ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Elmalar ve Armutlar 2: Maduro ve Venezuela üzerine

ABC Kritik | Çağlar Ezikoğlu | Elmalar ve Armutlar 2: Maduro ve Venezuela üzerine

Bu başlıkla bir yazı kaleme almıştım geçtiğimiz aylarda. Osman Kavala hakkında yürütülen ve temel hukuk ilkelerine aykırılıklar barındıran bir soruşturma üzerinden bu hukuksuzluklar bahane edilerek Osman Kavala’yı kahramanlaştırmaya çalışan liberal zevatın çırpınışlarının ne kadar sahte ve yalan olduğunu yazmıştım.

2015’e kadar aralıksız AKP iktidarını sırtlayan bu liberal tayfa, daha sonrasında iktidar ve onun yöneticisi konumundaki Erdoğan’ı merkezlerine alarak iç ve dış politikayı yorumlaması aynı zamanda Türkiye kamuoyunda elmalar ve armutların nasıl birbirinden farksızlaştırıldığını da gösteriyor bizlere. Bunun son örneği de kamuoyunun son günlerdeki en önemli gündem maddesi olan Venezuela.

Liberal zevat ve kalemşörlüklerini yıllarca yaptıkları Fethullahçı örgüt hep bir ağızdan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro üzerinden ABD’nin organize ettiği darbe girişimini destekliyor günlerdir. Bu cenaha göre, Maduro’nun baskıcı ve başarısız yönetim anlayışı ve dahi Türkiye’de partili Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan dostluğu sebebiyle ABD’nin müdahalesi Venezuela halkı için bir umut ışığı. Bu liberal ahlaksızlığın en sevdiği işlerden birisidir böylesi bir biçimde elmalar ve armutları tek bir sepete atması.

ABD’nin adeta bir haydut gibi Venezuela’nın içişlerine karışması ve bağımsız bir devlete yönetici atama cüretinde bulunmasının izah edilecek hiçbir yanı yoktur. Bu hukuk ve akıl dışı müdahaleyi Maduro özelinde temize çıkarmak ise bu liberal ahlaksızlığın başlıca propaganda araçlarından birisi oluyor. Öncelikle Nicolas Maduro meselesine gelelim. Maduro yönetiminin başarısı konusunda benim de ciddi çekincelerim ve eleştirilerim mevcuttur. 2013’de siyasi iktidarı Venezuela’nın en önemli liderlerinden birisi olan Hugo Chavez’den devralmıştı Maduro.

Peki nasıl bir Venezuela devralmıştı? Bugün o liberal ahlaksızlığın temsilcilerinin nefretlerini her daim kustukları Hugo Chavez 1999’da iktidara gelmeden önce tam anlamıyla neo-liberal dünyanın sömürüsü ile fakirlikten bitap düşmüş bir ülkeydi Venezuela. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluk Venezuela’yı o dönem adeta esir almıştı. 1984’te yoksulluk sınırı altında yaşayanların toplam nüfusa oranı %36 iken bu rakam 1997’ye gelindiğinde %85’lere ulaşmıştı. 1990’lı yıllarda işsizlik had safhaya çıkarken kayıt dışı ekonominin ikiye katlanarak büyümesi söz konusuydu Venezuela’da.

İşte Chavez böylesi çökmüş bir topluma yeni bir umut olarak doğmuş ve 1999’da seçimleri kazanarak ülke idaresini devralmıştı. ABD emperyalizminin kendisine yönelik 2002’deki doğrudan darbe girişimini ise kendisine inanan milyonların desteği ile bertaraf etmeyi başarmıştı Chavez. Ülke idaresini tamamen ele aldıktan sonra ise, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri yok etmek adına hızlı bir millileştirme politikası ile yabancı şirketlere peşkeş çekilen petrol gelirlerini fakir halka dağıtmak için çabalamıştı.

Bu süreçte Chavez’in ortaya koyduğu model diğer Latin Amerika ülkeleri için de bir umut olacak, Nikaragua’da Sandinistler ve liderleri Ortega, Bolivya’da Morales, Uruguay’da Jose Mujica sosyalist yönetimleri ile ülkelerinin uğradıkları neo-liberal yıkımları tedavi etmek için mücadele edeceklerdi. Bu süreçte Chavez Küba ile işbirliği halinde, ABD karşıtı görüşlerle, ALBA adı altında bölgesel bir işbirliği teşkilatı kurdu. ALBA ülkelerine “Petro Caribe” programı çerçevesinde düşük faizle çok uzun vadeli petrol tedarik etti. Birçok Latin Amerika ülkesinde okuma-yazma programları düzenlendi ve bu ülkeler için kalkınma projeleri finanse edildi Chavez’in çabalarıyla.

