• BIST 107.086
  • Altın 143,994
  • Dolar 3,5633
  • Euro 4,1533
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 34 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 39 °C

Yok mudur kurtaracak…

Ender HELVACIOĞLU

Vatan ve Hürriyet şairi Namık Kemal, ta 1870’li yıllarda şöyle haykırmıştır: “Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini / Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?”

13 Ocak 1921 tarihinde sıcak savaş sürerken yapılan Büyük Millet Meclisi oturumunda Mustafa Kemal, Namık Kemal’in bu dizelerine atıf yaparak kürsüden şöyle seslenir: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun kökeninde yatan eylemin adı “Kurtuluş Savaşı”dır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde gerçekleşen bu “kurtuluş süreci” Çanakkale Savunması ile başlar ve işgalcilerin “geldikleri gibi gitmesiyle” sona erer. Vatan düşmanlardan (emperyalistlerden) “kurtarılmıştır”.

İlginçtir, 60’ların sonuna doğru 68 gençlik hareketinin önde gelen liderlerinin ayrı ayrı kurdukları illegal örgütlerin adlarında da “kurtuluş” sözcüğüne rastlarız: Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Halk “Kurtuluş” Ordusu (THKO) ile Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Halk “Kurtuluş” Partisi/Cephesi (THKP/C) örneğin.

Onlara göre, bir kez daha emperyalist boyunduruğa girmiş olan ülkenin yeniden kurtarılmasına, yeniden bir kurtuluş savaşına, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yarım kalmış mücadelesinin tamamlanmasına ihtiyaç vardır.

Türkiye tarihindeki başarılı/başarısız “devrimci çıkışların” hepsinde bu “kurtuluş” temasını ve hedefini görürüz.

Ülke “kurtarılmaya” muhtaç hale düşmüş/düşürülmüştür, vatan saldırı altındadır ve devrimciler vatanı kurtarmak için yola çıkmışlardır.

Dayanılacağı düşünülen toplumsal kesimler, stratejiler, bugün gelinen noktalar farklı da olsa, başlangıçtaki ortak tema budur. Emperyalizm çağında ve emperyalist müdahalelerin sürekli muhatabı olan bir ülkede yaşıyor oluşumuzun getirdiği nesnelliğin yarattığı bir temadır “kurtuluş”. Dünyada da böyledir.

Önce vatan kurtarılacak ve bu kurtuluş toplumsal devrimle taçlandırılacaktır.

***

Yakın tarihimizdeki bu devrimci çıkışlarda çok önemli bir ortak nokta (tema) daha var.

Dikkat edilirse kurtarılacak olan “vatan”dır, “devlet” değil… “Millete” ve “halka” vurgu (çağrı) vardır, devlet erkanına değil…

Tam tersine devleti yönetenler “gaflet, delalet ve hatta hıyanet” içindedirler, devlet yozlaşmış ve çürümüştür, zaten bu nedenle düşman hançerini bağrımıza dayayabilmiştir ve vatan “mevcut devlete rağmen”, hatta “mevcut devletten de” kurtarılacaktır. Kurtarılacak ve yeni bir devlet kurulacaktır. “Kurtuluş süreci”, doğal olarak, eski köhnemiş devletin yıkılıp yeni bir devletin kuruluşunu da kapsar.

Gerek Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, gerekse 68’li devrimcilerin perspektifi budur. Kurtuluş süreçlerinin daha en başında, “devleti kurtarmayı” hedefleyenlerle “vatanı kurtarmayı” hedefleyenler birbirinden ayrışır.

Cumhuriyetçilik ile saltanatçılık, tam bağımsızlıkçılık ile mandacılık, devrimcilik ile reformculuk, halkçılık ile darbecilik arasındaki farktır bu.

Mustafa Kemal ve arkadaşları, Enver Paşa’lar gibi Osmanlı devletini kurtarmaya kalksalardı, Sevr’i bile mumla ararlardı. Vatanı kurtarma sürecinin doğal uzantısı “Türkiye Cumhuriyeti” idi.

Zaten Namık Kemal de, Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyet devrimlerinden 50 yıl önce “Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” diye yazmış, “Yok mudur kurtaracak bahtı kara devletini?” diye değil.

“Mâder”, sözcük anlamı olarak “ana, çocuğu doğuran” demektir. Kurtarılması gereken “mâder”dir, “ana”dır, “doğuran”dır, yani “vatan”dır. Kurtarıcılar da o ananın/vatanın tertemiz evlatları, vatanın bağrından çıkmış devrimci öncüler…

Ne Namık Kemal’ler ne Mustafa Kemal’ler ne de devrimci gençler “erkân-ı devlet”ten (devletin ileri gelenleri) medet ummuşlardır. Onlar “ashâb-ı devlet” (devlet adamları) değildirler; “ashâb-ı halk”tırlar, halkçıdırlar.

Halkın öncüleri olarak yola çıkarlar; “ashâb-ı devlet”ten, hatta “erkân-ı devlet”ten de bu kervana katılanlar olursa ne âlâ…

***

Türkiye yeniden bir “çöküş-kurtuluş” sarmalına girdi. “Çöken” bir devlet var ve “kurtarılması gereken” bir vatan.

Kim kurtaracaktır vatanı? Mevcut devlet mi? Mevcut devlet erkanı mı? Erdoğan’lar mı?

Her akşam televizyon programlarında devletin en temel kurumlarının (ordu, emniyet, MİT, yargı vb.) büyük oranda ABD’nin beşinci kolu niteliğindeki bir örgütün denetimine geçtiğini kendileri açıklıyorlar. Bu oranın dışında kalanlar da “sivil toplum kuruluşu” dedikleri diğer tarikatlara mensup.

Kendilerine de dokunan bir belayı savuşturmak için çok daha büyük belaların içine girmekten başka çare bulamıyorlar. Açtıkları yeni bela, önceki belayı büyütmekten başka bir sonuç vermiyor, vermeyecektir.

Türkiye, çürümüş devlet ile bağrına hançer dayanmış vatan arasındaki çelişkinin hızla keskinleştiği bir sürece girmiştir. Bu çelişki önünde sonunda çözülecek.

Bu süreçte birçok badireyle karşılaşacağımızı tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok; yaşıyoruz zaten. Ama emin olun, bu karanlık süreç bir “kurtuluş sürecine” dönüşecektir.

Vatan kurtarılırken, ufukta “yeni bir cumhuriyet” de belirecektir: Emekçi Cumhuriyeti.   

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)