• BIST 90.383
  • Altın 144,353
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 16 °C

Yeni durum ve jeopolitik restleşme

Deniz YILDIRIM

Geçtiğimiz hafta içinde Erdoğan’ın Putin yönetimine ziyareti gerçekleşti. Üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Biz de bakalım.

Önce geçen haftaki yazıdan hatırlatma. Saray’ın özellikle dış cephede hiç olmadığı kadar yalnız kaldığını ifade etmiştik. Bu yalnızlık karşısında çıkış aradığını da. Putin ziyareti böyle bir atmosferin ürünüdür.

Rusya açısından Saray, Suriye’de Rus uçağını düşüren, bunun öncesinde de Esad’ın devrilmesi için Atlantik cephesinde cihatçılıkla ve Körfez gericiliğiyle birlikte konumlanan karakterdeydi. Bu açıdan Suriye merkezli olarak belirginleşen uluslar arası yeni kutuplaşmanın karşı cephesindeydi.  St. Petersburg’da gerçekleşen zirvede Putin, Rus uçağını düşürdüğü için özür dilemiş, birkaç hafta önce Batı destekli olduğu da gayet açık kanlı bir darbe girişimine maruz kalmış, uluslar arası alanda yalnızlaşmış ve destek için taviz verebilir konumda bir lideri ağırladığının farkındaydı; zirvedeki temkinliliğinden bunu anlayabiliriz.

Ana dönüşümün Suriye merkezli olacağını ise söylemeye gerek yok.

Erdoğan’ın uçak krizinden sonra sarfettiği “Rusya’nın Suriye’de ne işi var?” sorusundan Putin ziyareti öncesi yaptığı “Suriye barış sürecinin en önemli aktörü Rusya” saptamasına varması da bu değişimin kanıtı.

Burada özellikle son 5 yıldır komşu ülkeye karşı yürütülen düşmanlık siyasetinin çöktüğünün itirafı da var. Suriye’de Atlantik şemsiyesinde, Körfez gericiliği ve AKP eliyle yönetilen Esad karşıtı savaş ve buna bağlı “Yeni Osmanlı” düşleri çöktü; uluslar arası yeni cepheleşmede Rusya-İran-Suriye ve geri planda Çin cephesinin kazandığı görüldü; Esad kaldı. Erdoğan’ın Putin ziyareti öncesinde yaptığı bu açıklama bu durumun kabul edildiğinin ilanıdır.

Dün Binali Yıldırım’ın medya temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantıda sarfettiği “Suriye’de 6 ay içinde sürprize hazırlıklı olun” cümlesi de bunun devamıdır. Esad’sız çözümden Esad’la görüşmeye ya da yeniden Esad yönetimiyle ilişkilenmeye geçişin işareti de verildi. Menbic’in IŞİD’den kurtarılması karşısında bu ilişkilenmenin hızlanacağı da ortada.

Ve bu açıklamanın İran Dışişleri Bakanı Zarif’in Türkiye ziyaretinden bir gün sonra yapıldığı da unutulmamalı.

Analizlerin Eksik Parçası

Bu noktadaysa bizdeki analizlerin AKP merkezli yürütülmesinin eksik olduğunu ifade etmek gerekir.

Suriye merkezli 5 yıllık iç savaşın uzun süreli bir vekalet savaşı olduğu biliniyor; bir yanında ABD, Körfez ülkeleri ve Türkiye; diğer yanında Rusya, İran, Suriye; kısmen Irak ve Lübnan’ı da kapsayan ve gerisine Çin’in desteğini alan kutup. Bu ikili karakter Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra ilk kez Suriye’de bu kadar netleşti. Bu bir.

Ve bu iki kutuptan Rusya-İran-Çin kutbu ilk kez ABD karşısında açık bir zafer elde etti. Bu durum; yükselen kuvvetle gerileyen kuvvet arasındaki yeni güç dengesi açısından Suriye’nin sadece Suriye olmadığının kanıtı.

Öyleyse Erdoğan şimdi ABD karşısına mı geçiyor? Avrasyacı mı oluyor?

Hamleyi bu çizdiğim uluslar arası yeni güç dengesinin aktörleri üzerinden değil de, pasif/belirlenen kuvvetler üstünden analiz ederseniz bu ikileme sıkışırsınız. “A değilse B” dersiniz, C’yi görmezsiniz.

Saray yönetimi bu denklemin belirleyeni değil, belirleneni. Bir yanda Batı’nın darbeye açık/örtük desteği ve darbe sonrasındaki tutumu; diğer yanda yine Batı’nın Ortadoğu’daki ajanı Körfez gericiliğinin önde gelen aktörü Suud’un da bu cephede yer alması.

Dünkü toplantıda Başbakan Yıldırım’ın “Suudi Arabistan’ın darbeye mali destek verdiği söyleniyor” sorusuna “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” yanıtı vermesini de buraya ekleyelim.

Atlantik Cephesinin Tutumu

Atlantik cephesi Saray’ı terk ediyor; Körfez cephesinde Katar dışında ortağı kalmıyor.

Yanaşacağı tek yer var: Rusya-İran cephesi.

Yani saptama bir: Saray anti-emperyalist olduğu için değil, yalnızlaştığı için Rusya cephesine yanaşmak ve Suriye’de Rusya cephesinin galibiyetini tescillemek zorunda.

Saptama iki: Saray Batı ile ipleri tamamen koparmaya cesaret edemez; Rusya ile, İran ile yakınlaşmayı Batı ile ilişkileri yeniden düzeltmek için bir koz olarak kullanmak istiyor.

