Çok Okunanlar

Yılmaz Özdil'den 'kitap fiyatı' açıklaması: Atatürk için çaba harcayınca 'istismar' öyle mi?

'Kabataş yalancısı' yandaş gazeteci isyan etti: Sizin gibi düşünmeyen başörtülülere...

Celal Şengör: Elin dangalağına verip onu yaşatmanın anlamı yok!

Bitmemiş devlet hastanesine milyonlar ödenmiş! 'Arkasında Menzilciler var...'

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Savaş'tan Soylu'ya yanıt!

ABC Forum | Doğan Göçmen | Akademiya denilen 'Cadı Kazanı' ve 'Kurtlar Sofrası'

Doğan Göçmen yazdı...

Çankaya Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gören bir öğrenci tarafından kurşunlanarak ve bıçaklanarak öldürülen araştırma görevlisi Ceren Damar’ın cenazesi kalkalı bir hafta bile olmadı. Olay duyulduktan sonra ilk birkaç saatte herkes öfkesini, kızgınlığını ve kınamasını dile getirdikten sonra neredeyse hemen herşey unutuldu ve akademik dünyaya hakim olan saçmaya, yani akademik dünyanın normalliğine geri dönüldü. 

Duygular Ceren’in sevgili eşinin duygu dolu akla dayalı konuşması yayınlanınca birkaç saat sonra tekrar yatışmak üzere yeniden kabardı. En son Ceren’in üç ay önce yaptığı düğün görüntülerinin de olduğu fotoğraflar bir “video” olarak anısına yayınlanınca duygular yeniden kabardı ve en geç Ceren’in katliamını takip eden Pazartesi günü mesai saatinin başlamasıyla her şey unutuldu, akademiya denilen dünyanın akıl dışı işleyişine geri dönüldü. Akademiya denilen “cadı kazanının” çarkları yeniden dönmeye başladı. Akademiya denilen “kurtlar sofrası” yeniden kuruldu. 

Fakat kanımca konunun üzerine gitmek gerekiyor, çünkü bu olay bir bütün olarak iş hayatımızın almış olduğu akıl dışı durumun derinde yatan büyük meselelerinin yalnızca görünen yanına işaret ediyor.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki akademiyada cinayet gittikçe artıyor ve böylece normalleşiyor. Ne oluyor neredeyse herkesin saygıyla bahsettiği akademiya denilen saçma dünyada? 

Sözde şiddetin en uzak olduğu, hatta tabu sayıldığı yer akademiyadır. Oysa içinde olan herkes çok iyi bir şekilde biliyor. Şiddetin alası, en incesi, en çok can yakanı ve acı vereni sinsice akademiyada uygulanıyor. 

Bu çok doğal ve anlaşılır, yani açıklanabilir, çünkü akademiya rekabetin en güçlü olduğu, en yaygın ve en keskin bir şekilde yaşandığı yerdir. Tam bir kurtlar sofrasıdır yani akademiya. Normal alma veya sahiplenme eylemine “kapma”, “kapıp gelme”, “kapıp alma” gibi kavramların bu kadar yaygın kullanıldığı başka bir yer yokturdur sanırım.

Fiziksel şiddet elbette yasaktır ve nadiren görülmektedir. Fakat biriken psikolojik şiddetin akacak başka bir kanal bulamayınca tehditlerin yağdığı ve yer yer de fiziksel şiddete dönüşüp kan akıttığı bir iş alandır akademiya.

Akademik dünya gittikçe yayılan bir çeteleşmenin gözlendiği bir alandır ve bazı meslektaşlarımızın durumu betimlemek için artık “akademik mafya” kavramını kullandığına rastlıyoruz.

Geçen yıl bu vakitler akademik teşvik ödeneklerinden yararlanmak için kurulan “atıf mafyaları” olgusundan bahsedilmişti. Şimdi, bir yıl sonra genel olarak “akademik mafya” olgusundan dem vuruluyor. 

Akademik mafyalar kimin nerede bölüm başkanı olacağına, kimin nerede işe alınacağına, kimin doçent ve/veya profesör olacağına, kimin nerede hangi dersi vereceğine, kimin hangi dergide hangi yazısının yayınlanacağına, kimin hangi yayınevinde kitabının çıkacağına karar vermeyi kendisine görev bilmektedir.

