkesin kafasında az ya da çok bulunan o kilitli kapıların anahtarlarını da sunuyor.

Stone, yalın diliyle bizi yedi alanda düşünmeye itiyor: Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsellik, cinsel fark, özcülük, doğum ve feminizm. Cinsiyet nedir; biyolojik midir, performatif midir yoksa toplumsal bir inşa mıdır? Birbirimizi cinsiyete göre sınıflandırmaktan kaçınabilir miyiz? Ya da toplumsal cinsiyet nedir? Toplumsal cinsiyetleri yeniden tanımlamayı mı, ortadan kaldırmayı mı yoksa çoğaltmayı mı hedeflemeliyiz? Dişi ve erkek bedene dair belli sembolik kalıplar içeren kültürler değiştirilebilir mi? Peki kadın kimdir? Tüm kadınların ortak nitelikleri var mıdır? Yoksa fark üzerinden bir okuma mı yapmak gerekir? Öyleyse kadınların farkını ortaya koymak, eşitlik mücadeleleriyle ters düşer mi?

Stone, her bölümde karşımıza çıkan böyle onlarca soruyu, asla indirgemeciliğe düşmeden sakince yanıtlıyor. Bunu yaparken, Irigaray, de Beauvoir, Butler, Wittig ve daha nice önemli feminist düşünürün fikirlerini kat ettiği gibi, Arendt, Foucault, Freud ve Lacan gibi düşünürlerin feminist felsefeye etkilerini de ortaya seriyor. Bu kitap feminist felsefe, feminist teori, kadın araştırmaları ve politik teoriyle ilgilenen herkes için başvuru niteliğinde…

344 s. İstanbul, 2016

aslan.jpg

Mehmet Aslan
İNSAN BİR UMUT ŞİMDİ
İnsancıl Yayınları

Berrin Taş’ın kaleminden Mehmet Aslan’ın yapıtı;

“Mehmet Aslan’ın şiirlerinde bu dünyanın yaşanası bir yer olmadığını duyarsınız. Bu dünya insana uygun değildir. Belki de bu nedenle savaşın savurduğu insanlar, savaşın yıkıcılığı, yakıp yıkılan bir ülke… Suriye, Irak’lı kadınlar, ölüm dile gelir şiirlerinde.

Binbir kılığa bürünen ölüm Berkin, Ethem, Ali İsmail adlarıyla somutlaşır. “pusuda, yılan sessizliğinde bekler ölüm.”

Mehmet Aslan’ın şiirlerinde umudun karanlığa inat yeşermesi gerektiğini duyarsınız. “…durulmuş sularda bir balık/ yüzüyorum// kör bir karanlık/ korkuyorum// durmuyorum/ yeni güne doğru/ koşuyorum…” “Yeni güne doğru” şiirinde yaşanası bir dünyaya yürümek isteyen insanın sesini duyarsınız.

İnsan bir umut şimdi.

Eyleyen insanın şiire yolculuğu karanlığın içinden ışığa yürüyen insanın yolculuğudur. Türüne güvenen şairin şiiri, gerçekçi şiire değerli bir katkıdır. Gerçekçi bakışın yok sayılmak istendiği bir dönemde, umudu inatla korumak isteyen aydınlık şiirler, bana, insan tükenmez dedirtiyor.”

elifname.jpeg

Hasan Daşdemir
ELİFNAME-YARA
(Seçilmiş Öyküler)
Gece Kitaplığı

Hasan Daşdemir’in “Elifname-Yara” adlı kitabından bir alıntı;

“Akşam olmuştu. Beraber lokantada döner yedik. Ana cadde üzerinden hana döndük. Yorulmuştuk. Yataklarımızın üzerine geçip oturduğumuzda ben hala treni düşünüyordum. Gece pireden ben de babam da yatamadık. Sabah şafak sökmeden kalktık. Yola koyulduk. Babam, "gel seni eşeğe bindiriyim."

"Ben yayan giderim baba!" dedim. Eğri Köprü'yü geçtik. Şehir arkamızda kalmıştı.

Seni gördüğümde heyecan duyar, dilim tutulurdu. Aşkım hiç bu kadar büyük, arzum hiç bu kadar dizginsiz olmamıştı. Dikeni çok, altın ışıltılı yaban güllerine benzettim seni. Bir gece seni düşümde gördüm. Ayrıntılarını anımsamıyorum. Gelinlik içindeydin, beyaz kanatlıydın. Birden kollarına yığıldım. Sevinçten bayılmıştım, ya da ölmüştüm. Rüya tabirine baktım. Ölmek kavuşmaktır yazıyordu. Ne yazık ki kavuşamadık.”

213 s. İstanbul, 2016

morcepken.jpeg

Osman Şahin
MOR CEPKEN
Can Yayınları

Öykücülüğümüzün usta kalemi Osman Şahin, Anadolu'nun sesini, acısını, sevincini taşıyan yeni öyküleriyle okurun karşısında. Mor Cepken'i "o güzel insanlar"ın yitip gitmekte olan dünyasına bir ağıt olarak okuyabilirsiniz.

“Osman, sen bugüne kadar çok güzel hikâyeler yazdın. Toros Dağları'nın sesini, rüzgârını yazdın. Bekir Yıldız'dan farklı olarak Fırat'ı yazdın. O Fırat ki, insanları gibi öfkeli, delidolu akan bir sudur. Onu yazmak her yiğidin kârı değildir. Kolları Bağlı Doğan'da bu ülkenin insanlarına, sana yapılan işkenceleri, bu düzenin "işkence hücreleri"ni yazdın. (…) Osman, hikâyenin namusu, onuru her şeyden fazladır. Çünkü kalıcı olan budur. Yazarın parası pulu yoktur ama kaleminin namusu, şerefi, haysiyeti vardır. Sen ne yaptın? İki sayfa roman eleştiri yazın yüzünden aylarca hapis yattın. Burjuvalar bazı yazarlarımızdan daha iyi biliyorlar iki sayfalık yazının namusunu… Bundan böyle yazacaklarına dikkat et; kaleminin ucunu, bu toprakların ileriye dönük gerçeğinden sakın ayırma!

Yiğit kardeşim, halkımın yiğit oğlu Osman Şahin, gözlerinden öperim.”

-Ahmed Arif, Kasım 1988-

96 s.İstanbul, 2016

mavikiz.jpg

Berker Okan
MAVİ KIZ KAHVE ÇOCUK
Destek Yayınları

Berker Okan “Mavi Kız Kahve Çocuk” için şöyle diyor;

Tanrı bazı insanları ada, bazısını martı, bazısını fırtına, bazısını liman, kimisini de gemi olarak yaratır... Daha belki yüzlerce çeşidi vardır insanların. Kim bilir... Ben liman olarak yaratılanlardandım. Hiçbir zaman kadere isyan etmedim, alıp başımı gitmedim, gemileri yakmadım. O ise fırtınada sürüklenen bir gemiydi. Bana sığındı. Ona kucak açtım ve ne olursa olsun onu korudum, kolladım. Fırtına dindikten sonra bir daha gitmedi. Benim sahilime demirledi.

Sevgilimin adı Eleni Mavron. O mavi bir kadındır, gökyüzü gibi mavi ve sonsuz. Gözlerinde kuşlarıyla, bulutlarıyla koca bir gökyüzü vardır. Allah baba üzülmemesi gereken kadınların yanaklarına çukurdan işaret koymuştur ya; işte onlardandır Eleni Mavron. Gülüp de gamzeleri ortaya çıktığında dünya kusursuzlaşır. Dudakları uçsuz bucaksız papatya tarlasında tek başına açmış gelincik gibi kırmızı ve göz alıcıdır...

Onu tanıdıktan sonra anladım ki, diğer kadınlar, Tanrı'nın onu yaratmadan önceki eskizleriymiş. Eleni Mavron bir roman karakteri olarak gelmişti dünyaya ve Tanrı onun hikâyesini yazma görevini bana vermişti. Zaten bu yazdıklarım benim değil Eleni Mavron'un hikâyesiydi...

296 s. İstanbul, 2016

kahraman.jpg

Gülhan Erkaya Balsoy
KAHRAMAN DOKTOR İHTİYAR ACUZEYE KARŞI
(Geç Osmanlı Doğum Politikaları)
Can Yayınları

Bu çalışma, kadın bedeninin "neye hizmet etmesi" ve "nasıl sergilenmesi" gerektiği meselesinin, modernleşme niyetiyle kimi girişimlerde bulunan Osmanlı'da, hangi araçlar ve kararlarla çözülmeye çalışıldığını tartışıyor. Gülhan Erkaya Balsoy; bu tartışmayı, arşiv belgelerinin yanı sıra Osmanlı'da kadın doğumun kurucu "babası" Besim Ömer'in eserleri, 20. yüzyıl başında çoksatar olan ve kadınlara yönelik nasihatler içeren yayınlar ve kimi popüler edebî metinler üzerinden sürdürüyor.

