ABC Kritik | Mehmet Aslan | Cengiz Gündoğdu’nun estetik anlayışı

ABC Kritik | Mehmet Aslan |  Cengiz Gündoğdu’nun estetik anlayışı

Cengiz Gündoğdu’nun estetik anlayışı, egemen burjuva uygarlığının estetik anlayışına karşıtlık oluşturur... Kapitalist burjuva uygarlığında, yöntemli iş bölümü gereği, estetikçilere dikey bir gelişim içinde yol alacakları sınırlı bir iş yüklenmiştir. Bu işte onların görevi, sanat yapıtlarında güzel olanı belirlemektir.

C. Gündoğdu’ya göre, estetiğe yüklenen bu tanım, bu sınırlama, estetiğin insandan koparılmasıdır. “Estetik, (...) insanın estetik bilincini geliştirip geliştirmemesi açısından hiç kuşku yok sanat eseriyle ilgilenecektir.” Ancak, “(...) işbölümünün zincirine bağlı kalarak, yalnızca sanat eseriyle ilgilenmeyecektir. (...) kaldırımlarla, yollarla, kentlerle, evlerle, bahçelerle de ilgilenecektir estetik. Çünkü estetik, insan soyunun yaşadığı dünyayı güzel kılmanın yolunu yordamını gösteren bilimdir. Bu açıdan bakıldıkta, politikadan, evimizin içine kadar, insanın el attığı her işi kapsamına alacaktır estetik.” (1)

C. Gündoğdu, Marks’ın, beş duyunun oluşması, tüm geçmiş tarihin işidir, sözünden yola çıkarak, estetiğin amacını daha da genişletir. “(...) Taşı taşa vurarak ses çıkartan insan soyunun bugün ulaştığı nokta gelişim sürecinin bir uğrağıdır.

Kaba taş yontulardan mermere can veren ince yontulara vardı. Av sevincinin anlamsız çığlıkları türkülere dönüştürdü.

Daha önemlisi dünyayı güzelleştirmek için, sömürüsüz, özgür bir dünya için düşünceler üretti. Dünyanın dört bir yanında ölümü göze alarak ayaklandı.

Bütün bunlar beş duyunun gelişimiyle birlikte ışıyan estetik bilincin başarılarıdır. (...)” (2)

Ancak bu başarı, kapitalist burjuva uygarlığında sekteye uğrar...

“(...) Yöntemli işbölümünün sonucu, bütün dünyanın meta pazarına dönüşümüyle, milyarlarca insan sararıp solduruldu. Burjuva uygarlığı beş duyunun gelişimini durdurdu. (...) İnsan, estetik özne olmaktan çıkarıldı.

Estetiğin temel amacı, insanı estetik özne yapmaktır.” C. Gündoğdu’ya göre... “Bunun için ilk elde estetiğin özellikle ilgi alanına giren sanatı, burjuva estetiğinin soktuğu dolambaçlı yoldan kurtarmak gerekiyor. İnsandan koparılan estetiği, insana vermektir bunun adı.” (3)

Estetik Yansıtma

C. Gündoğdu’ya göre, sanat yansıtmadır... “Sanat, kendisinin dışında var olan gerçekliği, kendine özgü bir tarzda yansıtır ve yorumlar.” (4)

Sanattaki yansıtma, nesnel gerçekliğin tıpatıp kopyası değildir. Nesnel gerçekliğin bilince yansısı, sanatçının öznelinden geçerek dışlanır... Öznelinden geçip dışlanan bu yansıtmaya, kendi öznelliğini (özgün biçimini, içeriğini, yorumunu...) katar sanatçı. Böylece, nesnel gerçekliğin karşısına, çeşitli biçimlerle, çeşitli imgelerle estetik bir yaratı koyar.

Estetik yansıtmada öznelliğin etkin olması, sanatta önemli bir soruna açık kapı bırakır. Bu sorun, sanatçının öznelini nesnel sanması sorunudur.

C. Gündoğdu’ya göre, yazınımızda yazarların büyük çoğunluğu öznelini aşamamıştır.

“Sanattaki yansıtmada özneli aşmak, kendiliğinden olabilecek bir konum değil. İlk elde küçük burjuva bilincini kırmak (...)” (5) gerekir. Çünkü yabancılaşmış bir bilinç düzeyi olan küçük burjuva bilinci, kendi başına gelenleri, kendi sorunlarını insanlığın sorunları olarak görür.

