• BIST 109.286
  • Altın 152,987
  • Dolar 3,8307
  • Euro 4,4999
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 18 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 19 °C

Zarrab Davasında Üçüncü Yol: Halkçı Tutum

Deniz YILDIRIM

Bu haftanın gündemi belli. Bir yanda ABD’de başlayan ve Zarrab’ın tanıklığıyla ilerleyen dava, diğer yanda CHP’nin açıkladığı off shore hesap belgeleri.

Gündüz ikincisi, akşam birincisi gündemde.

Özellikle Zarrab’ın açıklamalarıyla oluşan iklime bakıldığında, iç siyasetin yine ikili kıskaca alındığını söylemek mümkün.

Bir tarafta yeniden canlanan, bu iktidardan “kendiliğinden” ve “dışarıdan” kurtuluş ümidi; “ABD bunların üstünü bu sefer çizdi” ile “halkın zaten umurunda değil” karamsarlığı arasında gidip gelen “apolitik çizgi” de diyebiliriz adına. Soldan sağa geniş bir alanda izlerini görebiliyoruz. Bu çizgi ancak ABD’nin açtığı minderde AKP ile güreşebiliyor. Adına ne derseniz deyin Amerikancı çizgidir. Bizim çizgimiz olamaz.

Diğer tarafta, “ABD bu iktidarı hedef alıyor, demek ki AKP milli mevzinin en önemli unsuru, o zaman ona milli önderliği, ikinci kurtuluş savaşı liderliğini verelim” diyen ve halkın kaynaklarının tarumar edilmesine örtü olan, bu iktidarın ülkeyi bu denli saldırılara açık hale getirmesinin, zaaflarının üstüne cila çeken “Milli Cephe” çizgisi. Siyaset, strateji ve çelişki okuması bakımından bizim çizgimiz olamaz. Milliliği, emperyalizm karşıtlığını 50 yıldır emperyalizm desteğiyle büyütülen bir akımdan ve onun bugünkü temsilcisi olan AKP’den öğrenecek değiliz.

Üçüncü bir yol mümkün; Halkçı çizgi; bunu açalım. Ne yapmalı ve nasıl yapmalı?

Yukarıda filler tepişirken bu halkı ezdirmeyen, ayakları bu topraklara basan bir siyasal strateji ve seçenek olsaydı, bugün şu yolu izler, şunları söylerdi.

BİR: ABD’DEN MEDET UMMAYIZ

Evet, bu yargılama sürecinde ABD’nin bir siyasi operasyon hedefi güttüğü görülüyor. Özellikle de uluslararası olan ama asıl kurallarını elbette hegemonik kuvvet olarak kendisinin belirlediği bir ambargonun delinmesini yargılıyor ABD. “Yolsuzlukları yargılıyor” diyorsanız, ABD’nin Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, oradan da Uzak Asya’ya tarihsel olarak en önemli müttefiklerinin yolsuzluğa batmış, ama kendisine göbekten bağlı otoriter rejimler olduğunu görürsünüz. Ortada bir yolsuzluk yargılaması yok; ABD bir dönem desteklediği bu iktidara bugün bu dava ile ayar veriyor, güçsüzleştiriyor. Daha da bağımlı hale getirmenin yollarını arıyor. Bu uluslararası sistem açısından ABD’nin bir “denetleme operasyonu”dur.

Diğer yandan bugün gerçekten ülkemizin çıkarına Halkçı bir iktidar olsa ve bu iktidar ABD’nin ambargosunu herhangi bir yolsuzluğa batmadan iki ülke halkı lehine esnetse ne yapacağız? ABD’nin baktığı yerden dünya siyaseti mi okuyacağız? ABD ambargosunun delinmesine karşıtlık üstünden bir pozisyon alamayız. Biz Amerikancı değil, bağımsızlıkçıyız. Bu ülkeyi okyanus ötesinden değil, Türkiye’den kurtaracak, Türkiye’nin hangi uluslararası ilişki ve ittifaklara girdiğini başka ülkelerin yargılamasına izin vermeyecek siyasal alternatiflerden yanayız. Türkiye’nin ittifaklarını ABD değil, Türkiye halkının ekonomik, sosyal ve siyasal çıkarları belirler.