Osmanlı'nın nüfusu kontrol etmeye çalışan kadın odaklı politikaları, bir yandan kadın bedenini denetim altına alıp siyasetin sahasına çekerken bir yandan da kadını ve kadın sorunlarını görünür kılıp üzerinde konuşulur hale getirmiştir. Devlet erki, Osmanlı nüfusunun artmasını -ama Müslümanlar lehine artmasını- isterken makbul kadını ve kadınlığı da tarif ediyordu.Makbul kadın vakti gelince hemen evlenmeli, çok çocuk doğurmalı, asla kürtaj yaptırmamalı ve kendisini doktorlara emanet etmelidir. Bu tarif, yaşadığımız dönemin siyasal diline ve amaçlarına ne kadar da denk düşüyor.

Günümüzde sürdürülen kürtaj tartışmalarının ve kadına/kadınlığa "had" bildiren sert erkek üslubunun kuruluşunu araştıran Kahraman Doktor İhtiyar Acuzeye Karşı, "cinsellik, doğum, hamilelik, düşük gibi deneyimlerin sadece biyolojik bedenle ilişkili olmadığını, son derece politik konular olduğunu bir kere daha hatırlatıyor."

256 s. İstanbul, 2015

nedim.jpg

Nedim Gürsel
BANA İTALYA’YI ANLAT
Doğan Kitap

Aşkın, tutkunun, şehvetin coğrafyası; tarihin, sanatın, estetiğin beşiği bir ülkeye, İtalya'ya götürüyor bizi Nedim Gürsel. Bazen yeni romanını yazmak bazen kendi içinde bir yolculuğa çıkmak için tekrar tekrar gittiği, "Italia mia"sını kendi serüveniyle harmanlayarak anlatıyor.

İtalya deyince, hep güzel günler, sevinçler, coşkular geliyor aklıma. Bu ülkede sanki hiç kötü günüm olmadı. Cenova'da kederden, ayrılıktan öleyazan ben değildim. Gece yarısı otobüslerinde kenti, kentleri bir uçtan bir uca kat eden de. Ne arıyordum peki? Kimin, neyin peşindeydim?

İtalya'da Carlo Levi ve Cesare Pavese'nin peşine takıldığım da oldu, mutsuz yazarı bir otel odasında hayatına son vermeden önce yalnızken hayal ettiğim Piemonte günleri, geceleri de. Floransa'nın renkleri ve biçimleriyle sarmaş dolaştım, Roma'da eski taşlar ve suyun uyumuyla huşu içinde. Venedik'te yüzümde maske, şehvetli kalabalığın arasında yalnızdım.

İtalya deyince Napoli'nin gürültülü sokaklarıyla diz boyu yoksulluğu da geliyor aklıma. Ve Santa Lucia'da yaşadıklarım. Yaşadıklarımız.

200 s. İstanbul, 2016

ilkerbelek.jpg

İlker Belek
DİN TOPLUM İKTİDAR
(İmanın Siyasi Ontolojisi)
Yazılama

Dinin toplumsal işlevi üzerine eserler üreten İlker Belek, bu kitabında dinin egemenler tarafından ezilenleri yönetmek, artı değere el koymak amacıyla kullanılan bir inanç sistemi olarak şekillendiğini anlatıyor. Yazara göre dinin amacı toplumun hâkimiyet altına alınmasıdır. Önceki dönemlerin kutsal varlıkları insanüstü bir güce sahip değilken, dinin tanrısına insan ulaşamaz, ona ancak biat eder, önünde eğilir, küçülür, yalvarır, tanrıya ulaşabilmek için bu dünyadan vazgeçmek gerekir.

Din ilk ortaya çıktığı andan itibaren ideolojik ve siyasal işlevler üstlendi. İnanan insan için bu dünyayı anlamsızlaştırırken, egemenler için bu dünyadan anlam çıkarmanın aracı oldu. Din ezilen insanın bu dünyada bulamadığı anlam için öte dünya inancı, Tanrısal bir anlam üretti. Tanrıyı erişilemez, dokunulamaz, bilinemez vasıflarla donattı. Tanrıyı ve dinsel dogmaları sorgulanmaz derecesinde kutsadı. Sorgulayanları cezalandırdı.

272 s. İstanbul, 2016

bayram.jpeg

Asisa Ganieva
BAYRAM DAĞI
Tekin Yayınevi

2008 yılında Gorki Edebiyat Ödülü'nü alan ve Bayram Dağı'yla da Rusya'nın en önemli edebiyat ödüllerine aday gösterilen Ganieva, bu eserinde kadınları anlatıyor; anneleri, eşleri, kumaları, kız evlatları, şarkıcıları. Hiçbir kadını susturmadan, bastırmadan, neşelerini ve kederlerini göz ardı etmeden.

Bir yanda Rus hükümeti, öbür yanda İslamcı mücahitler. Bütün bunların ortasında günlük yaşamını sürdürmeye çalışan Dağıstan halkı. Bütün bu bulanıklık içinde yönünü tayin etmeye çalışan Şamil'in hepimize tanıdık gelecek hikâyesi.

Aile baskısı mı, koca baskısı mı? Şer cephesi devlet yapıları mı, kılıcından kan damlayan mücahitler mi? Bütün rejimlerin ilk önce ve her zaman kadınlarla uğraştığının vesikasıdır bu roman. Ganieva anlattıkça daha çok dinlemek istiyorsunuz.

Rus hükümetinin Kafkasya'nın Müslüman bölgelerini Rusya'dan ayırmak üzere bir set inşa etmeye başlayacağına dair söylentilerle hayatın her alanında kendisini hissettiren değişiklikler arasında, gittikçe dindarlaşan ve uzak düştüğü çevresiyle, özlemini çektiği hayat arasında kalan genç bir adam; Şamil. Bir yakası dini gelenekler ve siyasi baskılarla sarılmış, diğer yakası elinde kalan özgürlük kırıntılarına sıkı sıkı tutunan Dağıstan halkı. Alisa Ganieva, Bayram Dağı'nda genç bir kadının gözleriyle Dağıstan'ın köylerinde, sokaklarında, evlerinde gördüklerini Şamil'in hikâyesi etrafında yalın bir gerçeklik ve ustalıkla aktarıyor. Trajik ve karanlık bir süreci tam da o karanlığı yararcasına umursamaz ve ironik bir edayla seslendiriyor.

232 s. İstanbul, 2016

dortrapor.jpg

Kolektif
DÖRT RAPOR
(Müttefik Kuvvetler Komisyonu'nun (ABD, Büyük Britanya, Fransa, İtalya) "Yunan Mezalimi"ni Araştırma Raporları 1919-1921)
Tarihçi Kitabevi

"Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya devletlerinin temsilcilerinin oluşturduğu komisyon, 1919'dan 1921'e kadar süren dönemde Ege ve Marmara bölgelerinde yaptıkları araştırmalar sonucu ortak raporlar hazırlayıp kendi hükümetlerine sunmuşlardır. Bu raporlarda, Türklere karşı yapılan cinayetlerin ayrıntılı bilgilerini görüyoruz. Bu anlatılar sayfalar sürüyor. Bunlardan birkaç küçük örnek... Bugünkü kuşakların bilmesi, anlaması gerekli tarih..."
-Cahit Kayra-

Aydın 1919
Yanmakta olan mahalleden dışarı çıkmaya çalışan çok sayıda Türk erkeği, kadını ve çocuğu, bu mahalleyi şehrin kuzeyi ile bağlayan tüm çıkış noktalarını tutmuş olan Yunan askerleri tarafından hiç sebepsiz yere öldürüldüler.

Bergama-Menemen 1919
17 Haziran'da Bergama'nın boşaltılmasından sonra Menemen'de toplanmış olan Yunan birlikleri, savunmasız Türklere karşı haksız ve gerçek bir katliama giriştiler. Belediye yetkilileri, 1000'den fazla Türk yöre sakininin öldüğünü belirtiyorlar. Ertesi gün bir Fransız subayı, yaptığı bir inceleme sonucunda 200 Türk'ün öldürüldüğünü ve 200 Türk'ün de yaralandığını kesin olarak saptadı.
 

272 s. İstanbul, 2016

tutun.jpg

Egemen Yılgür
ROMAN TÜTÜN İŞÇİLERİ
(Türkiye Sol Tarihinin Kayıp Sayfasına Sosyolojik Bir Bakış)
Ayrıntı Yayınları

Egemen Yılgür sosyolojik bir yaklaşımla, sosyolojinin güzergâhında ve "sosyolojik tahayyül" ile emek tarihinin az bilinen, kendi ifadesiyle "kayıp" sayfasına bakmaya çalışıyor. Yılgür netameli bir iş yapıyor: Roman, amele ve komünist olarak kat kat "damga"lananların siyasallaşma öyküsünü sosyolojinin sağladığı imkân ve aletlerle anlatmayı deniyor.