Küçük burjuva bilincini kıramamış, aşamamış yazarın, sanatçının yapıtı tekilde kalır, estetik nesne olamaz... Estetik nesneye yükselememiş yapıtlar, insanı, yaşamı gerçekçi bir biçimde dile getiremezler.

Buna karşın, küçük burjuva bilincini kırıp, tür bilincine yükselmiş yazarların, sanatçıların yapıtlarında, tekille genelin diyalektik birliğini görürüz. Böylesi yapıtlarda ancak; insan, yaşam gerçekçi bir biçimde yansıtılır.

Türsel Bilinç

Türsel bilinç, “Cengiz Gündoğdu’nun gerçekçi estetiğinin temel kavramlarından biridir. (...) insanı tarihsel bir bağlamda dünü, şimdisi ve geleceği olan bir varlık olarak ele alan bilinç türsel bilinçtir.” (6)

“On üç milyon yıl önce harekete geçen insan bütün insanlara –bilincinde olmasalar bile- insanlaşma yolunda büyük katkı yapmıştır. Bu katkının bilincinde olmaya ben türsel bilinç diyorum.” (7)

Yaşama, insana tür bilinciyle bakan yazar, sanatçı, tarihin belli bir döneminde yaşanan sorunları insanın yazgısı olarak görmez. Bu sorunları, tarihin diyalektik akışı içinde, o döneme özgü, insani bir savaşımla aşılabilecek geçici olgular olarak görür... Bu sorunları aşıp insanın esenlikli bir dünya kurma savaşımına yarattığı estetik nesnelerle katkı sunar.

İnsanda türsel bilincin oluşmasında en büyük engel, önyargılı öznellik olan küçük burjuva bilincidir...

İnsanda türsel bilincin oluşumu, kaynağını insana, insan türüne duyulan sevgiden alır.

C. Gündoğdu’ya göre, yazarın, sanatçının derin bir insan sevgisinin olması gerekir. “İnsanı sevmezseniz (…) iyi bir yazar olamazsınız.” (8)

İnsan sevgisi, gerçekçi yazarların, sanatçıların temel özelliğidir.

“İnsana türsel olarak bakan yazar kendini tekil insanın yapıp ettikleriyle sınırlamaz. Tekil insan umut kırıcıdır. Tekil insan can sıkıcıdır. Ancak insanlık tarihi içinde tekil insan geçici bir andır yalnızca. İnsan sevgisi türsel olarak insanın yapıp ettiklerine ilişkindir.” (9)

Sanatta Star Sistemi

C. Gündoğdu’nun yazınımıza, insani-gerçekçi estetiğe katkılarının en büyüğü, Sanatta Star Sistemi’nin işleyişini, ekonomi politiğini göstermiş olmasıdır... Bu katkı, onun eleştiri anlayışının temelini oluşturur.

“Gündoğdu’nun star sistemini ileri sürmesine kadar yazında olup bitenler kadın-erkek, köy-kent, kuşak gerilimleri üzerinden açıklanmak istenir. Gündoğdu ise yazın alanında yaşanan dönüşümleri açıklamak için star sistemini gündeme getirir. Star sistemi’nde, estetik değerine bakılmaksızın pazara yönelik üretilmiş eserleri ve yazarları yöneten düzene ilişkin çözümleme ortaya konur.” (10)

Sanatta Star Sistemi’nde, sanat yapıtı meta (alınıp satılan mal) olarak görülür... Bu düzende, üretken emekçiye dönüşen yazar, yazdığı meta-kitaplarla sermaye sınıfına (yayınevi sahibi patrona/kapitaliste) artı-değer (para) kazandırır... Üretken emekçi yazar, sermayeyi arttırdığı oranda varlık kazanır... Okur, tüketici olarak görülür. Her şey onun beğenisine göre oluşturulur. Bu noktada nitelik göz ardı edilir... Bu düzende eleştirmene yüklenen görev, yazılarıyla yazarı “star”laştırmak, meta-kitabın, herhangi bir olumsuz eleştiri getirmeksizin, reklamını yapmaktır... Yayıncı; yazılarla, söyleşilerle, ödüllerle, reklamlarla... “star”laştırılmış yazarların yazdığı “başyapıt”ları pazarlamakla görevlidir...