Öyleyse? Öyleyse ilk adımda bu davanın ana karakterini saptayalım; fakat ardından bu davada Türkiye’yi bu şekilde savunmasız ve çözülmüş bir görüntü içine sokan bu iktidara karşı tutum ne olmalı? Bunu tartışalım.

İKİ: BU İKTİDARIN SİYASİ ZAAFLARIYLA BURADAN ÇIKAMAYIZ

Asıl odaklanılması gereken yere geldik. ABD emperyalist bir devlet; uluslararası kuvvet dengeleri açısından kendi durduğu yerden ne yapması gerekiyorsa şu anda onu yapıyor. Kediye niye miyavlıyorsun, bebeğe niye ağlıyorsun diye sorulmaz; emperyalist bir devlete de “şimdi niye böyle yaptın ki?” sorusunu sormak abestir. Fakat biz bu ülkede yaşıyoruz. Sorularımızın muhatabı, bugün Millilik iddiasındaki iktidardır.

Birkaç örnekle açalım. Bu operasyon göstere göstere gelmiş. Dinlemeler yapıldığı, içerideki FETÖ unsurlarıyla birlikte ABD’nin ambargosunun delinmesine karşı operasyonun hazırlandığı 5 yıldır belli neredeyse. İktidar ne yapmış? Konuyu her zamanki gibi “bu bize karşı bir darbedir” diyerek kapatmış. Ve üstüne de Zarrab’ın Türkiye’deyken daha ABD ile pazarlık yaptığı bilgisi bugün ortaya dökülürken, ABD’ye gitmesine ve itirafçı olmasına izin verilmiş.

Ondan sonra “vatansever Sarraf”, dün akşam oldu “vatan haini Zarrab”. Kendisinin ve ailesinin ülkedeki tüm malvarlığına el konulması kararı geldi.

Rotasız, savruk bir siyasetin daha da panikleyerek yaptığı hatalar bunlar. “ABD’deki yargılama sırasında ortaya atılan suçlamaları kabul etmek için bir iktidar ne yapar?” derseniz, ancak bunu yapardı diye yanıtlarız.

Peki aynı dönemde İran ne yapmış? İran devlet aklı, bu altın ticareti üstünden ambargo delinmesi operasyonunu kendisi yolsuzluklara karşı başlatmış; Zencani’yi kendisi yargılamış ve böylece ileride ABD’nin elinde koz olabilecek bir operasyonun önüne geçmiş. “Zencani hayırsever bir işadamı, cari açığımızı kapattı” dememiş, ödül vermemiş. Yani İran, operasyonu sezmiş; tedbir almış.

Dahası var. Zarrab’ın anlattıklarına göre Çin bu işin İran ambargosunun usulsüz yollarla delinmesine uzanacağını anlar anlamaz çekilmiş. Yani Çin de uluslararası bir okuma içinde “artısı eksisi ne olur?” testi yapmış ve tezgahı görüp geri durmuş.

Şimdi soru şu: Bugün ABD açısından İran bir tehdit mi? Tehdit. Bugün ABD açısından Çin tehdit mi? Tehdit. Bu iki ülke ve ittifakları bölgesel ve küresel olarak ABD hegemonyasını sarsıyor mu? Sarsıyor. Peki bu ülkeler “ne var işte, ABD ambargosunu deliyoruz” üstünden niye bir kampanya yürütmemiş? Çünkü bu ülkeler operasyonun kendilerini nereden sıkıştırabileceğini görmüş. Daha büyük kazanımları feda etmemek için kendi hamlelerini geliştirmiş. Bugünleri beklememiş.

Nasık ki İran köşeye sıkıştırılma ihtimalini görüp kendi yargılamasını yaptı diye, Çin tuzağı sezip hemen geri çekildi diye “bu ülkeler emperyalizmin yanındadır” diyemezsek, göstere göstere gelen ve Türkiye’yi sıkıştıracak bir operasyon karşısında hiçbir önlem almamış, yolsuzlukları, rüşveti önlememiş, yargılamasını yapmamış diye de “bu iktidar emperyalizmin karşısındadır” diyemeyiz. Çelişkiler böyle mekanik, “a değilse b” diye geçmiyor bizim sözlükte.