Chavez’in hastalığı ağırlaşınca kendisine selef olarak Nicolas Maduro’yu gösterdi. Ki o günden bu yana Chavez’in siyasi kariyerindeki en büyük hatasını bu olarak görmekteyim. Zira Nicolas Maduro her ne kadar Chavez devrimlerine inanan ve buna yürekten bağlı olan birisi olsa da ülke yönetimini idare edebilecek yetkinliğe sahip birisi değildi. 2013’de güçlü muhalefet rağmen seçimi kazanan Maduro, arkasındaki bu halk desteğini her zaman aynı şekilde sürdürememişti.

Elbette bozulan ekonominin arkasındaki en büyük etken güç ABD ambargosu olsa da, bu ambargoyu daha önce yaşamış olan Chavez’in veya yıllardır yaşıyor olan Küba veya İran’ın bu süreci ciddi yara almadan sürdürebildiğini gözlemleyebiliyorsak, burada Maduro’nun başarısının da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle devlet kademelerinde liyakate bağlı bir kadrolaşmadan ziyade tam tersine yetkin olmayan isimlerin üst düzey görevlere getirilmesi, yine dış politikada Chavez’in bölge ülkeleri üzerindeki lider profilini Maduro’nun sürdürememesi, bağıra bağıra gelen ABD tehdidine karşı alternatif politika arayışlarına girilmekte oldukça geç kalınması, son seçimlerde Maduro’nun yaklaşık 1.5 milyon oy az alması ile birlikte halk desteğinde görülen azalmanın bir uyarı olarak algılanmaması ve bu geç kalınma sürecinde liberal ahlaksızlığın ağzına sakız verilecek biçimde ‘Nusret adlı restoranda yemek yeme’ veya ‘Diriliş Ertuğrul adlı propaganda dizilerini övme’ gibi amiyane tabirle abuk sabuk vazifeler üstlenilmesi süreci bu noktaya getirdi.

Peki bu liberal ahlaksızlığın iddia ettiği gibi ABD bu sebeplerden ötürü mü Venezuela’ya müdahale ediyor? Elbette hayır, Venezuela’nın Chavez iktidarından bu yana girmiş olduğu anti-emperyalist kampın dağılmasını istediği ve dünyanın en büyük petrol üreticisi konumundaki bu ülkenin petrol gelirlerinin aynı 1999 öncesinde olduğu gibi yabancı kuruluşlara peşkeş çekilmesi için mücadele ediyor ABD.

Her fırsatta demokrasiden dem vuran bu liberal ahlaksızlık, bugün nasıl oluyor da bir ülkenin devlet başkanının başka bir ülke tarafından atama yoluyla belirlenmesini kabul edebiliyor?

Sırf partili Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Maduro arasında liderler arası iyi bir ilişki var diye, böylesi bir anti-demokratik kepazeliğe nasıl onay veriliyor?

Bugün ABD Temsilciler Başkanı Demokrat Partili Nancy Pelosi, başka devletler tarafından devlet başkanı olarak tanınsa veya Sarı Yeleklilerin lideri Eric Drouet, Fransa Cumhurbaşkanı Macron yerine yeni cumhurbaşkanı olarak başka devletlerce tayin edilse, bu liberal şarlatanlar demokrasi nerede diye bağıracaklarken, şimdi niye susuyorlar? 

Bu liberal şarlatan ve FETÖ tetikçilerinin evveliyatını bildiğim için böylesi propagandalarına şaşırmıyorum. Yine sosyal medya üzerinde Alman basın yayın organlarında görevlerini sürdürüp Venezuela hakkında Musadık yönetimi üzerinden ahkam kesenlere de, veyahutta bu ülkenin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk hakkında kaynakçası olmayan bir kitabı Anıtkabir’de sergilenecek koleksiyoner eser diye pazarlamaya çalışan şahısların bugün köşelerinde Venezuela üzerinden ABD propagandası yapmasına da şaşırmıyorum. Yalnız şunu unutmasınlar, sırf Erdoğan birileri ile iyi veya birileri ile düşman diye; ABD’nin bekçi köpekliğini yapmayacak ilericiler ve yurtseverler bu ülkede yaşamaya ve ABD’ye karşı seslerini yükseltmeye devam edecekler!

YAZARLAR