C. Gündoğdu’ya göre, Sanatta Star Sistemi’nin ülkemizdeki işleyişi 1970’lerde başlar. Yazınımızdaki bu kapitalist örgütlenmenin varlık nedenini ise şöyle açıklar. “Toplum uyanmış, gerçekleri görmeye başlamış. Bu durumda her alanda toplumu bakan kör durumuna getirmek zorunluydu egemenler için. Bu, edebiyatta star sistemiyle yapıldı.” (11)

Sanatta Star Sistemi’yle, insanın estetik bilincini geliştiren, kapitalist sömürü düzenini gösteren, toplumu uyandıran gerçekçi yazarların/yazının önü tıkanır; buna karşın, insanın estetik bilincini dumura uğratan, düzenin diliyle düzenin ideolojisini estetize eden karşı gerçekçi yazarların/yazının önü açılır, desteklenir...

C. Gündoğdu, 1984’ten bu yana, insana karşıt bu düzenle yılmadan savaşımını sürdürdü.

Estetik Ölçütler

Eleştiri, temelde ikiye ayrılır; öznel eleştiri, nesnel eleştiri. C. Gündoğdu’nun eleştiri anlayışına baktığımızda nesnel eleştiriden yana olduğunu görürüz. Ona göre, öznel eleştiride kişi, bir yapıta temellendirmeye gerek duymadan “güzel” veya “çirkin” diyebilir. Kişinin bu yargısı eleştirilemez. Buna karşın, nesnel eleştiride ise, kişi bir yapıta “güzel” veya “çirkin” derse, bu yargıyı temellendirmeli. Temellendirilen bu yargı eleştirilebilir...

C. Gündoğdu, nesnel eleştiri gereği, üzerine çalıştığı yapıtlar üzerine söylediği yargıları, yapıtlardan alıntılarla temellendirerek somutlaştırır... Üzerine çalıştığı yapıtları anlamlandırarak, kendi başına var olan bu yapıtları, gerçekte insan için var kılar...

Bir yapıt, nasıl anlamlandırılır, nasıl gerçekte var kılınır...

C. Gündoğdu’ya göre, bir yapıtın anlamlandırılması, var kılınması o yapıtın, onu oluşturan estetik ölçütler ışığında incelenmesiyle olur...

Bu durumu, öykü-roman eleştirisi üzerinden görelim şimdi.

C. Gündoğdu’ya göre, öykü-roman eleştirilerinde başlıca şu ölçütler kullanılmalıdır.

-Dil-Anlatım

-Karakterler

-Nesnelerin birliği

-Nedensellik

-Örge

-Çatışkılar

-Canlandırma

-İtki

-Uzam

-Zaman

-İzlek (Tema)

Bu temel ölçütlere ek olarak, yan ölçüt saydığı; toplumsal çözümleme ile güdücü örgeyi de katabiliriz...

Tek tek bu ölçütleri açalım şimdi...

Dil-Anlatım

C. Gündoğdu’ya göre, yazın dil işidir. Bu nedenle, yazarın yazdığı dili iyi bilmesi, yetkin bir biçimde kullanması zorunludur... Yazar için dil, hem araçtır, hem de amaçtır. Bu anlamda, diyalektik bir işlevi vardır dilin. Dil araçtır; yazar, dil aracılığıyla nesnel gerçekliği bir sanat yapıtında yeniden yaratacaktır... Dil amaçtır; yazar, dilin boyutlarını, kullanım alanını genişletmelidir...

Dil, yapıtın en önemli öğesi olduğundan, yapıt incelenirken ilk olarak yazarın/yapıtın dili üzerinde durulmalıdır... Burada, başta şu soruların yanıtı aranır:

-Yazar dili nasıl kullanmış?

-Yazarın dili; yalın, anlaşılır, güzel bir dil mi, tersi mi?

-Yazarın dili, gerçekliği gösteren bir dil mi, yoksa gerçekliği gizleyen, örten, çarpıtan bir dil mi?

-Yazarın dili, hangi sınıftan, ideolojiden yana? Hangi sınıfın ideolojisini estetize ediyor?

-Yazarın dilinde, Türkçenin yapısını bozan yaygınlaşmış tutumlar var mı? Örneğin; zevkli, bilgili yerine; zevk sahibi, bilgi sahibi denmesi... Konuştu, bekledi yerine; konuşma yaptı, bekleme yaptı denmesi... Yapıtta “ve”, “tarafından”, “falan” vb. sözcüklerin çokça kullanılması...

-Yazarın dilinde, yabancı, Türkçe söyleyişe aykırı sözcükler kullanılmış mı?

Anlatıma gelince...

C. Gündoğdu’ya göre, anlatımın içeriğiyle biçimi arasında diyalektik bir ilişki vardır... Bu nedenle, yapıtta yanıtı aranması gereken soru şudur. Yazar, anlatımında bu diyalektik ilişkiyi kurabilmiş mi?

Anlatımda ikinci önemli nokta, anlatımın matematiksel olup olmadığıdır... C. Gündoğdu’ya göre, “Yazarlarımızın çoğu matematiksel anlatımı bilmez. Şöyle yazar 6+6+6+6+6+6=36.” (12) Gereksiz, işlevsiz bir anlatımla oluşturur yapıtını... Gereksiz yere uzatır. Buna karşın, matematiksel anlatımda yazarın anlatımı 6x6=36 biçimindedir... Hiçbir şey gereksiz yere uzatılmaz...

Karakterler

C. Gündoğdu’ya göre, insan, hem doğal hem toplumsal bir varlıktır... Yazar, insanı anlatırken, onu doğadan, toplumdan soyutlayarak anlatmamalı... İnsanı, verili toplumsal bağlamları içinde, var olan yaşam koşulları içinde ele almalı... Örneğin; hiçliğe düşen biri yazılacaksa, hiçliğe düşüşün toplumsal, bireysel nedenleri işlenmelidir yapıtta.

Yazın, insan araştırmasıdır. Yazar, yaratacağı karakterlerle insanı çözümlemelidir.

Yazar yapıtında, kafasındaki soyut, kavramsal, idealize edilmiş insanı değil, içinde yaşadığı toplumun insanını yazmalıdır.

Yapıttaki karakterler, yazarın savına göre değil, kendi karakterine uygun olarak eylemeli, konuşmalıdır.

Yazar, karakter yaratımında tekil-tümel diyalektiğini kurmalıdır... Tip-karakter ilişkisiyle tekil insanda tümel insanı yansıtmalıdır.

Yapıtta karakterler çözümlenirken, tüm bu durumların yanıtı aranmalıdır.

Nesnelerin birliği

C. Gündoğdu’ya göre, güzel sanat yapıtları, nesnelerin estetik biçimlenmesiyle oluşur. Böylesi yapıtlarda nesneler işlevlidir. Hiçbir nesne, hiçbir olay, hiçbir söz boşu boşuna yazılmaz. Her nesnenin karakterlerin yapıt etmeleriyle nedensel bir bağı, ilişkisi vardır.

C. Gündoğdu, yapıttaki nesneleri; ilerleten (devindiren) nesneler, gösteren nesneler olarak ikiye ayırır. “Sözgelimi, bir karakteri betimlemek için yazarın tembel birisi demesi yerine, tembelliği bir durumda, karakterin nesneler bağı üzerinden göstermesi beklenir. İşte böylesi bir kullanımı, Gündoğdu gösteren nesneler olarak niteler. Nesneler zincirleme kullanımlarıyla karakterlerin belirgin kılınmasına aracılık eder. Öte yandan nesneler çeşitli biçimlerde karakteri etkiler. Bu etkilemeyle yapıtın konusu gelişir. Bu ise ilerleten nesnelerin etkisiyle gerçekleşir.” (13)

“Bir yapıtta nesneler doğru kullanılmazsa, konu dağılır, yapıt ‘gelişigüzelliğin acısını çeker.’ Gelişigüzellikten kurtulmak için olayları devindiren nesnelerin doğru seçilmesi zorunludur. (...) Nesnelerin düzeni konuyu açımlamalı, konuyu anlaşılmaz duruma getirmemeli. Konu canlanmalı.” (14)

Bir yapıtın estetik değeri nesnelerin birliğine bağlıdır...

Yapıt incelenirken, nesnelerin birliğine ilişkin şu soruların yanıtı aranmalıdır.

-Yapıtta nesnelerin birliği var mı?

-Yapıttaki nesneler işlevli mi, işlevsiz mi?

-Yazar, yapıtında nesnelerin dizilimini doğru, yerinde mi kullanmış, yoksa gelişigüzel bir biçimde mi serpiştirmiş?

Nedensellik

C. Gündoğdu’ya göre, öyküde, romanda bütün ilişkiler nedensellik ilkesine dayanır. Öykü, roman yazmanın zorluğu da buradadır. Yazar, nedensel ilişkileri doğru kullanmalıdır. Kullanamıyorsa, o kişi yazar değildir.

Gerçekçi yapıtlarda, her şey zincir halkaları gibi bağlıdır birbirine... Nedensel ilişkilerin doğru kurulmadığı yapıtlar gerçekçi olmaktan uzaktır...