Üstelik Zarrab, Halk Bankası Genel Müdürü’nün sürekli olarak ABD’den uyarılar aldığını, altın ticareti üstünden ambargonun delindiğini fark eden ABD’nin bu konuda da kısıtlama getirdiğini, bunun üzerine gıda ticareti yolunun seçildiğini söylüyor. Yani en başından itibaren ABD izlemesinin farkındalar, bunun ileride bir koz olabileceği ortada ve fütursuzca hatalara, usulsüzlüklere devam etmişler.

Bu şu demek. Evet, ABD bugün bir siyasi operasyon yürütüyor. Ama İran’a, Çin’e yürütemezken Türkiye’ye karşı yürütebiliyorsa bunun bir sorumlusu da içerideki iktidar ve onun basiretsiz, öngörüsüz, rotasız siyaseti. Öyleyse söyleyeceğimiz ikinci nokta bellidir. Bugün bu zaafları yaratanlar, ABD karşısında bizi güçlü kılamaz; aksine Türkiye daha bağımsız değil, daha bağımlı çizgiye girer. Suriye’de yaptığı büyük hatalar ve yenilgi sonucu Rusya-İran hattının her dediğini kabul etmek zorunda kalan bir iktidar bu; Doğu cephesinde bağımlı. Batı cephesinde de bu davalarla bağımlılık artıyor. Türkiye’nin bağımsızlığı; yaptığı hatalarla ülkeyi her alanda daha bağımlı hale getiren bir iktidara millilik atfederek değil, milliliğin anahtarını onun elinden halkçı bir iktidarla alarak, halkı kazanarak, demokratik temelde kurulur.

ÜÇ: FATURAYI BU HALK ÖDEMEYECEK – HALKÇI ALTERNATİFİ GÜÇLENDİRECEĞİZ

ABD merkezli yargılama sonucunda bir genel ekonomik ön değerlendirme yapalım. Ne yapabilirler? Bankalara ceza kesebilirler. Bunun ötesinde; Türkiye yabancı sermaye bağımlısı bir ülke; yani ekonomik bağımsızlığı da yok. Mehmet Şimşek açıkladı. Sadece önümüzdeki yılki borçları çevirebilmek için 210 milyar ABD Doları kaynak girişine ihtiyaç var. Dolayısıyla sermaye girişinde daralma olabilir; bankaları ceza almış, güvenilirliği sıfırlanmış bir iktidar borçları ödeyemez algısı çerçevesinde kaynak bulmakta zorlanabilir. Ve bu da ekonomik krizin derinleşmesi demektir.

İkinci ihtimal; buna karşı faizleri arttıran, borçlanmak için her türlü yolu deneyecek bir çizginin güçlenmesidir. Ve bu da bu iktidarın hataları nedeniyle kamu varlığının, halk için kullanılması gereken kaynakların sıcak paracıya, tefeciye, banka sermayesine, finans kapitale daha da fazlasıyla aktarılması demektir. Buyrun size “emperyalizm karşıtlığı”. Operasyonun bir sonucu da, iktisadi anlamda emperyalizmin Türkiye’de elinin güçlenmesi olacaktır.

