• BIST 97.726
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 20 °C

Yığınaktaki hata

Ender HELVACIOĞLU

Haziran Ayaklanması, Türkiye’de o ana kadarki hiçbir geleneksel siyasal odak tarafından temsil edilmeyen geniş bir toplumsal taban bulunduğunu göstermişti. Bu hareket aydınlanmacıydı, ilericiydi, bağımsızlıkçıydı, özgürlükçüydü; yani genel anlamda sol çizgiye, sol değerlere açıktı ve yatkındı. 

Fakat direniş, aynı zamanda, mevcut sol/sosyalist odakların bu çaptaki bir harekete önderlik edebilecek ve onu yönlendirebilecek hazırlıkta ve yetenekte olmadığını da gösterdi. CHP yönetimi harekete soğuk yaklaştı, HDP yönetimi açıkça karşı çıktı, irili ufaklı sosyalist örgütler de katılmakla birlikte çok zayıf kaldılar. 

Bu noktadan itibaren sosyalistler açısından esas sorun, hareket ile sosyalist örgütlenme arasındaki bu uçurumu kapamaya çalışmaktı. Gelip geçici olmadığı, köklerinin bulunduğu ve geleceğe uzanma potansiyeli taşıdığı belli olan bu hareketi sağlıklı ve önyargısız biçimde (ezberlerini bozmayı göze alarak) okuyup ona uyum sağlayabilecek, politik önderlik yapabilecek bir sosyalist örgütlenmenin yaratılması temel meseleydi. 

Birleşik Haziran Hareketi (BHH) bu hedefle yola çıktı ve başlarda bir heyecan da yarattı. Bizzat böyle bir hedefin dile getirilmesi bile heyecan vericiydi zaten. 

Fakat becerilemedi! Aradan iki yıla yakın bir zaman geçmesine karşın ne BHH ne de onun herhangi bir örgütlü bileşeni bu hedefe yaklaşabilecek bir politik uyanıklığı, esnekliği ve kararlılığı gösterebildiler. 

Hatta yaklaşmak bir yana daha da uzaklaştılar. Ayaklanma sırasında nispeten öne çıkmış iki örgütün, TKP ve TGB’nin, bugün -ne yazık ki- geldikleri nokta bunun en net göstergelerinden biridir. 

Bir köşe yazısı çerçevesinde bu durumun nedenlerinin çeşitli boyutlarını hakkıyla irdeleyebilmemiz olanaksız. Ama en azından okurların tartışmasına zemin hazırlamak için birkaç noktaya kısaca değinmek istiyorum. 

***

Yığınakta hata yapıldı. BHH, Haziran tabanında örgütlenmeye yönelik politik taktikler geliştirmeye yoğunlaşmak yerine, Kürt hareketi ile yan yana gelmeyi (giderek “ittifak” yapmayı) öne aldı. BHH kadroları bir yıl boyunca bu yaklaşımın yarattığı yıkıcı tartışmalarla meşgul oldular. 

Bu, stratejik bir hataydı. BHH’nin meşru iddiası Haziran’ın temsil edilmesiydi. Bu noktada bir adım atılmadan, bir başarı kazanılmadan içine girilen ittifak tartışmaları BHH’nin etkisizleşmesine, hedef kitlesinden kopmasına ve giderek dağılma noktasına gelmesine yol açtı. Bu hatada ısrar eden sosyalist örgütlerin varlık nedenlerinin kalmadığını ve giderek ufalandığını görüyoruz. 

Bu aynı zamanda taktik bir hataydı da. HDP ile yan yana gelme politikasının doğru olduğu düşünülse bile, bunun yolu ittifak edebilir ve ittifak edilebilir bir güç haline gelmekti. Politika güç ile yapılır. Hele ittifak gibi incelik ve olgunluk gerektiren politikalar ancak ciddiye alınabilir bir güç isen gündeme gelebilir. Yoksa onun adı ittifak değil iltihak olur. 

BHH’nin ciddiye alınır bir güç olabilmesinin olası tek yolu başlangıcındaki hedefine (varlık nedenine) kilitlenmesiydi. BHH yığınakta hata yaparak kendini gereksizleştirdi.  

Tam tersten da olsa benzer bir hatayı İşçi/Vatan Partisi ve TGB yaptı. Haziran direnişinin parlayan gençlik örgütlerinden TGB, bağlı olduğu Vatan Partisi’nin Türk devletinin ve ordunun “ulusalcı” dediği kesimleriyle ittifak arayışı sonucunda etkisiz bir bürokratik örgüte dönüştü. 

Bu da bir yığınak hatasıdır ve bugün “AKP’nin Vatan Partisi’nin mevzisine geldiği”, “Erdoğan’ın ‘milli’ olduğu” türünden söylemlerle ifrata varmıştır. 

Yine aynı şekilde, bu bir taktik hatadır da. Ancak emekçi halk içinde örgütlenmiş ve tartışmasız otorite kurmuş bir devrimci güç, devlet ve ordu içindeki çelişmelerden kendi lehine yararlanma olanağı elde edebilir. Böyle bir gücün yoksa -hayaller dünyasında veya çocukların kutu kutu oyunları dışında- kimse senin mevzine gelmez ama sen kendini olmadık mevzilerde buluverirsin. 

Çin Devrimi sürecinde ÇKP’nin Japon işgaline karşı Guomindang ile ittifak arayışı ve başarılı uygulaması hep örnek gösterilir. Ama şu unutulur: Mao Zedung önderliğindeki ÇKP bu politikayı gündeme getirdiğinde Çin kırına hakim olan, ülkenin üçte birinde iktidar olan, Guomindang’tan daha da güçlü bir halk ordusuna komuta eden, yüz binlerce örgütlü üyesi bulunan bir partiydi; Pekin’de gazete çıkarmıyordu. 

***

Kısacası, yığınakta hata yenilgi getirir. Türkiye’nin koşullarında ise sadece yenilgiyi, varlığın anlamsızlaşmasını değil, ayak altında kalmayı da getiriyor. 

Suruç’ta 34, Ankara’da 102 canımızın gitmesi ve buna gerekli tepkinin gösterilememesi bir ayak altında kalma durumudur. 

Hepimiz (özellikle bizim kuşak sosyalistler) sorumluyuz. Konunun daha birçok boyutu var, tartışmaya devam edeceğiz. 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)