Yapıt incelenirken, yazarın nedensel ilişkileri doğru kurup, kurmadığına bakılmalıdır.

Örge

“Bir olayın, ya da birçok olayın, nedensel ilişkiler gözetilerek örülmesine örge denir. Yapıttaki konuşmalar, eylemler örgeden çıkmalıdır. (...) Roman ya da öykü, yaşamın düzene sokulması, disipline edilmesidir... Romanda, öyküde konu dışı öğeler olmamalıdır... Yazar, yapıtını örerken konu dışı öğeleri, örgenin dışında tutmalıdır... Örgesi doğru kurulmuş yapıtlarda anılan her şey halkalar biçiminde birbirine bağlanmalıdır...” (15)

Yapıtta, örgeye ilişkin şu soruların yanıtı aranmalıdır.

-Yazar yapıtında örgeyi nasıl kurmuş?

-Yazar yapıtında örgeyi doğru kurabilmiş mi?

-Yapıtta konu dışı öğeler, taşmalar var mı?

Çatışkılar

C. Gündoğdu’ya göre, gerçekçi yapıtlar çatışkılar üzerine kurulur... Çatışkıları doğuran çelişkilerdir.

Yazın yapıtlarındaki çatışkılar dört kümede toplanır.

-Kendiyle çatışkı (iç çatışma)

-İkili çatışkılar (karakterin diğer karakterle çatışması)

-Sınıf çatışkıları

-Doğayla çatışkı

Yapıttaki çatışkılar uydurma olmamalı... Nesnel (somut) bir nedene dayanmalıdır.

Yapıtta, şu soruların yanıtı aranmalıdır. Yapıtta çatışkılar var mı? Varsa, bu çatışkılar somut bir nedene dayanıyor mu?

Canlandırma

Canlandırma, anlatılanın gözde canlanmasıdır... “Canlandırma örge içinde eyleyen karakterin kendiliğinden oluşturduğu eylemler ya da durumlardır.” (16)

Canlandırma öğeleri karaktere, karakterin konumuna, ortama uygun olmalıdır... “Canlandırma gelişigüzel, genel yapılmamalı. Canlandırıcı öğeler, olaya özgü, kişiye özgü olmalıdır. Gelişigüzel, kişiye, olaya özgü olmayan öğeler canlandırma etkisi yapmaz.” (17)

Canlandırma öğesine ilişkin şu soruların yanıtı aranmalıdır yapıtta.

-Yapıtta canlandırma var mı? Varsa, canlandırma öğeleri; karaktere, karakterin konumuna, ortama uygun mu, yoksa gelişigüzel, genel mi?

-Yazarın anlatımı gözde canlanıyor mu?

İtki

“Olay örgüsü, nedensellikle nesnel bir biçimde kuruldukta, karakter örge gereği eyleyecektir. Buna örgenin sağladığı itki denir.

Gerçekçi yapıtın temel ilkelerinden biri de budur, karakterin eylemleri yapmacık değildir. Örgesi sağlam kurulmamış yapıtlarda karakterin eylemleri yapmacıktır.” (18)

İtki, karakteri harekete geçiren içsel güçtür... Karakteri harekete geçiren itkiler, örgeden çıkmalıdır.

Karakterler, örgenin sağladığı itkiye göre mi hareket ediyor, yoksa yazarın kuklası mı?

Uzam

C. Gündoğdu, yazınsal yapıtlardaki uzamı; öznel uzam, nesnel uzam olarak ikiye ayırır. Nesnel uzam, içinde karakterlerin eylediği, onların bilincinden bağımsız somut uzamdır... Buna karşın öznel uzam ise, karakterin yaşantılarına bağlı olarak öznelinde duyumsadığı uzamdır...

Yapıtta öznel uzam ile nesnel uzamın kullanımı diyalektik bir ilişki içinde olmalıdır.

Yapıttaki uzam işlevli olmalıdır.

Yazar yapıtında uzamı nasıl kullanmış, sorusu, bu bölümde yanıtı aranması gereken sorudur.

