• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 16 °C

Yoklama var!

Ender HELVACIOĞLU

Düzen devrimciyi zaman zaman yoklamaya çeker. Bu yoklama ömür boyunca, hatta bazı durumlarda öldükten sonra bile devam eder.

İki tür yoklama vardır: Biri düzenin “gazabını” göstererek; ikincisi ise “ihtişamını”, yani sunabileceği olanakları.

Türkiye devrimcisi birinci tür yoklamayı iyi bilir. İdamlardan, suikastlardan tutun işkencelere, uzun yıllar içeri tıkmaktan işten atmalara, vs, vs… Hakkını yemeyelim, esas olarak iyi de sınav vermiştir.

Tabii ki teslim olanlar, dönenler, alçaklaşanlar, hatta ajanlaşanlar çıkmıştır ama bunlar çok azınlıkta kalmıştır. Bu anlamda sağlam bir hamuru vardır Türkiye devrimcisinin. “Ölmek var dönmek yok” der; ser verir sır vermez…

Ama düzenin ikinci tür yoklaması daha etkili olmuştur; çünkü çok daha sinsidir ve akla gelmedik dolaylı yollar kullanılarak, tuzaklar kurularak yürütülür.

Bu tür yoklamaların çok “radikal”, çok “devrimci”, çok “solcu”, çok “sosyalist” yolları da vardır üstelik ve akıl karıştırır.

Peki, yoklama çekildiğini nasıl anlayacağız? Bu, gerçekten çok zordur. Herkesin, hatta örgütlerin bile geçmişlerinde bu tür tuzaklara düşmüşlüğü, zarar görmüşlüğü, zor kurtarmışlığı, direkten dönmüşlüğü vardır.

Zaten bu tür zaaf ve hatalardan dersler çıkararak, deneyim kazanarak, bu deneyimleri kuşaktan kuşağa aktararak, örgütlü bir reflekse dönüştürerek, nispeten anlaşılır, hissedilebilir kılınabilir böyle yoklama çekmeler. Ama yine de zordur, çünkü karşı taraf da giderek ustalaşmaktadır.

Bazı örnekler verelim ki konu daha iyi anlaşılsın.

***

Düzen, devrimciye, “al şu parayı, gel şu mevkie, benim için çalış” demez. Daha doğrusu bu tür yöntemleri çok sık kullanır ama böyle kaba-saba yöntemler devrimciye pek işlemez. Onu tuzağa çekmek için daha incelikli, daha ustalıklı yöntemler geliştirmiştir.

Düzen, olanağını, sanki bu sizin hakkınız, emeğinizin karşılığı ve başarınızmış gibi sunar. Yavaş yavaş, fazla hissettirmeden, hatta aşabileceğiniz bazı engeller de konarak döşenir tuzağa giden yollar.

Örneğin, diyelim ki bir örgüt yöneticisisiniz; yıllar yılı büyük emekler vermiş ama olanaklarınızın kısıtlılığı yüzünden sesinizi fazla duyuramamışsınız. Sonra bir bakarsınız, büyük medyanın kapıları açılmaya başlar, TV programlarına çağrılırsınız, demeç isteyenler çoğalır. “İşte” dersiniz, “sonunda görmezden gelemediler, söke söke aldık hakkımızı”…

Öyle değil! Büyük olasılıkla “yoklama çekilmektedir”, düzen “kıvam analizi” yapmaktadır. Açılan bu kapılardan girip girmemek ayrı bir tartışma konusu. Bazı öyle kapılar vardır ki, ne söylendiğinden bağımsız olarak oradan girmek bile tuzağa düşmek anlamına gelir. Çünkü meseleleri sadece orada boy göstermenizi sağlamaktır, başka bir şey değil.

Bazı kapılardan ise girilebilir, bu olanaklardan faydalanabilinir, ama yoklama çekildiğini akıldan çıkarmadan. Zaten eninde sonunda anlaşılacaktır bu: Ya bir “medya maymunu”na dönüştüğünüzde ya da bütün kapıların tekrar duvar haline geldiğini görüp hayal kırıklığına uğradığınızda.

Baştan anlayıp ona göre davranmak en iyisi. Kapının açılmasını kendi “başarınız” olarak görürseniz, kapının tekrar kapanmasını da “başarısızlığınız” olarak görürsünüz ve boş yere üzülürsünüz. Oysa ne açılış sizin başarınızdır ne de tekrar kapanış sizin başarısızlığınız. Yoklama çekilmiştir ve henüz kıvama gelmediğiniz anlaşılmıştır, o kadar…

Şu “kıvam analizi” konusu da önemli. Düzen bunu büyük bir ustalıkla yapar; daha doğrusu kıvama gelmeniz, yani “başarılı” olmanız için her şeyi yapar.

Kıvama gelmek, “kritik noktada” kıvama gelmek demektir; düzen asıl o noktayı yoklar. O nokta dışında diğer bütün konularda en kıvamsız, en uyumsuz olabilirsiniz. Hatta düzen bunu yeğler.

Kendisine benzeyen kişiyi ne yapsın? Onun fazlaca bir “piyasa değeri” yoktur; elde çoktur. Diğer bütün konulardaki kıvamsızlıklar, kritik noktadaki kıvamı yutturmak için ustaca kullanılır. Eğer o noktayı tespit edemez ve gözden kaçırırsanız, çatır çatır mücadele ettiğinizi sanırsınız ama kuyruğu kaptırmışsınızdır.

Örneklendirirsek: Türkiye’de uzunca bir süredir bu kritik nokta “anti-emperyalizmdir”.

Somutlaştıralım: Amerikan hegemonyasına karşı çıkmaktır.

Güncelleyelim: ABD’nin Ortadoğu’daki bugünkü stratejisini eleştirmektir.

Hem güncelleyip hem somutlaştıralım: İncirlik Mutabakatına karşı çıkmak ve ABD-PYD ilişkisini sorgulamaktır.

(Bu yazının konusu değil ama bir parantez açalım: Türkiye’nin emperyalistler açısından en “kıvamlı” adamı Erdoğan’a bile bu noktada yoklama çekmediler mi? İncirlik’e bütün NATO güçlerinin konuşlanmasına izin ver, PYD’ye dokunma; ondan sonra ister laikliğe saldır, ister başkanlığı getir, ister Kürt illerini yerle bir ederek “vatan savaşı” ver, ister HDP’yi meclisten kazı önemli değil. Erdoğan bu noktada kıvama getirilmiştir. Parantezi kapayalım.)

Kritik noktada bir şekilde kıvama gelin, diğer konularda istediğiniz kadar radikal olabilirsiniz, izin vardır. O “radikallikleriniz”, radikallerin kıvama getirilmesinin araçlarına dönüşecektir çünkü.

O halde yoklamadan alnı ak çıkabilmenin yolu, kritik noktayı iyi tespit edip net ve tavizsiz tutum almaktır. O zaman görülecektir açılan kapıların nasıl duvar olduğu, diğer radikalliklerin de “hoşluk” olmaktan çıkıp nasıl başa bela edildiği.

***

Kıvama getirmenin bir diğer yolu, devrimciyi “boyundan büyük işe çekme” yöntemidir. Kapılar denetimli olarak açılır ve o açık kapılara göre bir konum almanız sağlanır. Siz tezgahınızı açtığınız değil açtıkları kapıya göre kurarsınız, ama aslında size tezgah kurulmuştur.

Ata(ana)larımız bu tür tuzaklara karşı sürekli devrimciyi uyarır: “Boyundan büyük işe kalkma” der, “Ayağını yorganına göre uzat” der, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” der vb…

İyi de sürekli tedirginlikle devrimcilik mi olur? Bu tür yoklamalara (tuzaklara) karşı panzehir, devrimcinin özgücünü çok iyi bilmesi ve buna dayalı yıkılmaz bir tezgah kurmasıdır. Elde var bir olan “öz tezgah” (Bolşevikler bunu “burjuvazinin erişemeyeceği çekirdek yapı” olarak tarif etmişlerdi) sağlama alındıktan sonra tehlikeli sularda yüzmekte bir sakınca yoktur.

Dimyat’a pirince giden, evdeki bulguru yanına almalıdır. Erzaksız yola çıkılırsa yarı yolda nefesin kesilmesi kaçınılmaz olur. Erzakımız evdeki sandıklardadır (bu sandık konusunu daha önce yazmıştık).

Velhasıl düzenin daha bir sürü yoklama yöntemi var. “Osmanlı’da oyun bitmez” demişler. Osmanlı da az değil belki ama, bence bu işin piri Çinlilerdir. Harro von Senger’in üç ciltlik “36 Strategem (Savaş Hilesi)” adlı eserini (Türkçede Anahtar Yayınları’ndan çıktı) tüm devrimciler okumalı.

***

Bazıları yoklama çekilmesini önlemenin yolunun “yoklama kaçağı” olmaktan geçtiğini sanır. Oysa bu da çare değil. Zaten düzenin asıl amacı sizin “yoklama kaçağı” olmanız, kendi dünyanıza tıkılıp kalmanız, deyim yerindeyse kumda oynamanızdır. Böyleleri yoklanmaz bile!

Devrimci yola çıkacak; düzen yoklama çekecek, tuzak kuracak; devrimci bu yoklamalara ve tuzaklara karşı kendi uyarı ve direnç sistemlerini geliştirecek… Sınıf mücadelesi de zaten budur. Devrimci politika yoklamadan kaçmaz, ama onu bertaraf edebilir.

***

Buraya kadar yazdıklarımız madalyonun bir yüzü.

Devrimciyi sadece düzen yoklamaz. Emekçi halk da devrimciye yoklama çeker. “Yokladık, çakmak taşı çıktı” diye de bir halk sözü var.

Bu çok daha kritik bir sınav ve aslında düzen yoklamalarına göğüs gerebilmenin sırrını da barındırıyor.

Gelecek bir yazıda madalyonun bu daha belirleyici yüzünü tartışırız.

NOT: “Dokunma” konusunu yazacaktık ama sonradan düşündük onu herkes yazdı. Hem bu “yoklama” konusu “dokunma” konusunu da kapsıyormuş gibi geldi.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)