• Kıbrıs’ta Sampson darbesi hüküm sürüyordu. Yunanistan ise 1967’den beri darbeci askerlerin yönetimdeydi. Ve Kıbrıs’da ki darbecilere Yunan askerleri de destek veriyordu. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u deviren darbeciler, Kıbrıs Türklerine katliam uygulamaya başlamıştı.

    İngiltere Kıbrıs devletinin kurulmasını sağlayan Londra ve Zürih anlaşmalarında imzası olan garantör devletlerden biriydi.

    Başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs’a asker göndermeden önce 17 Temmuz’da İngiltere’ye gitmişti. Ecevit ve Türk heyeti, İngiliz Hükümeti’nin Türkiye’nin krizin çözümü için yaptığı önerilere tepki gösterince hayal kırıklığına uğramıştı.

    18 Temmuz’da Londra’dan dönen Bülent Ecevit’in, 15 Temmuz’dan sonra tam üç gündür sırtı yatak yüzü görmemişti.

    Başbakan Ecevit, sürekli Başbakanlık binasındaydı. Bülent Ecevit Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile toplantı üzerine toplantı yapıyordu. Bakanlar Kurulu ise sürekli toplantı halindeydi.

    Aslında Türk Hükümeti’nin düşüncesi Kıbrıs’taki darbeye barışçıl bir çözüm bulmaktı. Ancak girişimleri sonuçsuz kalmıştı.

    Ecevit ve Dışişleri Bakanı Turan Güneş 19 Temmuz’u 20 Temmuz’a bağlayan gece, arabuluculuk rolü üstlenen, ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ile Başbakanlık binasında bir araya geliyordu.

    Görüşmede ABD Büyükelçisi Macomber da hazır bulunuyordu. İki konuk Başbakanlık binasına, basının beklediği ana kapısından değil, hemen hiç kullanılmayan arka kapısından alınmışlardı.

    Ecevit, Sisco ile yapılan görüşmeyi Arayış Dergisi’nde birlikte çalıştığımız 1981 yılında şöyle özetlemişti:

    Sisco, ‘Sayın Ecevit sizi anlıyoruz. Yunanistan da durumun ciddiyetinin farkında. ABD olarak, Enosis’in karşısında olduğumuzu anlatmaya çalıştık. Yunan tarafı her türlü müzakereye açıktır.’ dedi. Sonra, Sisco, ABD Dışişleri Bakanı Kissenger’in mesajını iletti. Sisco’nun söylediğine göre Kissenger, ‘Tüm fikirlere açığız. ABD, Türkiye’nin her zaman müttefiki olmuştur’ diye sözlü bir mesaj göndermiş.

    ABD Büyükelçisi Macomber ise, sürekli benim insan sevgime, hümanistliğime vurgu yapıp bunun üzerinden yaklaşarak, ‘Harekat yapacaksanız bir gün erteleyiniz. Bu yolla hayatları kurtaracağız.’ demişti.”

    Ecevit’le bu konuları konuştuktan sonra masama gidip tümünü defterime yazmıştım.

    Notlarıma göre, Sisco daha da ileri gidiyor, Atina’ya gidip son bir görüşme yaptıktan sonra istediğini yapmakta serbest olduğunu söyleyip Ecevit’i ikna etmeye çalışıyordu.

    Ecevit, yalnızca Makarios’un Güvenlik Konseyi toplantısındaki konuşmasını ve Kıbrıs halkının can güvenliğinin tehlikede olduğu söylemini anımsatmıştı.

    Sisco ve Macomber, geldikleri gibi Başbakanlık’ın arka kapısından ayrılırken zaman kazandıklarını düşünüyorlardı.

    Oysa Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan, çıkartma gemilerini Kıbrıs’a hareket ettirmek için talimat bekliyordu.

    Ecevit ve Güneş, toplantı halinde bulunan Bakanlar Kurulu odasına geçerek, olayı özetlemişler, sonra, hazırlıkları Genelkurmay Başkanı ile görüşmüşlerdi.

    19 Temmuz’dan çıkılmış 20 Temmuz’a gelinmişti.

    Başbakanlığın önünde yerli ve yabancı yüzün üzerinde gazeteci bekleşiyordu.

    Yabancı gazeteciler, Türk Hükümeti’nin Kıbrıs’a asker gönderemeyeceği görüşündeydi. Türk gazeteciler ise, yabancı gazetecilerin aksine, bir anlaşma olmazsa, Kıbrıs’ta ki Türkleri kurtarmak için Hükümetin gerekli hareketi yapacağını yabancı meslektaşlarına söylüyordu.

    Yalnız günlerdir Başbakanlığın önünde bekleşen gazetecilerin ve Türk vatandaşlarının değil, ABD’den, İngiltere’ye, Almanya’dan Yunanistan’a her ülkenin hükümetinin gözü kulağı Türk Hükümeti’nin üzerindeydi.

    Türkiye, Kıbrıs’a müdahale edecek miydi, yoksa blöf mü yapıyordu? Herkes merak içindeydi ama sabaha karşı Türk Askeri’ne Barış Harekatı talimatı verilmişti.