• BIST 101.090
  • Altın 200,828
  • Dolar 4,7878
  • Euro 5,6116
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 26 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

'Yerli – Milli İttifak' İçin Teşekkürler

Deniz YILDIRIM

16 Nisan öncesinde birlik olup ülkeyi 100 yıl sonra yeniden Meclis yerine Saray’dan yönetme kararı aldırdılar. Buna itiraz eden kim varsa “yerli” olmamakla, “milli” olmamakla suçladılar. Şimdi ikinci perde açıldı ve 2019 seçimlerine de MHP’nin hafta başındaki ön alma hamlesiyle birlikte ittifakı resmileştirerek gitmeye karar verdiler. Adını yer yer “Milli Mutabakat” ittifakı, çokça da “Yerli ve Milli İttifak” olarak koyuyorlar. Uygundur.

Türkiye’yi Saray’dan yönetmeye, memleketin kaderini tek kişiye teslim etmeye, egemenliği halktan alıp Saray’a vermeye dönük kampanyalarını tıpkı 16 Nisan’da olduğu gibi, ama şimdi daha da sertleşerek “yerlilik ve millîlik” ideolojik kılıfı altında sürdüreceklerini söylemiş oldular. Böylece iktidar koalisyonu, ülkeyi seçime hangi temel zıtlık minderi etrafında götüreceğini, siyasal kutuplaşmayı hangi zeminde kuracağını bugünden ilan etti. Bu da iyidir.

4 nedenle.

Birincisi, 16 Nisan’da bu ideolojik kılıf sınanmış ve toplam potansiyeli yüzde 65’e yakın olan Evet koalisyonu, YSK müdahalesiyle bile zar zor kazanmıştır. Buna rağmen koalisyon 14 puan fire vermiş; İstanbul ve Ankara gibi şehirler de kaybedilmiştir. Koalisyonu parti tabanları dışına doğru genişletmeyi geçtim, bu partilerin tabanlarından da götürmüştür “yerli-milli” kutuplaştırma taktiği. Daha da etkisizleşme ihtimali yüksektir. Bir şeyin ilk söylendiğindeki etkisiyle devamındaki etkisi aynı değildir.

İkincisi, iktidar ve müttefiklerinin ya da kısaca Saray Rejimi’nin Türkiye halkına söyleyecek yeni bir sözü kalmamıştır. Bunu açık etmektedir. Memleketin temel sorunlarına dair ellerinde kalan tek reçete halkı bölmek; aileleri, komşuları, akrabaları, arkadaşları birbirine karşı kutuplaştırmaktır. Bu “dışlayıcı” ve “düşmanlaştırıcı” söyleme mecburiyetleri, halkı kazanacak stratejimiz ve seçeneğimiz olsa büyük bir avantajdır. Halkı birleştiren ve halkı düşmanlaştıran kutuplar çok daha açık hale gelecektir.

Ve üçüncüsü; 16 Nisan’dan bugüne başta ekonomi olmak üzere Türkiye’nin temel meseleleri daha da derinleşmiştir. Ve seçime doğru bu tablonun iyileşeceğine dair hiçbir işaret yok. Aksi ise kesin gibi. Bu durumda “Yerli ve Milli” söylemi etrafında kendilerini eleştiren milyonları “kökü dışarıda” göstermek gibi büyük bir siyasal riski almak zorunda kalmaları normal; çünkü başka bir çareleri yok ve aynı zamanda zeminin buradan kurulmak istenmesi, temel ekonomik ve sosyal meselelerin/zıtlıkların üstünü örtme, buradan kurulacak bir iktidar/muhalefet blokları yarılmasını önleme amacıyla ilişkilidir.

Dikkat edin; işsizlik, zamlar ve hayat pahalılığı, iş cinayetleri, geçim sorunları, tarımda ve hayvancılıkta dışa bağımlılık başını aldı gidiyor. Ne AKP ne de MHP grup toplantılarında tek satır yok bu konuda. Bu bilinçli bir tercih; iktidar partisi AKP asgari ücret zammı ve taşerona kadro hamlesiyle aşağıdaki kaynamayı gidermeye çalışsa da daha ötesine geçemiyor; daha da kötüleşecek bir ekonomik tablo olduğunun farkında. Bu nedenle seçim sürecine ekonomi gündemiyle gidilmemesi için her şeyi yapacak. MHP ise hiç değinmiyor. Halbuki Bahçeli ekonomist; iyi de biliyor bu konuları. Demek ki “şu kötü ekonomik ortamda biz iktidar ortağı olarak ekonomiden bahsedersek, Türkiye’nin en derin ekonomik krizi olan 2001’de de koalisyon ortağı olduğumuz hatırlanır” diye düşünüyor. Kötü hatıralar.

Dördüncüsüne gelelim. Bu iktidar bloğu artık “establishment”, yani “müesses nizam”ın asli temsilcidir. Bu nedenle kendilerini “devletin sahibi” olarak görüyorlar. Oysa AKP iktidara geldiğinde ve devamında kendisini hep “vesayete, müesses nizama karşı milletin temsilcisi” konumuna yerleştirmeye çalışmıştı. Bu popülist bir stratejiydi. Şimdi “popülist” strateji boşta; düzeni kendileri temsil ediyor ve halkın çoğunluğunu ekonomide de siyasal kararlarda da bu yeni düzenden dışlıyorlar, dar bir yönetici elit grup var ve ekonomide de siyasette de onları temsil ediyorlar. Bu nedenle de zıtlığı “elitler-halk” ekseninden çıkarıp bizzat halk içine taşımaya çalışıyorlar. AKP’nin popülist stratejisinin buradan etkisizleşme potansiyeli de, Halkçı bir siyaset oluşturabilirsek büyük avantajdır. Saray-Halk zıtlığının siyasal zemini de oluşmaktadır. Zemin “Elitler ile Halk” arasındaki çıkar uyuşmazlığına dayandırılmalıdır. Ve iktidar bloğu, elitlerin temsilcisidir.

BİZİM ZEMİNİMİZ
İktidar koalisyonu “Yerli ve Milli” söylemine mecbur kaldıysa ve yukarıda saydığım 4 temel nedenle bu bizim için bir avantajsa, bu durumda yapılacak en büyük yanlış; bu mindere girerek bu koalisyona “hayır, siz Yerli ve Milli değilsiniz” türü yanıtlar geliştirmeye çalışmak ve bu zıtlığı güçlendirmek olacaktır.

Aksine, saydığım 4 nedenle zaten etki potansiyeli 16 Nisan’a göre daha da zayıflayacak olan bu zıtlık minderi yeni bir zıtlık minderi ikame edilecek şekilde daha da etkisizleştirilebilir.

Açarsak: “Tamam siz yerli ve millisiniz; size oy vermeyen, oy verip de itirazda bulunan herkesin kökü dışarıda ve gayrimilli” demek; iktidar koalisyonunun halkı birleştiren değil bölen dilini görünürleştirmek ve “tamam yerli ve millisiniz; bu arada geçen yıl 2006 işçi cinayete kurban gitti, bununla ilgili ne yapacaksınız?”; “tamam siz yerli ve millisiniz; onu anladık da, ekmeğe, mercimeğe, çaya, ulaşıma, yemeğe, vergilere zamlar uçuyor; halk geçinemiyor; buna dair bir çözümünüz var mı?”, “tamam siz yerli ve millisiniz; ama sizin çocuklar zenginleşiyor; bizim çocuklara okul bitirseler bile sadece asker, polis, jandarma olmak düşüyor, bu niye böyle oldu, işsizliği nasıl çözeceksiniz?” diyerek zemini “onların gündemi – halkın gündemi” zıtlığına çekmek; yanıtsızlıklarını ve çaresizliklerini açık etmek ve halkın genişleyen temsilciliğine yerleşmek mümkündür.

Devleti artık olağan halle yönetemeyenler olağanüstü hale mecbur kalıyor. Olağanüstü hal, aynı zamanda ideolojik düzlemde de olağanüstü bir söyleme ihtiyaç duyuyor. “Yerli ve Milli” söylemi bu ihtiyacın ürünü. Teyakkuz, dışlama, düşmanlaştırma dışında reçetesi kalmamış, memleketin üstünde yük haline gelmiş siyasetlerin tarih boyunca hep son durağı bu olmuştur.

Bizim yapmamız gereken; devlet yönetiminde olağan hale geçişi; ideolojik-siyasal zeminde ise olağan gündemi hakim kılmayı sağlamaktır. Olağan hal; demokrasidir; tek adamlık değil halk egemenliğidir; Saray’dan değil Meclis’ten yönetimdir, şiddet değil sözdür. Olağan gündemse; açlıktır, yokluktur, ölümlerdir, işsizliktir, iş cinayetleridir, zamlardır, pahalılıktır, kayırmacılıktır, kadınların yok sayılmasıdır, eğitimin bitirilmesidir, kaynakların halk için değil, rantçılar için kullanılmasıdır.