Tutar mı? Tutmaz. Putin görüşmesi sonrasında ısrarla Saray yönetimi Batı’ya iki açıklama/rest ile sesleniyor. Bir; ya Türkiye ya FETÖ; iki, FETÖ’yü vermezseniz Amerikan karşıtlığının yükselişini önleyemezsiniz.

Özeti, FETÖ’yü verin; Rusya-İran cephesiyle ilişkilenmekten öteye geçmeyelim. Ve; stratejik meselemiz ABD emperyalizmi değil FETÖ.

Bu reste Batı cephesinin yanıtına bakalım.

ABD Dışişleri Sözcüsü; “Türkiye ile FETÖ arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz” diyor ve ekliyor: “bizde iade süreçleri yıllar alabilir”.

Tercümesi; FETÖ dediğiniz Türkiye devleti içindeki 40 yıllık örgütlenmemizin Yeşil Kuşak ayağı; hemen feda etmeyiz. Dahası; “seni feda ederiz, FETÖ’yü etmeyiz” mesajı. Şimdilik.

Amerikan dış politika aklı CFR sözcülerinin Wall Street Journal’a yazdığı “Türkiye artık güvenilir değil, kendi güvenliğini kendisi sağlasın, üsleri çekelim” şeklinde özetleyebileceğimiz ve iki haftadır ısrarla süren “biz yoksak güvenliğin de yok” tehditleri de cabası. Atlantik cephesi, hizaya gelinmemesi durumunda “güvenliğin olmaz” tehditlerini açıktan yürütüyor. Geçen hafta yazdığım New York Times başyazısını hatırlayın; aynı çizgide.

Atlantik cephesinin tutumunun özeti: “Darbenin de FETÖ’nün de öyle ya da böyle arkasındayız; bizimle iyi geçin.” Restleşmeyi açıktan yürüten bir tutum. Artık her şey ortada.

Rusya-İran Cephesinde Durum

Diğer cepheye bakalım: İran ve Rusya darbe istihbaratını Türkiye ile paylaşıyor. Batı merkezli bir darbe girişimi olduğunu saptadıklarına işaret. İki; İran Dışişleri Bakanı Zarif o gece 5 kez Türkiye ile telefon trafiği yürütüyor. Türkiye’yi darbeden sonra ilk ziyaret eden devlet başkanı Rusya cephesinin sağlam aktörü Kazakistan Devlet Başkanı oluyor.

Tabloda; Rusya-İran cephesinin darbeyi Atlantik merkezli okuduğu ve Erdoğan’ın bu sıkışmışlığını siyasi fırsata çevirerek Suriye başta olmak üzere çeşitli cephelerde Atlantik cephesine karşı mevziyi daha da sağlamlaştırmayı hedeflediği görülüyor.

Yani? Yanisi şu; darbe ve sonrasında yaşananlar Atlantik cephesinin hegemonik kapasitesinin gerçekten aşındığının; Rusya-İran-Çin cephesinin ise uluslar arası oyun kurma kabiliyetinin ve esnekliğinin daha da geliştiğinin kanıtı.

Erdoğan yalnız; Batı terk etmiş; darbeyle devrilmek istenmiş. Rusya-İran bunu görüyor; karşı cepheden bir aktörü bu ortamda yanına çekebildiği kadar çekmek istiyor. Burada Saray belirleyici değil; belirlenen. Belirlemek istediği ise Rusya-İran yakınlaşması/resti üstünden Atlantik’te yeniden karşılık bulmak. Rusya özellikle bu sıkışmışlığı bildiği için önce somut adım görmek istediğini St. Petersburg’da açıkça sezdiriyor. İlişkilerin hemen güllük gülistanlık olamayacağını ifade ediyor. İlk adımı atacak Rusya değil, Erdoğan Rejimi. Adım da Suriye.

Peki Rusya-İran cephesine yaklaşmanın Erdoğan’a iç siyasette getirisi ne olur?

İki boyutta bakalım.

Bu cephe otoriter bir yönetim olarak Esad rejiminin kalmasını sağladı mı? Sağladı. Öyleyse hem bu cepheyle uyumlu olup hem de içeride daha da otoriter bir rejime yönelmek, Saray Rejimi’ni tahkim etmek mümkündür.

İki; bu cephede Batı karşıtı retorikle beslenen bir İslamcı rejim var mı, varlığını pekiştiriyor mu? Var, İran. Öyleyse bu cephede otoriterleşmeyle iç İslamcı gündemi bir arada yürütmek mümkün müdür? Mümkündür; dış cephede mezhepçilik sürdürülmediği müddetçe. Bunun karşılığını uluslar arası alanda, bir cephede yalnızlığını aşmakla alacaktır.

Ya götürecekleri?

Atlantik cephesi kartları darbeyle açık etti; darbe girişimi sonrası tek bir Batılı devlet ya da hükümet başkanı Türkiye’yi ziyaret etmedi. Restleşme açık; bu restleşmenin Rusya-İran cephesinin elini kuvvetlendirecek bir hamleye dönüşmesi durumunda Türkiye’ye “güvenliğin kalmaz” tehdidi de ortada. Yani? Yani iç ve dış karışıklık sopası.

O zaman?

O zamanı şu: Atlantik karşıtlığı yapar, Avrasyacılık savunurken AKP’nin sözünü ettiğim ikili gündeminin yanına düşme riskini gör; o zamanı şu: AKP karşıtlığı yapayım, her analizi sadece bu iç meseleye göre kurayım, tutumumu sadece buna göre belirleyeyim derken Atlantik cephesinin yanına düşme riskini gör.

Bunların dışında üçüncü seçenek mümkün: İçeride en geniş halkçı-cumhuriyetçi laik-demokratik cepheyi kuralım.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.