• BIST 88.830
  • Altın 144,131
  • Dolar 3,6361
  • Euro 3,8595
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 3 °C
  • Antalya 10 °C

Yine Rusya, Yine Suriye, Yine Maraş

Yine Rusya, Yine Suriye, Yine Maraş
Ülkeye “her bir kış ansızın kominizim geleceği” korkutmacası ya da inancıyla bu gelişimi durdurmak gerekiyordu. Bu durdurmanın yolu ve yöntemi gerektiğinde iç savaşa kadar götürülebilecekti.

Sami GÜNAL

Bundan tam 38 yıl önce, 1978 yılının 19-26 Aralık tarihleri arasını kapsayan bir haftalık sürede kimseciklerin müdahale etmediği kapalı devre bir vahşi katliam yaşandı Maraş’ta. Resmi rakamlarla 111(?) yaşayanların tanıklıklarıyla yüzleri aşan sayıda bebek, çoluk çocuk, kadın, erkek demeden yurttaşlarımız dillendirilmesi dahi kolay olmayan yöntemlerle katledildiler.

Gladyonun yerel ve genel hesapları vardı. Yerel hesaplar basit. Şöyle ki: Yerli gerici ahalinin karşıt kamp olarak gördüğü topluluğun sosyo kültürel ve ekonomik hayata hâkim olmalarını hazmedememeleri… Bunu bir kenara not ederek genel hesaba bakalım.

1968’den bu yana “sosyal gelişmelerin ekonomik gelişmeleri aşmış” olması dolayısıyla 1971’in 12 Mart’ında bir Balyoz Harekâtı indirilmişken 1974’le beraber, kastedilen sosyal gelişimin lokomotifi olan sol, 70’li yılların sonuna doğru iyice ivmelenmişti.

Ülkeye “her bir kış ansızın kominizim geleceği” korkutmacası ya da inancıyla bu gelişimi durdurmak gerekiyordu. Bu durdurmanın yolu ve yöntemi gerektiğinde iç savaşa kadar götürülebilecekti. Bu ince hesapların ilk durağı sıkıyönetim ilan ettirmekti. Gel gör ki iktidarda olamayan ama tufaya da gelmeyecek olan bir “sol” hükümet vardı. İşte, gladyo ne güne duruyordu?

Şimdi, yukarıda bıraktığımız nota dönmenin zamanıdır. Ortada; bu yerel rahatsızlık dolayısıyla harlanmış cahil sürüsü bir kesim ve mezhep ayrılığı gibi kolayca tekmelenecek yumuşak karınların en yumuşak yeri vardı. Al sana sıkıyönetimi ilan ettirme fırsatı, al sana olmadı iç savaş!

Tarih 19 Aralık. Sinemada “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi var. Konusu, Rusya’da zulüm gören Türkler temasıdır.  Galeyanı ve kör duyguları harlayacak bundan güzel bir tema zor bulunurdu. Nitekim günde iki seansın olduğu kentte sinemalar makaraları dört kez çevirtmeye başlıyor. Köylerde traktörlerle organize bir şekilde izleyiciler taşınıyor. Taşınma yolunda kulakları fısıltılar üfleniyor. Kimleri öldürdüklerinde onların mallarına nasıl el koyabileceklerini ve cana kastedilerek gasp edilen eldeki mallarla cennette nasıl yer edinebilecekleriyle ilgili beyinler yıkanıyor… Ve kıtalar hazırdır.

Dava tutanaklarında anlaşılıyor ki bu bilinçlendirmeleri(!) yapanlar, sinemaya yine kendileri dinamit lokumu atmışlardır. Fısıltı, sinemayı Alevilerin ve komünistlerin bombaladığı ve daha bununla da kalmayıp camileri de bombalayacakları şeklindedir.

Cuma günü de hesaba katılarak iki ilerici öğretmen öldürülür. Yine mahkeme tutanaklarından anlıyoruz ki Devlet Hastanesi Başhekimi, cenazelerin çıkışlarını özellikle cuma namazı saatine denk gelecek şekilde engeller ki cuma cemaatiyle, cenaze cemaati camide karşılaşsınlar ve olanlar olsun. Evet, hesap tutar ve dinsizlerin, komünistlerin cenaze namazı camide kılınamaz teraneleriyle fiili saldırılar başlatılır.

Rusya’nın, “Esir Türkler” kontenjanından filim temasıyla işin içine girdiğini anladık.

Peki, Suriye bu işin neresinde? Şimdi gelelim bugüne. Patent sahibi Maraş’takilerin yaptıklarını bugün Suriye’de yapanlar için devlet büyüklerimizden birisi ne demişti? “Bunlar birkaç öfkeli gencin işidir.”

Şimdi tekrar o güne dönelim. O zamanın eli kalemli bir cüdamı ne demiş Maraş katliamı için? Katliamı, "Milletin CHP'ye tepkisi" olarak dillendirmiş ve "Binicisini beğenmeyen asil bir kısrağın şahlanışı"na benzetmiştir. Benzerlik bu kadar olur. Kim kimin takipçisi?

Nafile yargılamalar… Göstermelik cezalar… İmdada yetişen olacak mı? Derken Özal affı!

Sonra ne oldu?

Kimisi milletvekili… Kimisi bilmem ne!

“Güneş Ne Zaman Doğacak?”

Ne zaman doğacağı sorulan güneş, kapkara şekilde Maraş’ın üzerine doğdu.

21 Aralık “karşıtlığın” zirvesidir. Hem kavramsal hem de zamansal-niceliksel olarak:

Gündüz ve gece!

Biri en kısa gün, diğeri en uzun gece. Fakat bir şehirde her ikisi de eşitti. Eşitlik; vahşet ve acıdaydı! Ne gecesi bitti ne de gündüzü. Duvarlardaki lekelerle birlikte caddelerde oluk oluk akan şey, hiçbir savaş tablosundaki; ressamın fırça darbelerinden yayılan yoğunlaştırılmış kırmızı tonlamalar değildi.

“Yine mi figan var bizim ellerde / Her yerinde bin bir kavga kurulmuş / Şimdi değil ta bizim yıllar evvelinden / Padişah’tan fermanımız verilmiş”

“Maraş’ta, o dost ile düşmana beraberce yanmışken” o dost, kibritini çakıp cephe komşusunu yaktı. Beraberce, Fransız’ın elinden alınıp yere bırakılan paslanmış süngüyü yerden alıp arkadan hançerledi Maraş’ın Erenler’ini, Maraşlı Ökkeş.

Daha ki bu arz-ı âlem içinde hiçbir etnik veya mezhebe yönelik bir vahşette anne karnında süngülenmiş bebeler yoktu.

“Dolaşıyor ortada eli kanlılar / Gözleri dönmüş beli kanlılar / Ah anam der düşer deli kanlılar / Al kanları gölek gölek serilmiş yavrular”

Moda olmuş durumların fikri itelemeleriyle her türlü dövünmecilik yapanlar, o günün fotoğraflarına bakarak, hangi vahşet ve hangi gerçek toplumsal sorunun gizlendiğini, görmezlikten gelindiğini görsünler.

“Güzel Maraş, sana nazar mı değdi / Niye böyle kanlı kanlısın / Küstüm Maraş küstüm ben, sana / Böyle mi kıyarmış adam adama / Fransız kurşunu böyle değmedi / Küstüm Maraş, küstüm ben, sana”

Alışkınsınız, eliniz soğumasın, şanınız yere düşmesin… Vurun ulan vurun! Durma Ökkeş!

Maraş türküsü ne derdi Ökkeş?

 “Bir ben ölmeyinen gardaş, Maraş yıkılmaz!”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.