• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Yeni Rejimde MHP, Yeni Rejimde Muhalefet

Deniz YILDIRIM

Gelişmeler şimşek hızında. “Son dakika” şaşkınlıklarında kayboluyoruz. Ama “an”a hapsolmadan, bütünlüklü analizi sürdürmek zorundayız. Her teşhis, çıkış yolları için kanallar açmanın yolu.

Bugün MHP’yi tartışalım. MHP’nin Saray Rejimi içinde tuttuğu pozisyonun anlamını ve buradan da muhalefeti. 
İlk teşhis: halihazırdaki açıklama biçimleri eksik. “Bahçeli rakiplerini bastırma, koltuğunu sağlama alma karşılığında iktidarla ittifak yapıyor” açıklamasının doğruluk payını teslim etmekle birlikte, MHP’yi ve bugünkü tutumunu açıklamaya yetmeyeceğini görmeliyiz.

İyi ama yeni rejimi MHP ile anlamaya çalışmanın bize katkısı ne olur?

Birincisi, yeni rejimin sürekli olarak AKP Rejimi olarak anılamayacağını, ittifakları ve merkezileşmesi bakımından Saray Rejimi olarak adlandırılması gerektiğini söylüyoruz. Saray Rejimi artık AKP’yi aşan bir kurumsallaşma yolundadır ve partiler alanında da kapsayıcıdır, kaynaştırıcıdır. MHP bu yolda kurduğu ittifakla rejimin önemli bileşenidir.

İkincisi, özellikle MHP’nin 1 Kasım’a giden süreçte ve sonrasında izlediği stratejiye bakmak, sistemin olağan/formel iktidar yarışının, siyasal işleyiş/pazarlık alanının giderek parlamento dışına çıkarıldığını, koalisyonların ağırlıklı olarak devlet içine, devlet içinde de giderek merkezileşen zor/şiddet aygıtları içine taşındığını söylememize imkan verir. Böylece “330 olacak mı olmayacak mı, MHP başkanlığa destek verecek mi vermeyecek mi?” türü “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?” sorularından kurtulmuş oluruz. MHP üstünden görülen şudur: İktidar ve siyaset mekanizmasının merkezi artık parlamento değildir, eksen AKP ve MHP eliyle yürütmeye doğru kaydırılmıştır ve elele parlamento tasfiye edilmektedir. “Yürütme darbesi” birlikte yürütülmektedir. Bu açıdan analizimiz sistemin adının “parlamenter mi, başkanlık mı?” olacağını sorgulamayı beklemeden şunu söylemeye imkan vermektedir: her koşulda parlamento fiilen ilga edilmiştir. 

Ve otoriter iki partinin demokrasi dışı kanallardan kaynaşması, faşistleşme riskinin yüksek olduğuna işarettir. Siyasetin olağan/demokratik yollardan işleyişinin rafa kaldırılması, siyasetin yerini “zor”un alması. Faşizmin hem siyaseti hem de demokrasiyi hedefe koyan yaklaşımı bu kaynaşmanın hem yönteminde hem de içeriğinde uç vermektedir, tehlikelidir.

Üçüncüsü, MHP bir “muhalefet partisi”dir. Muhalefet partileri demokratik yollardan seçim yoluyla iktidara erişmek ya da paylaşmak için mücadele ederler. MHP bu gündemini bitirmiş görünmektedir. Artık parlamenter bir muhalefet partisi değil, parlamento dışı ve ötesi (extra-parliamentary) yollardan siyaset yapmakta, iktidardan pay alma yarışına bu yoldan katılmaktadır. MHP’nin yukarıdan, otoriter temelde AKP/Saray ile kurduğu bu zor ittifakı/koalisyonu karşısında muhalefet partilerinin de parlamento ötesi bir muhalefet hattına doğru genişlemeleri, olağanüstü rejimin dayatmalarını demokrasi lehine göğüslemek adına aşağıdan, toplumsal muhalefet güçleriyle bütünleşik bir siyaset olarak yeniden örgütlenmeleri gerekmektedir. MHP’nin bu tutumu üzerinden yeni rejimin iktidar tasarımını ele almak; bu iktidar tasarımı karşısında nasıl bir muhalefet gerektiği sorusuna da yanıtlar vermemizi sağlar. 

Saray Rejimi’nde MHP

Madde madde gidelim, açalım. İlk maddede “AKP değil Saray Rejimi, zira içinde MHP de var” dedik. Burası önemli. MHP, Saray’ın 7 Haziran sonrasında benimsediği “devletin bekası” merkezli yeni “Milliyetçi Cephe” siyasal taktiği içinde kendisine yer açmayı seçti. AKP “çözüm süreci”ni bitirmiş; PKK ile güvenlikçi bir mücadele stratejisi gündeme gelmişti. MHP’nin uzun süredir savunduğu da buydu. 15 Temmuz sonrasında ise “devletin bekası” söylemini pekiştiren darbe girişimiyle birlikte, özellikle zor aygıtlarından Gülenciler’in tasfiyesine paralel olarak MHP’ye iktidar oyununa kadrolarıyla yukarıdan dahil olma yolunda daha da geniş bir fırsat penceresi açılmış oldu. 
Organik-türdeş bir toplum anlayışı (mermer benzetmesini hatırlayalım), zor/güvenlik aygıtlarının siyasetin ayrıcalıklı merkezleri haline dönüşmesi, sokağın paramiliter temelde baskılanması ve partinin söylemiyle/kadrosuyla iktidar tasarımından pay almaya başlaması. MHP’nin özellikle 80 öncesinde faşist bir parti olarak temel stratejisi buydu. Ancak 1990’lı yıllarda Bahçeli döneminde MHP parlamenter siyasete dahil olmayı seçti. Özellikle de krizli 90’lı yıllarda sistemin ANAP, DYP gibi geleneksel partilerinin çöktüğü ortamda MHP kendisini bu tabana doğru genişletme hamlesi yaptı ve bir “merkez sağ parti” gibi konumlanarak 1999’da tarihinin en yüksek oy oranına ulaştı, olağan-demokratik yollardan iktidar oyununa katıldı. Kritik bir eşikti. 

Uzun yıllar Bahçeli MHP’yi sokaktan alıp parlamenter siyasete dahil ettiği için merkez medya kalemleri tarafından övüldü, göklere çıkarıldı. Şimdi bugün karşılaştığımız durum ise, rejimin yeni yönü doğrultusunda Bahçeli’nin iktidar oyununda MHP’yi yeniden 1980 öncesi strateji çerçevesinde yapılandırdığıdır. 

Fakat altını çizmemiz gereken yer şurası: Bugün MHP için strateji olan şey, Saray için taktiktir. Bu nedenle Saray Rejimi’nde AKP stratejik, MHP ise taktik aktör olarak görülmelidir. Saray stratejisinde bir taktik olarak görülen MHP ve bugün Saray Rejimi içinde kendisine alan açmayı strateji haline getirmiş MHP. Birbirini bütünlemektedir. Bu birliğin/ittifakın çatlaması da kaynaşması da; karşısında doğacak alternatif siyasetin stratejisine bağlıdır. 

Parlamento Ötesi Siyasetin Yerleşmesi

İkinci maddeye gelelim; birinci maddeyle bütünleşiktir. MHP olağan parlamenter yollardan iktidar oyununa katılmayı reddederek, Saray Rejimi’nin parlamenter yollardan denetlenmesinin önünü kapatarak 7 Haziran sonrasında izlediği rotayı sürdürmekte. Artık iktidar tasarımının bir parçasıdır, devlet içi koalisyonda özellikle güvenlik bürokrasisinde, Gülenciler’den açılan yerde kadrolarıyla ve iktidar alanında iç-dış politikadaki söylemleriyle vardır. AKP ile MHP arasında neredeyse bir kaynaşma sözkonusudur. Temel tehdit algıları Cumhuriyet gazetesinden Musul meselesine, HDP’li siyasetçilere kadar aynılaşmakta. MHP artık parlamenter bir muhalefet partisi değil, parlamento ötesi yollardan devlet içinde tuttuğu yeri genişleten bir iktidar ortağıdır. Koalisyonlar parlamento içinden devlet içine, formel yollardan enformel yollara, demokratik yollardan anti-demokratik alana, sözün hükmünü icra etmesi gereken kanallardan zor aygıtlarına taşınmıştır. Saray Rejimi’nin otoriter temelde yapılanmasının anahtarı burasıdır ve otoriterliğinin kaynağı MHP’siz ve bu yeni iktidar tasarımı olmadan anlaşılamaz. 

Bu çerçevede Bahçeli de Milliyetçi Cephe içinde harç görevi görmekte, kendi söylem ve kadrolarını iktidar oyununa dahil etmeye başladığını özellikle görünürleştirmektedir. Tuğrul Türkeş’in AKP’ye katılarak yapmaya çalıştıklarını, Bahçeli AKP’ye katılmadan, Saray Rejimi’nin yeni dizilişi içinde, enformel kanallardan gerçekleştirmekte. 
Başkanlık sistemiyle ilgili ortaya attığı can simidi de bu bütünleşmeyi pekiştirici ve ittifakta kendi konumunun altını daha da görünür kılan nitelikte. İki hafta önce Salı günü yaptığı grup konuşmasında “hamle bekliyoruz” vurgusunu akşam Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanlarının gözaltına alınıp tutuklanması ve sabahında Emniyet müdürleriyle Emniyet iç hiyerarşik dizilişinde büyük bir yer değiştirme kararnamesi izledi. 

Geçen Perşembe günü, “devlet kabul günü”nde Erdoğan Bahçeli’yi Saray’da ağırladı ve akşamında HDP eşbaşkanlarıyla milletvekillerine tutuklama operasyonu başlatıldı. Tesadüf olarak değerlendirilmesi mümkündür, ancak siyaset dışı bir tahlile götürür. Bahçeli MHP’yi 1980 öncesinde olduğu gibi parlamento ötesi yollardan iktidar oyununa otoriter temelde katıp parlamentoyu ve parlamenter siyaseti AKP ile tasfiye ederken; bu tasfiye içine parlamenter siyasetin bir diğer aktörü olan HDP’yi de katmaktadır. Öyleyse AKP ile MHP adı parlamenter ya da başkanlık olsun fark etmez, yeni rejim tasarımında parlamentoyu ve parlamenter muhalefeti rafa kaldırma, iktidar oyununu devlet içinde parlamento ötesinde otoriter zeminde sürdürme konusunda kararlıdır ve bu mutabakata dahil olmayan tüm güçlere karşı da zor yoluyla tasfiye sürecini başlatmıştır. HDP’li vekillere operasyonun bu nedenle sadece “terör”le ilişki üzerinden açıklanması resmi görmemektir. HDP’nin tasfiyesi, AKP ile MHP’nin parlamentoyu ve parlamenter siyaseti tasfiye eden projesi içinde bir anlam taşımaktadır.

Olağanüstü Rejimde Olağanüstü ve Kurucu Muhalefet

Buradan üçüncü maddeye gelelim. Olağanüstü bir rejim var; otoriter, parlamenter katılım kanallarını adım adım yok sayan bir partiler arası devlet içi koalisyon şeklinde işliyor. Memleket meselelerini zor/baskı formülüyle çözmek dışında reçetesi olmayan bir faşistleşme süreci bu, çatlaksız ve geçirimsiz değil bu nedenle de. İktidar tasarımının tepesinde yer alan iki parti AKP ile MHP parlamento ötesine güvenlikçi bir çerçeve içinde geçerken, HDP de 7 Haziran sonrasında PKK tuzağına düşerek; parlamento ötesi siyaseti şiddet çizgisinden ayırmaya dönük bir stratejiyi devreye sokamayarak tasfiye ediliyor. Bu noktada şiddet/zor sarmalına hapsedilen ve birbirini karşılıklı olarak yeniden üreten bu anti-demokratik sıkışma karşısında yeni bir kurucu irade reçetesi sunma, ülkeyi demokratik ve barışçıl yollardan düzlüğe çıkarma adına en büyük görev ise CHP’ye düşüyor.

