• BIST 101.892
  • Altın 189,295
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

Yönetmeni değil, senaryosu kötü bir film: ‘Uzaklarda Arama’

Ali Rıza ÖZKAN

Bu hafta gösterime giren 5 film içinden öne çıkacak olan Türkan Şoray’ın ‘Uzaklarda Arama’ olacaktır, sanırım. Hem “Türk Sineması’nın Divası” ünvanını haklı olarak taşıdığı için, ama hem de, 1972’de ‘Dönüş’le başladığı yönetmenlik macerasının 5. Durağı olduğu için. “Sinemanın Sultanı” yeni bir filmde bir daha yönetmenlik koltuğuna oturur mu, bilemeyiz. Ancak, ‘Uzaklarda Arama’ ile kariyerinin en gözde filmini çektiğini söyleyemeyeceğim.

Türkan Şoray ‘Dönüş’ ile Almanya’da çalışan kocasını beklerken, köyünde çevrenin feodal baskısı ile mücadele eden savaşçı ve merhametli bir kadının öyküsünü çekti. Alman sevgilisinden bir de çocuk yaparak köyüne dönen İbrahim (Kadir İnanır), köy yolunda kaza yapar ve sadece çocuk hayatta kalır. Gülcan (Türkan Şoray) köydeki dedikodular yüzünden belki de kendisini öldürecek olan İbrahim’in Alman sevgilisinden olan bebeğini sahiplenir.

'Dönüş' filmini izlemek için

Sultan’ın ‘Dönüş’ün hemen ardından, 1973’te çektiği ‘Azap’ ise, sakat çocuğunu tedavi ettirmek için İstanbul cangılında mücadele eden bir kadının merkezinde olduğu hikâyesiyle, ama büyük müzisyen Yalçın Tura’nın müzikleri ve Nihat Ziyalan’ın olağanüstü performansı ile de sevildi.

'Azap' filmini izlemek için

1976’da çekilen ‘Bodrum Hâkimi’ de, bildik söylencenin Sefa Önal’ın başarılı senaryosundan çekilmişti ve gene yerel muhafazakârlık ile aydınlanma arasındaki mücadele veren bir kadının öyküsüydü. Bodrum’a 1951 yılında atanan hâkime hanım Mefaret Tüzün’ün hakkında kasabada çıkan dedikodular nedeniyle 1954’te intihar etmek zorunda kalışının anlatıldığı film, aynı zamanda Türkan Şoray’ın yönetmen olarak kadınların toplum içinde var olma savaşının öykülerini perdeye aktarma kararlılığını vurguluyordu.

'Bodrum Hakimi' filmini izlemek için

Türkan Şoray dördüncü filmini 1981’de, Şerif Gören ile birlikte çekti. Şerif Gören sinema emekçileri sendikası Sine-Sen başkanı olduğu için girdiği 12 Eylül zindanından yeni çıkmıştı. Yaşar Kemal’in ‘Yılanı Öldürseler’ çekilecekti. Merkezinde güzelliği başına bela olan bir kadın, Esme’nin hikâyesi olan ‘Yılanı Öldürseler’ de, kadının karşılaştığı toplumsal baskılarla baş etme öyküsüdür.

Türkan Şoray’ın bugüne kadar çektiği filmlere baktığımızda, bunların ortak ögesinin kadınların kabule zorlandıkları toplumsal konumlarını ve buna direnişi beyaz perdeye aktarmak olduğunu tespit ediyoruz. Ancak, ‘Uzaklarda Arama’ filminde Şoray’dan böyle bir beklenti suya düşüyor. Kadının konumu günümüzde Cumhuriyet tarihinin en acıklı, en kabul edilemez noktasında bir çığlığa dönüşürken, Şoray bambaşka bir hikâyeye yöneliyor. Elbette, herkesin istediği öyküyü sinemaya aktarma özgürlüğü vardır. Ancak, Şoray’dan feodalizme, toplumsal baskıya ve erkek egemen anlayışlara karşı 70’li yıllarda gösterdiği “cesuryürek” tavrını 2015’de aramak durumunda kalmak benim gibi Şoray-severler için üzücü bir durum.

‘Uzaklarda Arama’ çünkü sen içimdesin…

Film ilk anda 70’lerin ünlü bir şarkısını çağrıştırıyor. Sözleri Selahattin Polat’ın, bestesi ise arabesk müzik alanında gizli kahramanlardan Orhan Akdeniz’e ait olan ve özellikle de yaşamı 24 yaşında bir mafya çatışmasının nesnesine dönüşerek sona eren Esengül’ün yorumuyla sevilen ‘Taht Kurmuşsun Kalbime’ şarkısının nakaratı olan

“Uzaklarda aramam çünkü sen içimdesin
Taht kurmuşsun kalbime en güzel yerindesin

Her an seni canımda ruhumda duyuyorum
Aşkınla sarhoşum ben çılgınca seviyorum”

dizeleri ile birlikte bir müzikli dönem filmi bekliyorsunuz. Evet, bunlar filmde olmayan şeyler.

Fakat, Şoray’ın filmi bir dönem veya müzik film olmayışına rağmen, pavyon ve müzikle iç içe, hatta bütünleşmiş bir hikâyeye sahip. Uzaklar adlı bir kasabaya “konsomasyon” yapan kadınların çalıştığı Barones Pavyon açılır. Özellikle de kasabanın kadınları, erkeklerini kaybedecekleri korkusuyla pavyonun kapatılması için mücadele ederken, çıkan bir yangında “konsomatris” kadınların köyün delikanlısını ateşin içinden kurtarmaları aralarında barış sağlanmasına vesile olur.

Asimetrik senaryo olur mu?

Neo-con’ların siyasette dayattıkları “asimetri” kültür de dâhil olmak üzere hayatın her alanına taşınıyor ve bir süre sonra düşmanı dost, dostunuzu da düşman olarak görmeye başlıyorsunuz. Bilindiği gibi, asimetri her şeyin ters yüz edilmesi ile rakipleri kendi dostlarına düşman gösterme gibi bir hamleyle yenme stratejisi.

‘Uzaklarda Arama’ filminin senaryosu da, bir kasabaya giren pezevenk ve fahişeleri üzerinden bize hoşgörü ve barış içerisinde bir arada yaşama dersi vermeye kalkışıyor. Senarist Onur Ünlü fahişelerin kasabaya gelişine direnişi “muhafazakâr” damgalayarak, esas olarak toplumdaki genel ilerici/gerici konumlanmasını da tuzla buz ediyor. Ünlü’nün hikâyesine göre, Barones Pavyon’a karşı iseniz gerici, onlarla beraber yaşayalım diyorsanız, ilerici olacaksınız!

Dolayısıyla, pezevenkliği, fahişeliği sorgulamadan sadece “toplumsal farklılık” olarak algılamamız, hemen ardından da, farklılıkları kabule zorlanmamız gerekiyor. Çünkü farklılıklara hoşgörü göstermeyenler “kötü”dür. Direnenler daha da kötüdür, farklılıkları uzaklaştırmak isteyenler ise kesin faşisttir! Yargılama kavrayışı böyle bir kategoriye sahiptir.

Onur Ünlü elbette, bu algıyı yaratırken, bu açıklıkla cümle kurmuyor. Ama, pezevenklik/fahişelik sistemini sorgulamadan tek başına bir “farklılık” olarak hikâyenin merkezine koyarsanız, sonra da kasabalıların fahişelerle dostluk kuracağı bir alt hikâye uydurursanız başka bir algı yaratamazsınız.

Bu noktadan hareketle, Türkan Şoray’ın en amiyane tabirle “senaryoyu anlayamadığı” gibi eleştirilerin haksızlığı ortaya çıkıyor. Görünen o ki, eleştirmenler aslında senaryoyu kendileri anlamamış. Uydurma hikâyelerle masalsı anlatımlar yaratılamayacağı ortadayken, üstelik masal olsa da, her hikâyenin bir toplumsal karşılığı olduğu gerçeğinden kaçmak mümkün değilken, eleştirmenlerin Türkan Şoray’ın yönetmenliğini sorgulamaya kalkışması, en hafif ifade ile, gerçeği gözden kaçırmaktır.

Sonuç olarak söyleyeceğim, Türkan Şoray kötü bir senaryo ile yola çıkarak hatayı başta yapmış. Ancak, başta Mehtap Bayri ve Mustafa Uğurlu olmak üzere tüm oyuncuların aşkla performanslarını sundukları gözlerden kaçmıyor ve seyirciye de ulaşıyor. Bu arada, yeri gelmişken bu yıl gösterime giren beşinci filmiyle kendi adına bir rekor kıran Fırat Tanış’a ise bir süre dinlenmesini önereceğim. Öte yandan, Türk sinemasına gerçekten önemli müzikler yazmış olan Rahman Altın’ın performansını beğenmediğimi yazmadan geçemeyeceğim. Sanırım filmi anlayamayanlar ekibine dâhil olanlardan birisi de filmin bestecisi olmuş.

Uzaklarda Arama

Yönetmen: Türkan Şoray

Senarist: Onur Ünlü

Müzisyen: Avni Rahman Altın

Görüntü Yönetmeni: Soykut Turan

Oyuncular: Mehtap Bayri, Sevda Erginci, Yağmur Ünal, Mustafa Uğurlu, Kaan Urgancıoğlu, Fırat Tanış, Emirhan Oktay, Eşref Kolçak.

Türkiye, 2015, ‘110

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)