Öyleyse ideolojik-siyasal düzeyde ana zıtlık eksenimiz bellidir: Türkiye’de ekonomi, siyaset, devlet Saray’da ve tek kişi etrafında yapılanmakta; sistem halka kapatılmakta ve halkın kaynakları halk için kullanılmayınca sefalet, yokluk, yoksulluk artmaktadır. İş artık borçlarını ödeyemeyen işçilerin seslerini duyurmak için Meclis önünde kendilerini yakma girişimlerine kadar vardı. İşçi Sıtkı Aydın, çareyi Saray’da değil halk egemenliğinin merkezi olması gereken Meclis önünde aramıştır. Sosyal ve siyasal dersleri bellidir.

Bizim zıtlığımız Türkiye’deki ekonomik, siyasal kötüye gidişi Saray ile Halk kutupları etrafında inşa etmeye dayalı olmak zorundadır. Bu uzun süredir ifade ettiğimiz yenilenmiş bir Halkçılık siyaseti ve stratejisiyle mümkündür.

İktisadi ve sosyal koşullar bakımından zemini genişletmeye müsait olan strateji budur. Halkın çıkarıyla Saray’ın siyasi-iktisadi çıkarları ayrışmakta; halkın gündemiyle iktidar koalisyonunun gündemi uzaklaşmaktadır. Siyasal düzeyde halkçılık, egemenliğin tek kişiye devredilmesine; o konuma seçilme imkanının ise halkın en az yüzde 90’ına kapatılmasına, yeni oluşturulan dar-elit gruba karşı halk egemenliğini, halkın karar süreçlerine katılmasının önünü açmayı savunan, halkla birlikte ülkeyi yeniden inşa etmeyi önüne koyan programdır.

Sosyal düzeyde halkçılık, ülke kaynaklarının birkaç aile elinde heba edilmesine karşı, kaynakların halk için kullanılmasını sağlama programıdır. Kamuculuktur.

ASIL DEZAVANTAJLARIMIZ
Kimin daha “yerli ve milli” olduğuna dair bir kutuplaşmaya ve tartışmaya dahil olmaksa; bu zemini ana zemin olarak yeniden üretir.

“İyi de hocam; Meclis önünde kendini yakmaya çalışan işçiye ‘git kendini Saray’ın önünde yak’ diyen bir muhalefet önderliğiyle mi gerçekleşecek bu dediklerin?” diyorsunuz şimdi; duyuyorum.

Katılıyorum; Kemal Bey bu iktidarın en büyük şanslarından biridir; fakat bu stratejinin uygulanmasının önündeki tek engel “doğru lider”in olmaması da değildir. Bu iş kadro, program, örgütlenme, birleştirici hat ve ana Halkçı zıtlık etrafında konuları politikleştirme yeteneği kazandıracak bir iç kadro eğitimi işidir.

Öte yandan son birkaç yazıda belirttiğim gibi iktidar “güvenlik koalisyonu”nu, OHAL’i ve ideolojik düzeyde “yerli-milli olanlar ve olmayan iç düşmanlar” söylemini güçlü kılacak taktiklere muhtaç. 2018’i böyle belirlemek isteyecekler. Bu nedenle “Yerli ve Milli İttifak” söylemi, koalisyonun bileşenleri de dikkate alındığında, ideolojik ve siyasal genişleme ya da seçim kazanmak için değil, iktidarda kalmak için faşizme doğru daha da sertleşmek hedefiyle yakından ilişkili görünmeli.

4 avantajımız karşısında en büyük dezavantajlarımızdan birisi budur. İktidar bloğunun daha da faşistleşmesi ve 4 avantajı politikleştirip halkçı çıkış umudu yaratacak bir siyasal seçenekten yoksunluk. Ve aslında ikisi birbirleriyle ilişkili. Halkçı alternatifi güçlendirmek, zaten faşizmin zayıflatılması hedefine de hizmet edecektir.

Ve demek ki Halkçı stratejinin nesnel şartları var; öznel açıdansa siyaseti yok. Kolları birlikte sıvamanın, siyasetini inşa etmenin, her alanda bunu güçlendirmenin vakti geldi de geçiyor. Aksi halde “avantaj” gibi görünen o 4 neden, alternatifsizlik ortamında kolaylıkla dezavantaj haline gelebilecektir.

Not: Bunun için ne yapalım; siz önerin, paylaşayım. Yeni bir parti ya da hareket mi inşa edilmeli, var olan siyasetler arası asgari programa dayalı birlik mi kurulmalı ya da muhalefet partilerinden birinde bu stratejiyi uygulamaya çalışmak mı en doğrusu? Birlikte karar verelim.

@denizyildirim79 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)