• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 16 °C

"Yeni İstiklal Savaşı" ve üniversite*

"Yeni İstiklal Savaşı" ve üniversite*
Yedi yıl önce yapılmış ve yeni metin bir 12 Eylül günü “Yetmez, ama evet!” çığlıkları ile onaylanmıştı. Oysa bugün ne görüyoruz? Hayret! O günlerde bu çığlığı en gür sesle atanlar bugün hapisteler! Altan’lar, Alpay’lar, Ilıcak'lar, Bulaç'lar..

Prof. Dr. Taner Timur

Sis; Han-ı Yağma; 95’e Doğru! Yüz yıl kadar önce Tevfik Fikret bu şiirleri yazarken herhalde hiç de bugünleri hayal etmemişti. Oysa döndük, dolaştık yine aynı noktaya vardık. Yalan ve dolanla örülmüş bir sis perdesi içinde kimse burnunun ucunu bile göremiyor; görmek de istemiyor! “Yeni bir İstiklal Savaşı içindeyiz” deniyor; iddia bu. İyi de, kafalarda da bazı sorular var. Örneğin nasıl geldik bu noktaya? Nerede bugünkü Enver ve Talat paşalar? Kaçtılar mı? Mondros Mütarekesi ne zaman, kimlerle imzalandı? Ya Vahdettin? O da Anadolu’ya yollayacak bir Mustafa Kemal mi arıyor?

* * *

Doğrusu bu sorulara açık yanıtlar verilmiyor; ama bu arada yeni devletin anayasası da hazırlandı. Zaten ilk hazırlıkları daha yedi yıl önce yapılmış ve yeni metin bir 12 Eylül günü “Yetmez, ama evet!” çığlıkları ile onaylanmıştı. Oysa bugün ne görüyoruz? Hayret! O günlerde bu çığlığı en gür sesle atanlar bugün hapisteler! Altan’lar, Alpay’lar, Ilıcaklar, Türköne’ler, Bulaçlar.. Öyle ya her dönemin kendine özgü bir kadrosu olmalı. Bugün “Yeni İstiklal Savaşı”na en büyük destek de, o günlerde hapiste ya da baskı altında olan bazı milliyetçilerden geliyor! İlginç bir “anti-emperyalist cephe”!

* * *

Evet, son yıllarda çok şey değişti; değişmeyen ise sadece “Yukardakiler!”.. Onlar duruma hâkimler ve bugünlerde gerçek bir stratejik derinliğin artistik U dönüşlerini kavrayamayan gafilleri tasfiye ile meşguller. Devran değişti; günümüzde Wilson, Lloyd George giysilerine büründü; Lenin de Putin kılığıyla karşımızda duruyor, etrafı milyarder oligarklarla çevrili. Ya işgalci Yunan Ordusu? O da FETÖ, PKK, IŞİD karışımı bir terör ordusuna dönüştü; asimetrik savaş veriyor.

* * *

Terör vahşetine karşı elbette birlik olalım; fakat önce gerçek bir “terör cephesi”nin varlığını ve varsa, hangi motiflerin bir takım düşman kardeşleri bir araya getirdiğini anlamaya çalışmamız gerekmez mi?  Başka türlü terörle etkili bir şekilde mücadele edilebilir mi? Kaldı ki, bu, savaşın sadece bir cephesi; başka saldırılar da var; örneğin “dolar taarruzu”. “Bugün, diyor Erdoğan, sınırlarımız içindeki ve dışındaki terör örgütleriyle nasıl canhıraş bir mücadele içindeysek, ekonomimize yönelen saldırılar karşısında da aynı kararlılığı göstermek mecburiyetindeyiz” ve seferberlik çağrıları yapıyor. Üstelik gözle görünmese de, ilerde kanlı terörden çok daha can yakacağa benziyor bu saldırı ve bu konuda tamamen yalnızız. İlk İstiklal savaşçılarına Lenin altınlar yolluyordu; ikincisinde ise Putin, mallarımıza koyduğu ambargoları bile kaldırmadı.

* * *

Peki, bu dolar terörünü kimler başlattı? Kimler bu suçla yakalandı, kimler gözaltına alındı? Akademide “bu bir terör değil, arz-talep meselesi” diyen gafiller susturuldu mu?  Hayır; buna karşılık daha iki gün önce Hükümet binlerce (akademisyen, asker, memur) “hain”i işinden attı. Dost ve arkadaş çevrelerinden başka kimse de olayı sorgulamadı. İyi de kimmiş bu “mütareke aydınları”? KHK’yı imzalayan kaç hükümet üyesi tanıyormuş bunları? Listeleri kimler ve nasıl hazırlamışlar? Böyle ağır bir töhmet – ve belki de açlık tehdidi- altında bırakılanlar, kendilerini savunma imkânı bulmuşlar mı? Omerta! Benim ise şunları söylemek geliyor içimden: Altmış yıldır Türk siyaset hayatını yakından izlerim; üniversiteye defalarca saldırıya tanık oldum; 1956’da daha öğrenci iken üniversite özerkliği için yaptığımız bir eylem yüzünden Fakültemden iki ay tard edildim; fakat bu kadar acımasızını hiç anımsamıyorum.

* * *

İşte 2017 yılının ilk günlerinde görebildiğim kadarıyla “vaziyet ve manzarayı umumiye” böyle!  Abarttım mı, fazla karanlık bir tablo mu çizdim, diye düşünürken, iktidarı bugün de canla başla savunan bir yazarın şu cümleleri dikkatimi çekti: “İpek böcekleri gibi bir kozanın içine saklanıp hiç çıkmamak istiyor insan. Öyle puslu, kasvetli, depresif günler ki bu günler... Hayatın kontrolü tamamen elimizden çıktı, freni boşalmış bir kamyonun yokuş aşağı sürüklendiği gibi sürükleniyoruz sanki”. Nereden nereye! Eminim ki işinden olmuş, gözaltına alınmış, tutuklanmış aydınların çoğu da farklı düşünmüyorlar. Sadece onlar bu “puslu, kasvetli, depresif” günlere nasıl geldiğimizi, nasıl getirildiğimizi açık ve nesnel bir şekilde sorgulama ve yanıtlama cesaretini gösterdiler.. Asıl suçları bu!

* Bu yazı Prof. Dr. Taner Timur'un resmi Facebook hesabından alınmıştır

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
    • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
    • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
    • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
    • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
    • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
    • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
    • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
    • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
    • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)