İşe alınmaların çoğu kez artık liyakat ile bir ilgisi bulunmamaktadır. İlan edilen kadroların sahibi önceden bellidir. Yasal haklarından yararlanmakta ısrar eden insanların gerekirse tehdit edildiğini ve “başvurursan barındırmayız” dendiğini herkes el arakasından birbirine anlatıyor. 

Bunun elbette nedeni vardır. Konu doğrudan akademiyanın idare edilmesi, akademiyada hakim olan çalışma ahlakı ve öğrencilerle mevzuat ve ahlak dışı ilişkiler kurulmasıyla ilgilidir.

Akademiyada ne yazık ki liyakat değil, meslek etiği bakımından dürüstlük değil, öğrencileri de içeren çetecilik hakimdir. Bu nedenle akademiya örencilerin de kullanıldığı, öğrencilerin de beraber uyguladığı tam bir Mobbing yuvasına ve yatağına dönüşmüş durumdadır.

İşler nasıl işliyor akademiyada? Bu sistemin uygulayıcıları kime ve neye güveniyor icraatlarını uygularken?

Örnekleyelim. Bölüm başkanı olmak isteyen, rakip olarak gördüğü kişi veya kişiler hakkında dedikodu yayar. Varsa yöneticilerle ilişkisi, onlarla anlaşılır. Buna akademiyada işin “yukarıdan bağlaması” deniyor.  Söz konusu idarecilerinin makam yetkisi kullanılarak ilgili kişiler hakkında mesnetsiz uydurma soruşturmalar açılır.

Altından kalkılamayacağı anlaşılırsa soruşturmalar hemen kapatılır. Yenileri açılır. Amaç göz açtırmamaktır. İftiralar atılır. Yalanlar söylenir. Tezgahlar kurulur. Dolaplar çevrilir. Çakma hesaplardan sosyal medyada ilgili kişiler hakkında yaygın bir karalama kampanyası başlar. Bin bir türlü oyunlara ve taktiklere başvurularak ilgili hocalara karşı aileler kışkırtılmaya çalışılır. 

Bu işlere alet olan öğrencilere sınavlarda, eğitim ve öğretim programlarına almada özel muamele yapılır. Bu öğrencilerin çoğu bu özel muameleler olmadan bırakalım yüksek lisans ve doktora programlarına alınmayı bilgi, yetenek ve beceri seviyeleriyle üniversitelerin kapısına bile yaklaşamaz aslında.

Otorite ve ilişkiler kullanılarak hocalar arasında imtiyazlı olanlar ve nerdeyse tüm haklardan yoksun bırakılmış olanlar olarak bir hiyararşi oluşturulur. İmtiyazlı olanlar genellikle alanın en vasatlarıdır. Vasatlar aralarında ittifak oluşturarak aralarında vasatlar dayanışmasını oluştururlar. 

Bu hiyerarşik ilişkiler doğrudan öğrenciler arası ilişkilere de yansır. İmtiyazlı öğrenciler neredeyse tüm mevzuat ve yönetmenlikler askıya alınarak özel muamele görür. Buna uygun olarak öğrenciler de örgütlenir. Gençliğin verdiği alışkanlıkla ve nihayet “birşey” olma duygusuyla öğrenciler istenmeyen hocalarına ve diğer öğrencilere karşı uygulanan mobbing makinasının gönüllü uygulayıcıları olurlar.

Sonunda içinden çıkılmaz olan bu saçmanın nereye vardığını ilk defa görmüyoruz. Sorun sistematik ve yapısaldır ve köklü bir çözüm beklemektedir. Yoksa, akademik mafyaların kurduğu bu saçma sistem daha çok canlar yakacak ve daha çok canlar alacak.

İlgili Haberler

ABC Forum

ABC Forum | Doğan Göçmen | Nazım Hikmet'in 'Büyük İnsanlık' şiirine felsefi bakış

ABC Forum

ABC Forum | Perihan Öncü | 'Kürt düşmanlığı' ve anti-emperyalizm

ABC Forum

ABC Forum | Doğan Göçmen | Akademiya denilen 'Cadı Kazanı' ve 'Kurtlar Sofrası'

ABC Forum

ABC Forum | Mustafa İlker Gürkan | Andımız ve ulus sorunu

ABC Forum

ABC Forum | Şafak Yüca | Gelenekçi-Liberal Kalkınma Modeli: İnşaat

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri