• BIST 109.330
  • Altın 155,771
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 10 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 16 °C

Yükselen terörün dünyadaki yeni algılanış şekli ve Türkiye'ye yansıması

Torun Ahmet TÜRKMEN

Son Brüksel saldırısı ile birlikte Dünya’da ve Avrupa’da teröre karşı tutum ve alınacak önlemler konusunda yeni bakış açılarının geliştirilmesi konusunda kamuoyunda tam bir mutabakat oluşmuş gözüküyor.

Avrupa ülkeleri son yıllarda şiddetlenen, terör ve şiddete karşı eski yöntemlerle karşı koymanın artık mümkün olmadığını ve özellikle terörün kaynaklarının ortadan kaldırılması konusunda bakış açılarını kökten değiştirmek zorunda olduklarını tartışmaya başlıyorlar.

Özellikle kökten dinci ve selefi yapılardan kaynaklanan terörün, Avrupalı’nın vazgeçilmezleri olarak düşündükleri demokrasi, özgürlük ve yaşam biçimi konularındaki değerlerini tehdit ettiğini düşünüyorlar. Eğer bu sorunu makul bir sürede çözemezlerse Avrupa Birliğinin bir anlamının kalmayacağını hissediyorlar. Mülteci sorununda olduğu gibi, çağdaş değerlerle pratik uygulamalardaki beceriksizlik ve basiretsizlikleri arasında sıkışmış bulunuyorlar. Buna bir de kapitalizmin Dünya’da ve Avrupa’daki çözümsüzlüklerinin getirdiği bunalımı da eklememiz gerekiyor.

Bir sorunun çözümünü bulmak için öncelikle kaynağını tespit etmek, şiddetin bu noktaya gelmesini doğru değerlendirebilmek gerekiyor. Terörün son yıllardaki gelişim seyrine bir göz atmamız gerekiyor.

Bu noktada yeni tip teröre dikkat çekmek gerekiyor. El-Kaide ile başlayan IŞİD ile zirve yapan terörün ortaya çıkmasını sağlayan gücün Emperyalist- Siyonist odaklar olduğunu görmemiz gerekiyor. Ortadoğu’da ve bölgemizde çarpık din anlayışının çelişkilerinin de buna zemin teşkil ettiği özellikle vurgulanmalı.

Doksanlı yıllardan itibaren Amerika’nın başını çektiği emperyalist güçlerin Ortadoğu’da “Büyük Orta Doğu politikası” gereği attıkları adımların terörün bu noktaya gelmesinde ana etkenlerin başında geliyor. Tek kutuplu bir dünya algısının egemen olduğu o günkü koşullarda enerji(petrol) endeksli  bölgeyi yeniden şekillendirme politikası, ardından gelen “Arap baharı” politikaları. Bu politikalara bağlı olarak, bölge ülke dinamiklerinin doğru tahlillerinin yapılamaması, İslam dininin özüyle bağdaşmadığı düşünülen radikal, köktendinci yapıların görmezden gelinmesi bugünün zemininin oluşmasına yol açtı.

Ardından  Arap baharının Arap kışına dönmesi, ılımlı İslam politikasının çökmesi, radikal dini akımların güç kazanmasının zeminini güçlendirdi. Emperyalist güçlerin Irak başarısızlığı ve tüm argümanlarının yerle bir olması süreci bölgenin daha da kırılgan ve şiddete açık olmasının ortamını yarattı.

Devamında Suriye’de gelişen olaylar, Esad rejiminin direngen çıkması tüm hesapların tümden alt- üst olmasına yol açtı. Suriye politikasında Şii güçlerin,İran, Çin ve özellikle Rusya’nın ana faktör olarak ortaya çıkacağı ve mutlak olarak devrede olacağı hesabı yapılamadı. Suriye’nin çok kültürlü ve etnikli bir yapı olması dikkate alınmadı. Sonuçta korkunç bir yıkım, kan, gözyaşı. 5-6 milyon mülteci ve terör ihracının yapıldığı bir toplumsal ve siyasal ortam.

Maalesef bu yıkımda teşrifatçılık, karıştırıcılık rolü üstlenen benim ülkem. Büyük Ortadoğu projesinde “büyük rol” üstlendiğini sanan, şimdi yardımcı rol bile alamayan ülkemin zavallı hükmedenleri; Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti. 

Bu sürecin tek  olumlu yanını söyleyebiliriz. Dünya ve bölge insanı bir kez daha gördü ki, Emperyalist güçlerin dümen suyuna gitmek ne kadar büyük yıkımlara yol açıyor. Diğer bir deyişle; Yurtsever olmanın önkoşulu anti Emperyalist olmaktan geçiyor.

Şimdi batı bu tablodan çıkış yolu arıyor. Kanımca şöyle bir yol izleyecek;

Kendi ülkelerinde demokrasiyi, insan haklarını zedelemek pahasına terörün üzerine sertlikle gidecek.

Suriye’deki sorun bir mutabakatla çözülmeden batıdaki terör sorununu kesin olarak çözemeyeceğini görecek.
Yanlış politikalarla terör ithal eden ya da terörün diğer ülkelere taşınmasına kapı aralayan Türkiye gibi ülkelere karşı sert tedbirlere başvuracak. Bu nedenle AKP hükümetinin alanı biraz daha daralacak. Bu durumda, son Taksim saldırısının faili olarak tespit edilen, terör örgütü ile bağlantısı bilinmesine rağmen arama kaydının olmaması gibi olgulara sert reaksiyon göstermesi beklenebilir.

Aynı şekilde ülkemizde terörü yönlendiren PKK’ya karşı tutumunu yeniden gözden geçirmeye zorlanacaktır. Bu nokta ise örgütün Suriye’deki beklentisini ve planlarını gözeterek politikalarını gözden geçirmeye zorlanabilir.

Bu iki olgu terörün alanını daraltabilir.

Artık siyasi iktidarın Avrupa Birliği’ne dönük, toplumu beklenti içinde tutmaya çalıştığı politikası sonlanmış gözüküyor.                                                       

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)