Geç-peripatetik toplumların özel bir örneği olarak Roman tütün işçilerinin toplumsal varlıkları ve siyasal etkinlikleri tarihsel ve sosyolojik temelde ele alınıyor. Yılgür, Roman ve Çingene algısıyla küçümsenen, amele ve komünist olarak mimlenen Roman tütün işçilerinin toplumsal ve tarihsel varlıklarını zengin yazılı kaynaklara, kapsamlı ve uzun soluklu saha çalışmaları ile ulaştığı kaynak kişilere dayanarak kayıt altına almaya çalışılıyor. Emek çalışmalarının çok disiplinli bir alan olduğu malum... Yılgür'ün kitabı bunun yeni ve güçlü bir örneği olarak karşımıza çıkıyor...

336 s. İstanbul, 2016

modaloji.jpg

Yuniya Kawamura
MODO-LOJİ
Ayrıntı Yayınları

Yuniya Kawamura, bu kitapta modanın fanteziler diyarına giriyor; modanın bir olgu ve kavram olarak ne olduğu sorusundan yola çıkarak modaya dair inancımızı yaratan ve sürdüren moda sisteminin yapısına odaklanıyor.

Moda bizi kuşatan dünyayı belirleyen süreçlerden biri. Bireylerin, bölgelerin, kentlerin ve ülkelerin imajlarının sunumunda da önemli bir etkisi var. Moda sözcüğü gündelik hayatta sıkça karşılaşılan sözcülerden biri olduğu için çoğunlukla sözcüğü kullanırken onun ne anlama geldiği göz ardı edilir. Moda dünyası yıldız tasarımcılar, dergi editörleri, ışıltılı ve şatafatlı kıyafetlerden kurulu bir fanteziler diyarı olarak görünür. Ama moda sadece bunlardan ibaret değildir.

Kawamura bir yandan moda hakkındaki klasik ve güncel teorilerin okumasını yapıp, bu okumaları ampirik verilerle desteklerken bir yandan da sosyal ve beşeri bilimler için kullanışlı bir Modabilimi inşa ediyor. Modabilimi, önce moda ve giyimi birbirinden ayırıyor ve modayı kurumsallaşmış bir sistem olarak tanımlıyor. Ardından, yıldız tasarımcı mitini tartışırken üretimden tüketime moda sistemini kuran unsurları bir bir ele alıyor. Modabilimi, Türkiye'de modaya yönelik akademik ilginin canlanmaya başladığı günümüzde okura modanın sosyolojik dünyasına girmek için bir fırsat sunuyor...

192 s. İstanbul, 2016

abimdeniz.jpg

Can Dündar
Abim Deniz Albüm
Can Yayınları

"Bu kitapta Deniz'in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız. Neden bugün hâlâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da her yıl biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingde isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi Direnişi patladığında AKM'nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız."

Bugüne kadar özenle saklanan fotoğraflar, mektuplar ve belgeler, Can Dündar'ın deneyimli gazeteciliği ve Deniz'in yıllarca sessiz kalan kardeşi Hamdi Gezmiş'in tanıklığıyla birlikte ilk defa bu kitapta gün yüzüne çıkıyor.

Devrim ideali peşinde fedakârca koşturmuş bir kuşağı ve dönemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz, Denizlerin "onurlu ve cesur" duruşlarına içten bir selam...

480 s.İstanbul, 2016

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

sennur.jpeg

Sennur Sezer
Şiir Gündemi
İnsancıl Yayınları

Sennur Sezer’in sözlerine kulak verelim;

'Şairin felsefeyle tanışıklığı olması gerekli elbet. Hangi sanat dalı felsefeyi tanımamalı sorusuna verecek yanıtım yok. Şairin bilmesine gerek olmayan sanat dalları hangileridir sorusunu da yanıtlayamam. Ancak şairin felsefeyleilişkisi şiirinde göze batmak zorunda da değil. Eskiler, 'tefelsül' diye nitelerdi boş söz kalabalığını. Felsefe yapmakanlamına gelen bu sözle felsefeyi değil, felsefe yapıyorum sananları kınarlardı. Şiirle felsefi bir tezi savunmanın kolay olmadığını bilin. Bir düşünce akımının sonucu olabilir bir şiir. O düşünce akımının özellikleri görülebilir şiirde. Ama bir makaleyle şiiri ayıran niteliklere dikkat etmezseniz, bir düşünceyi savunmak için yazdığınız şiirbir bildiri bile olamaz. Şiir doğruları savunabilir. Ama her doğru, şiiri doğrulamaz.'