Geçen hafta CHP’ye yaptığımız kurucu meclis gibi örgütlenme çağrısını bu noktada yeniden hatırlayalım. Siyaset şiddet sarmalına, şiddetin/zorun asıl belirleyici olduğu bir zıtlaşma zeminine doğru savrulurken buradan çıkış için yeni bir strateji, örgütlenme ve asgari program gerekiyor. CHP’nin dün yayınladığı Parti Meclisi bildirgesi, önüne yeni öncü görevler koysa da, CHP’nin mevcut hali bu görevleri taşımaya yetmiyor, bu nedenle ikna da etmiyor.
Ne yapmalı? Artık siyasetler arası birlik/blok söyleminin gerçekçi zemini yok. PKK şiddeti durdurulmadan böyle bir blok olsa olsa AKP-MHP milliyetçi cephesini tahkim etmeye ve siyasal kamplaşmanın zeminini tam da Saray’ın istediği alanda derinleştirmeye yarar. Ancak memleketin sorunlarının demokratik ve barışçıl yollardan çözümü için bir kurucu siyasal merkeze ihtiyaç da hiç olmadığı kadar fazla. Bu nedenle CHP siyasetler arası birlik yerine siyasette birlik merkezi olarak kendisini yapılandırmalı, tavanlara değil tabanlara seslenmeli. 

Bu önemlidir; zira sadece sivil toplum alanına sıkışan, sokağı ya da toplumsal muhalefeti öne koyan stratejiler bugünkü saldırının siyasal karakterini görmezden gelmekte ya da önemsizleştirmekte. Saldırının karşısına siyasal bir çıkış koymak şarttır. Kurucu meclis gibi örgütlenmiş, farklı öfke ve talepleri laik, halkçı demokratik bir cumhuriyet programı etrafında toplamış bir CHP öncülüğü, giderek “failed states/başarısız devlet” olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin bu süreçte “kurma iradesi”nden yoksun bırakılmaması için de elzemdir. 

Son olarak; MHP’nin parlamentoyu dışlayan ve siyaseti parlamento ötesine taşıyan stratejisi; HDP’nin PKK basıncı/terörü karşısında daralan alanını fark edemeyip parlamenter alandan tasfiyesi ve AKP’nin parlamentosuz, olağanüstü kararnamelerle ülkeyi yönetmeye odaklanmış “başkanlık” stratejisi birlikte düşünüldüğünde CHP’nin parlamenter muhalefete sıkışarak çıkış yaratması da imkansızdır. Olağanüstü dönemler olağanüstü çıkış ve hamleler gerektirir. Bir “muhalefet partisi” olarak MHP siyasal kanallarını yukarıdan/otoriter temelde Saray ile devlet içinde birleştiriyorsa, CHP de parlamento ötesi muhalefet güçleriyle, toplumsal muhalefet alanıyla birleşik bir zemin içinde aşağıdan, bir kurucu meclis kapsayıcılığıyla yeniden örgütlenmeli. Şiddetin öne çıktığı bu siyasetsizleşme zemininde siyaseti yeniden devreye sokmanın yolu, milyonları bir heyecan ve umut etrafında yeniden politikleştirmekten geçiyor önce. Başka çıkış yoktur. Parlamento ve parlamento ötesi muhalefetin demokratik temelde, ülke sorunlarının şiddetsiz/baskısız çözümünü merkeze alan asgari bir program etrafında kurucu meclis gibi örgütlenmesi ve bir iktidar seçeneğine dönüşmesi. 

Tehlike büyüktür ve sadece mevcut parlamenter sistemin korunmasına odaklı bir strateji hem “muhafazakarlık” dairesindedir hem de yenilmeye mahkumdur.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.