İki seçenekten hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, faturanın bize, yani bu ülkenin off shore’da, yurtdışında parası olmayan, emeğiyle geçinen halkına çıkarılacağı açıktır. Nitekim torba yasalarla 2018 için sırtımıza daha da fazla vergi yükünün bindirilmesi, asgari ücret için fedakarlık istenmesi, giderek çekilmez hal alan hayat pahalılığı, enflasyon ve işsizlik bunun öncü işaretleri; çaresiz kalan bu iktidarın başka bir reçetesi yok. Halkı korumayan, halkını daha da zor duruma düşüren bir ekonomik programa sahipler; bu programdan kimlerin kazandığı da çok belli. Bugün Zarrab davasıyla ilgili Halkçı siyaset, bir an önce ABD operasyonları karşısında yıpranmamış, ayakları bu topraklara basan bir iktidar alternatifi yaratılmasını ve bunu yaparken de “Faturayı Biz Ödemeyeceğiz” kampanyasını gerektiriyor. Yolsuzluk yapanların mal varlığına el konsun, yargılamalar Türkiye’de yürütülsün. Kaynaklar halk için kullanılsın. Gemi bizim; üsttekiler filikaya atlayıp kaçabilir; altta kalanın canı çıkmasın. Bu faturayı halkın parasıyla zenginleşenler ödesin. Off shore hesabımız yok; yurtdışında paramız yok; aysonunu getiremiyoruz; faizle geçinmiyoruz. Biz ödemeyeceğiz.

Kaldı ki Başbakan Yıldırım, iki gün önceki konuşmasında “ülkemizin aleyhine olacak hiçbir iş yapmadık” diyor. Soralım; “biz” dediğiniz kim; “ülkemiz” dediklerinizin içinde kimler var? Mesela bu ambargonun delinmesi üstünden başlayıp Zarrab merkezli yürüyen operasyonlar sonucunda Türkiye halkı zenginleşti mi? Son 5 yılda sırtımızdaki vergi yükü düştü mü? Ekmeğimiz büyüdü mü? Bu operasyon kime yaradı? Bir, ABD’ye; iki, bulundukları konumları kötüye kullanarak zenginleşenlere yaradı. Ambargo delindiyse, Türkiye halkı mı zenginleşti, İran halkı mı? İkisi de zenginleşmedi. Üstüne üstlük, bizim taraftaki hataların bedeli olarak şimdi daha da fakirleştirilmemiz sözkonusu.

Başından sonuna hikayenin kazanan tarafında biz yokuz ve faturayı biz ödemeyeceğiz. Halkımızı uyaracağız; ne ABD’den kurtuluş bekleyeceğiz; ne ülkemizin bu operasyonla daha da ekonomik krize sürüklenmesinden medet umacağız, ne de bu iktidara “milli-antiemperyalist” vasfı vereceğiz. Seçenek yaratacağız.

Birinci çizgi, yani ABD’den medet umma çizgisi yol değildir. İkinci çizgi, yani ABD hedefe koydu diye bu iktidarı “emperyalizm karşıtı mevzi”nin liderliğine oturtmak ülkenin daha da bağımlı hale gelmesine, kötü yönetilmesine izin vermektir. Millilik, işlerin bu noktaya geleceğini sezip halkını ezdirmeyecek tedbirler alınca olur. Gün içinde 50 kere “yerli ve milli” demekle değil.

Ve eğer üçüncü çizgiyi güçlendirmezsek, yani operasyonları ve bizi bekleyen tehlikeleri halkı merkeze alarak, ayakları buraya basan çizgide halkımıza anlatıp halkı kazanmazsak bizi bekleyen iki tehlike var: ABD’nin İran Ambargosunu Delen Lider” algısı etrafında “Milli Seferberlik” seçmene de yansır ve sonuç yine hüsran olur. İkincisi, duvara toslamak üzere olan bir ekonomik modeli “ABD bizi hedefe koyduğu için ekonomi bu halde” açıklaması etrafında anlatırlar; ekonomik çöküş güvenlikçi koalisyonun elinde çok güçlü bir karşı koza dönüşür. “Saldırı büyük, kaptan değiştirilmez” algısına oynarlar ve sonuç yine hüsran olur.

Bizim çizgimiz Halkçı çizgi olmalıdır. Türkiye’de bugün en geniş kitle olan gayrimemnunların çizgisidir. Henüz siyasetsizdir. AKP’li, MHP’li, Saadet’li, CHP’li, İyi Parti’li, HDP’li ayırmaksızın; bugün karşı karşıya olduğumuz saldırıyı doğru saptamak ve bu saldırılar ve zaaflar karşısında bu partilere oy veren çalışan, yoksul halkımızın çıkarını koruyacak bir siyasal çıkış alternatifi yaratmak dışında “milli görev” de bugün için yoktur. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)