144 s. İstanbul, 2016

hasanali.jpg

Hasan Ali Toptaş
UYKULARIN DOĞUSU
Everest Yayınları

2005 Orhan Kemal Roman Armağanı

"Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum."

İlk yayımlandığında Uykuların Doğusu, dairevî yapısıyla okurların başını döndürmüştü. Yazdığı her romanıyla "roman sanatını yeniden tanımlama"nın peşinde olan Hasan Ali Toptaş, bu kez sınırları zorluyor, alanı genişletiyor.

"Yeryüzüne haykırmak istediğim sözler peşimdeydi artık, duvarlara çarptıkça yankılanıyor, yankılandıkça da bana eskisinden daha anlamlı görünüyorlardı." Uykuların Doğusu, roman sanatının ufkuna doğru hareket ediyor; pervane gibi, döne döne, durmadan.

243 s. İstanbul, 2016

koy.jpg

Dan Hancox
DÜNYAYA KAFA TUTAN KÖY
Metis Yayıncılık

Kürenin üzerinde 37° 22' 16¨ Kuzey, 4° 57' 29¨ Batı noktası: Marinaleda. Asteriks'in köyünü hatırlatan bu Endülüs köyü bildiğimiz dünyaya kafa tutuyor: Burada insanlar kâr için değil, insanca bir hayat sürmek için çalışıyorlar.

Marinaleda'da köyle ilgili kararlar herkese açık genel toplantılarla alınıyor. Çiftliklerin ve üretim tesislerinin mülkiyeti ortak. İnsanlar ömür billah konut kredisiyle cebelleşmek yerine, kooperatifin sağladığı malzemeyle ve eş dost yardımıyla kendilerine bir ev inşa etmeyi öğreniyor, çok cüzi bir miktara barınma imkânına sahip oluyorlar. Ayda bir gün köyü geliştirmek için ücretsiz çalışıyor, köylerinde bir polis kuvveti bulundurmaya ihtiyaç duymuyorlar. Yani dünya üzerinde küçücük bir nokta olmasına rağmen, bir köyden çok daha fazlası Marinaleda: siyasal bir örnek, başka bir dünyanın mümkün olduğunun somut bir örneği. Arsız bir bireyciliği ve müşterek kaynakların özelleştirilerek yağmalanmasını teşvik eden liberal uygulamaların hiçbir alternatifi olmadığı iddiasını çürütebileceğimizin yaşayan bir kanıtı. Kuşkusuz bu noktaya bir günde gelmedi Marinaleda: Bu kitapta okuyacağınız, toprak işgalleri, açlık grevleri, "kamulaştırma" ve eylemlerle geçen uzun bir mücadele tarihi var.

Albert Camus bir zamanlar İspanya için "Başkaldıran insanın anavatanı, en büyük başyapıtların imkânsıza karşı haykırışlar olduğu yer," demişti. Marinaleda, adaletsizliğe ve eşitsizliğe başkaldırısıyla tam da Camus'nün söz ettiği türden bir başyapıt: Barış yolunda süregiden bir ütopya.

224 s. İstanbul, 2016

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Haftanın çok satan kitapları / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:40
  • Yeni çıkan kitaplar / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:21
  • Editörün seçtikleri / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:08
  • Haftanın çok satan kitapları / 7 Mayıs 201807 Mayıs 2018 Pazartesi 17:47
  • Editörün seçtikleri / 7 Mayıs 201807 Mayıs 2018 Pazartesi 15:36
  • Haftanın Kitabı: 'Gayrimilli Eğitim'07 Mayıs 2018 Pazartesi 14:43
  • Yeni çıkan kitaplar / 7 Mayıs 201807 Mayıs 2018 Pazartesi 14:20
  • Manevra yaparken sınırı geçti...Hapis cezası aldı03 Mayıs 2018 Perşembe 17:55
  • Yeni çıkan kitaplar / 30 Nisan 201830 Nisan 2018 Pazartesi 16:19
  • Editörün seçtikleri / 30 Nisan 201830 Nisan 2018 Pazartesi 15:45
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)