Zaman

C. Gündoğdu, yazınsal yapıtlardaki zamanı; öznel zaman, nesnel zaman olarak ikiye ayırır.

“Nesnel zaman: Ölçülebilen zaman, ama kendi içinde değil, cisimlerin devinimiyle ölçülebilir. Öznel zaman: Zaman bilincine dayanır, yaşantılara bağlıdır; nesnel olarak ölçülemez; (...)’ Öznel zaman, uzun ya da kısa olabilir, bunun yanında kötü de, güzel de olabilir.” (19)

Yapıtta nesnel zaman, öznel zaman işleyişi diyalektik bir ilişki içinde olmalıdır. Öznel zaman, öznel zaman olarak işlenmeli. Yaşanmışlık ya da öznel zaman, nesnel zaman olarak işlenirse sorun çıkar, C. Gündoğdu’ya göre.

Yazar yapıtında zamanı nasıl kullanmış, sorusu, bu bölümde yanıtı aranması gereken sorudur.

İzlek (Tema)

C. Gündoğdu’ya göre, izlek, bir yapıtın kurucu öğesidir. Kurucu öğe, yapıtın biricikliğini sağlar. Yapıtta konudan çok, konunun nasıl işlendiği, yani izlek (tema) önemlidir.

İzlek, ana düşünce ile ana duygunun birliğidir... Yapıttaki ana duygu, sanatın haz verici yanıdır. Yapıtta ana düşünce ile ana duygu birliği kurulamazsa ya da yanlış kurulursa yapıt değer yitimine uğrar.

Bir yapıtın doğru kavranması, yapıttaki izleğin doğru kavranmasına bağlıdır...

Yan ölçütler

Toplumsal çözümleme ile güdücü örgeyi yan ölçüt olarak görür, C. Gündoğdu.

Ona göre, gerçekçilikte toplumsal çözümleme zorunludur. “Toplumu doğru çözümleyen yazarların yapıtlarıyla okur, insanı, toplumu anlar.” (20)

Bir sanat yapıtından çıkardığımız toplumsal çözümleme, toplumbilimcinin yaptığı toplumsal çözümlemeden farklıdır.

Güdücü örge, bir yaşanmışlığın istenç dışı bilinci kuşatmasıdır... Güdücü örge, nesnel durumdan, örgeden çıkmalıdır. “Güdücü örgede temel ilke budur. Bunu sağlamak için güdücü örgeden önceki konum, güdücü örgeyi sağlayacak bir biçimde oluşturulmalıdır.”

“Güdücü örge, örge içinde karakteri beklenmedik bir yola iter. Bunun nedeni güdücü örgenin karakteri dört bir koldan sarmasıdır. Örgenin itkisinden daha güçlüdür güdücü örgenin etkisi.” (21)

Son söz

“İnsani-gerçekçi estetik olanı eleştirmekle yetinmez. Olması gerekeni de söyler.” (22)

C. Gündoğdu’nun yapıtlarını okuduğumuzda, bu durumun somut örneklerini görürüz... Karşı gerçekçi yazarların yapıtlarında, bir yapıtın nasıl olmaması gerektiği gösterilirken; insani gerçekçi yazarların yapıtlarında, bir yapıtın nasıl olması gerektiği somut örnekler üzerinden gösterilir...

Dipnotlar

1. Cengiz Gündoğdu, Ekmek, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2006

2. Cengiz Gündoğdu, age.

3. Cengiz Gündoğdu, age

4. Cengiz Gündoğdu, Estetik Kalkışma, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2012

5. Cengiz Gündoğdu, age.

6. Özgüç Güven, C. Gündoğdu’nun Gerçekçi Estetiği, İnsancıl dergisi, 328. Sayı.

7. Cengiz Gündoğdu, İnsancıl dergisi, 321. Sayı.

8. Cengiz Gündoğdu, Estetik Kalkışma, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2012

9. Özgüç Güven, C. Gündoğdu’nun Gerçekçi Estetiği, İnsancıl dergisi, 328. Sayı.

10. Özgüç Güven, age.

11. Cengiz Gündoğdu, Eleştiri, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2017

12. Cengiz Gündoğdu, Gerçekçiliğin Estetiği, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2016

13. Özgüç Güven, C. Gündoğdu’nun Gerçekçi Estetiği, İnsancıl dergisi, 328. Sayı.

14. Cengiz Gündoğdu, Estetik Kalkışma, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2012

15. Cengiz Gündoğdu, age.

16. Cengiz Gündoğdu, age.

17. Cengiz Gündoğdu, age.

18. Cengiz Gündoğdu, age.

19. Cengiz Gündoğdu, age.

20. Cengiz Gündoğdu, age.

21. Cengiz Gündoğdu, age.

22. Cengiz Gündoğdu, Ekmek, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 2006

 

YAZARLAR